AKP hakkında Anayasa Mahkemesine açılan kapatma davası çeşitli kesimlerden çeşitli şekillerde tepki gördü.
Bu konuda benim görüşüm kapatmanın çözüm olmadığı yolunda. Bu zamana kadar laiklik karşıtlığının odağı olma konusuna benzer şekilde Selamet, Refah, Fazilet partileri, bölücü unsurların odağı olmak konusunda da DEP, HADEP gibi siyasi parti oluşumları kapatıldı. Ayrıca hakkında kapatma talepleri geri çevrilen partiler de yok değil. Anayasa Mahkemesi sadece bölücü veya rejim karşıtı unsurların odağı olmak sebebiyle değil Partiler Kanunu'nda mevcut şartları kaybeden, teşkilatı kalmayan, tüzük aykırılığı saptanan çeşitli partileri de kapatmıştır yani parti kapatma sadece rejim karşıtlığı sebebiyle olmuyor. Neticede rejim karşıtı unsurların odağı olarak kapatılan bu siyasi oluşumların beslendiği kaynaktan yeni yeni partiler aynı söylemlerle ortaya çıktı ve parti kapatmaları bence hiçbir işe yaramamakla birlikte kapatılan partilerin liderlerini birer efsane haline getirdi ki bu da bu siyasi oluşumlara halk nezdindeki desteğinin artmasına sebep oldu. Özellikle DTP, tam da siyasi söylem olarak halk nezdinde yolun sonuna gelmişken kapatma davası sebebiyle kendisinden uzaklaşmaya başlayacak kesim tarafından yeniden teveccüh gösterilmeye başlandı.
AKP konusunda ise durum bütünüyle bir muamma. Ahmet Altan tarafından Rusya destekli bir ihtilalin adımlarının sesleri duyulduğu iddia ediliyor. Kimileri tarafından iktidar partisine karşı bir durdurma operasyonunun yapıldığı söyleniyor kimileri de tam aksine bu girişimin halk nezdinde güven kaybeden AKP için yeniden bir efsane yaratma girişimi olduğu dile getiriliyor. AB ve ABD gibi AKP devrinde çarklarını çatır çatır işleten sistemler de AKP'ye destek vermekten geri kalmıyor yargıyı uyarır tavