abdurrahman yalçınkaya etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
abdurrahman yalçınkaya etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

01.04.2008

Devlet, Yargı ve Demokrasi üçleminde boğulan aydınlar

0 yorum  

Demokrasi; tanımı üzerinde literatür olarak kesin bir görüş birliği olmamasına rağmen, bir organisazyonu veya devlet politikasını şekillendirmede tüm üye ve vatandaşların eşit hakka sahip olması şeklinde tanımlanıyor.

Günümüzde ülkemiz iktidarının şarkıcısından, akademisyenine, sıradan vatandaş tarafından ayak takımı olarak nitelendirilmesi birden ortaya çıkmış bir durum değildir. Demokrasinin ana yurdu denen Eski Yunan'da bile eleştirilere maruz kalmış ve ayak takımının yönetimi gibi aşağılayıcı ifadeler kullanılmış günümüzde de kullanılmaya devam edileceği aşikar.

Demokrasi, tanımı kadar uygulamaları ve içeriği olarak da çeşitli atıflara maruz kaldığından derin bir konu. Şahsen demokrasi tarihini buraya dökecek değilim fakat demokrasi üzerine dile getirmek istediğim düşüncelerimi paylaşmak istemekteyim.

AKP'nin hakkında Anayasa Mahkemesi'ne yapılan kapatma istemli başvuru kabul edildi ve iddianameye göre yargılama süreci başlamış oldu. Bu durum çeşitli medya ve kişiler tarafından; demokrasini aldığı bir darbe vb şekillerde dile getiriliyor, özellikle de yabancı basın ve AB sözcüleri tarafından. Elbette iç ve dış medya ve yabancı misyon görevlilerinin bu durumu demokrasiyi dile dolayarak halk nezdinde yargı aleyhine bir provakasyon olarak değerlendirdikleri görüşündeyim.

Özellikle başka zamanlarda dile getirilen kuvvetler ayrılığı ilkesi göz ardı edilerek hem memlekette istediği şekilde faizden kârını katlayan yabancı sermayenin hem de iktisadi ve ticari olarak kendi çıkarlarını gözeten dış ülke temsilcilerinin dile getirdikleri fiilen ülkenin iç işlerine müdahaledir.

Ancak Yargının işlevi Hukuk Devleti çerçevesinde önüne getirilen uyuşmazlıkları çözümleme yoluyla hukuka uygun davranışın sağlanması olduğundan, önceden olmasa bile sonradan harekete geçen Yargı denetimi nedeniyle bu organın Türkiye'deki sistem ve düzen uyarınca gerek Yasama gerekse Yürütmenin etkinliklerini denetleyebilme konum ve durumunda olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle sadece işlevsel ağırlığını göz önünde bulundurarak Yargı için eşitler arasında önde gelen nitelemini kullanılabilir. Kaldı ki aynı organın Yasamanın daha oluşması aşamasında seçimlerin usulüne uygun bir biçimde yapılıp yapılmadığını ve şikayet üzerine değil doğrudan doğruya genel yönetim ve denetiminde görevli bulunduğunu göz önünde bulunduracak olursak bu önde gelme durumunun daha da belirginliştiğine inanabiliriz.

Yargının eşitler arasında önde gelme niteliğinin bir başka kanıtı, çağdaş devletin en önemli özelliğinin Sosyal Hukuk Devleti olması zorunluluğudur. Nitekim ekonomik bir kavram olmayan sosyal devletin ilk koşulu eşitlik ve özellikle imkan ve fırsat eşitliği ise bunun tek demokratik güvencesi de huhuka bağlı yönetim yani hukuk devletidir
Tüm bunlara aslında hiç gerek bırakmayacak bir hukuksal dayanak Anayasanın Yargı Yetkisi kenar başlığını taşıyan 9 maddesidir. Bu madde: Yargı yetkisi Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır, demek suretiyle kayıtsız şartsız ulusa ait bulunan egemenlik yani milli irade ile Yargının iradesini özdeşleştirmektedir. Bu bakımdan Anayasal düzenimizde Yargı organı belki, eşitler arasında önde gelenden de öte bir konumdadır.*
AB'den, ülkemiz ve yurtdışı medyasından gelen; demokrasiye darbe, yargı darbesi gibi benzetmeleri yukarıdaki açıklamalarla birlikte Anasayasamızın Yargı için biçtiği rolü de göz önüne alarak değerlendirme gerekliliği doğmaktadır. Ülkemiz aydınlarının dahi bu konuda sırf yardakçılık adına lümpenliğe düşmesi bizler için acınası bir durumdur.

Çok bilindiğinden şöyle futboldan bir örnekleme yapmaya çalışayım:
Bir kulübün başkanısınız ve önemli bir maç var önünüzde. Takımınızın da rakibin üstesinden gelemeyeceğini biliyorsunuz hadi gelebilir ama siz yine de işi garantiye almaya çalışıyorsunuz. Karşı takım savunmasından bir futbolcuya rüşvet yada gözde deyimle teşvik primi veriyorsunuz ve maç oynandıktan sonra sonuç o oyuncunun çabalarıyla lehinize oluyor.

Aynı ligde şampiyonlukta rakibiniz bir kulübün sizin o teşvik primi verdiğiniz futbolcunun takımıyla maçı var ve kesinlikle alması gerekiyor ve neticede de alıyor. Şimdi siz o futbolcunun rakip takımdan teşvik primi almadığına inanır mısınız?

Cevap? Elbette,hayır değil mi?

Ülkemiz gündeminde yaşananları bir de bu şekilde değerlendirin bakalım. AKP çeşitli hukuki konularda eğer Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını etkileyecek girişimlerde bulunmuşsa-neticesi ne olur bilmiyorum- kendi içine düştüğü hukuki durumda da Yargı'yı zan altında bırakacaktır. Ve bu konuda üsteliyorsa ki kendisinin de Yargı bağımsızlığına müdahale konusunda hiç de püripak olmadığının delilidir aksi durum zaten iftiradır-ki ben buna inanıyorum.

Hem vatandaşlarda hem de siyasi kurumlarda bir takıntı vardır: Yargı lehimize karar vermişse bağımsız ve adildir, aleyhimize karar vermişse taraflıdır ve adil değildir. Her mahkeme kararını kişisel çıkarlarımızla değerlendiririz. Mahkeme kararlarının asıl dayanağı kanunlardır ve hakimlerin bu kanunları nasıl yorumladığına bağlıdır. Siyasi değerlendirmeler de şahsi çıkarlar üzerinden yapıldığı için kanunlar ve devlet yönünden değerlendirilemez.
Günümüzde aydınlarda malum konular üzerinde şahsi veya bağlı bulundukları sermaye grupları düzeyinde düşündükleri için siyasette lümpenlikten öteye gidip yargı ve millet ilişkisini kuramayıp kör bir demokrasi çukuruna saplanıp kalmaktalar.
Yargı; Anayasa'nın kendisine verilen yetkiyi milletten alarak Türk Milleti adına görevini yapmaktadır. Yargının görevini yapması darbeyse, evet doğrudur.

Neticede Anayasa Mahkemesi'nin iktidar partisi AKP'yi yargılaması sosyal hukuk devleti ve demokrasinin gereğidir. Eğer kanunlara aykırı bir eylemleri yoksa ki sütten çıkmış ak kaşık olarak sinei millete dönerler yok değilseler her halükarda Yargı'nın önünü tıkayıp bizzat iktidar partisini yargılama yetkisinin kendisinden aldığı halkla karşı karşıya getirmeye çabalayacaktır ki yaptığı da şu an budur.

* İl Han ÖZAY - Devlet, İdari Rejim ve Yargısal Koruma

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

17.03.2008

Nerede kaldı bağımsız yargıya güven?

0 yorum  

AKP hakkında Anayasa Mahkemesine açılan kapatma davası çeşitli kesimlerden çeşitli şekillerde tepki gördü.
Bu konuda benim görüşüm kapatmanın çözüm olmadığı yolunda. Bu zamana kadar laiklik karşıtlığının odağı olma konusuna benzer şekilde Selamet, Refah, Fazilet partileri, bölücü unsurların odağı olmak konusunda da DEP, HADEP gibi siyasi parti oluşumları kapatıldı. Ayrıca hakkında kapatma talepleri geri çevrilen partiler de yok değil. Anayasa Mahkemesi sadece bölücü veya rejim karşıtı unsurların odağı olmak sebebiyle değil Partiler Kanunu'nda mevcut şartları kaybeden, teşkilatı kalmayan, tüzük aykırılığı saptanan çeşitli partileri de kapatmıştır yani parti kapatma sadece rejim karşıtlığı sebebiyle olmuyor. Neticede rejim karşıtı unsurların odağı olarak kapatılan bu siyasi oluşumların beslendiği kaynaktan yeni yeni partiler aynı söylemlerle ortaya çıktı ve parti kapatmaları bence hiçbir işe yaramamakla birlikte kapatılan partilerin liderlerini birer efsane haline getirdi ki bu da bu siyasi oluşumlara halk nezdindeki desteğinin artmasına sebep oldu. Özellikle DTP, tam da siyasi söylem olarak halk nezdinde yolun sonuna gelmişken kapatma davası sebebiyle kendisinden uzaklaşmaya başlayacak kesim tarafından yeniden teveccüh gösterilmeye başlandı.

AKP konusunda ise durum bütünüyle bir muamma. Ahmet Altan tarafından Rusya destekli bir ihtilalin adımlarının sesleri duyulduğu iddia ediliyor. Kimileri tarafından iktidar partisine karşı bir durdurma operasyonunun yapıldığı söyleniyor kimileri de tam aksine bu girişimin halk nezdinde güven kaybeden AKP için yeniden bir efsane yaratma girişimi olduğu dile getiriliyor. AB ve ABD gibi AKP devrinde çarklarını çatır çatır işleten sistemler de AKP'ye destek vermekten geri kalmıyor yargıyı uyarır tavırdaki "hıııımmmm" diyerek parmak sallamalarıyla.

Şahsen bu muammayı çözebilmiş değilim fakat benim asıl dikkatimi çeken konu: Sürekli her ortamda hukuk devletinden, kuvvetler ayrılığından dem vuran aydın kesiminin, Anasaya Mahkemesi Başsavcısının görevinin gereğini yapmasından duydukları rahatsızlık sebebiyle bağımsız yargı üzerinde kamuoyu baskısıyla yönlendirme işlemine girişiliyor.

Argo tabiriyle halkımız arasında AKP'nin ve yandaşlarının takındığı tavra çok münasip bir deyim var; yarası olan gocunur! Madem AKP olarak iddianamede yazılanların vuku bulmadığından eminsiniz, iddiaların bir garez ve kin sonucunda ortaya çıktığına inanıyorsunuz o zaman neden yüksek mahkemenin üzerinde toplumsal bir tahakküm kurmaya çalışıyorsunuz? Mahkeme üyeleri iddianameyi inceledikten sonra delillerin mesnetsizliğine kanaat getirirseler AKP zaten bu işten yırtacaktır ve söz konusu Başsavcının yaptıkları da elbette ki mahkeme tarafından değerlendirilecektir.

Demokrasi tahammülü zor bir olgudur. Herkes kendine göre şekillendireceğini zanneder. Yargının özelliği kanunları yorumlamasında gizlidir ve hakimler hangi vicdani değerlerle yetişmişseler genelde o değerler doğrultusunda yorumda bulunurlar. AKP de kendi vicdani değerlerine sahip hakimlerin yüksek mahkemede yer almadağını kanaat getirdiğinden dolayı koltuk sevdasının yarım kalacağından korkuyor. Bu yüzden liboş medya da AKP'nin oyununa geliyor.


Hele Ahmet Altan'ın Anayasa Mahkemesi'ne suç duyurusu mektupları ve süper köşe bendi Emin Çölaşan'ın bu mektupların milyon sayısına varmasıyla bir umuda dönüşeceği öngörüleri tam bir demokrasi komedyası. AKP can sıktı, Genelkurmaya mektup; Başsavcı can sıktı Yüksek Mahkemeye mektup. Oldu! Kestane kebap acele cevap!

Bence yüksek yargı AB, ABD, sermaye ve liboş baskısından bu süreçte etkilenmeden sıyrılabilir ve davayı müspet veya menfii artık ne şekilde olursa olsun sonuçlandırabilirse işte o zaman bağımsızlığını kanıtlamış olur.
Herkese düşen işine karışmak değil, yargıya saygı duymaktır. AKP şu lafı iyi bilir: Şeriatın kestiği parmak acımaz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Hakkı saklı değildir. Hakkı kayıptır. nebilim.net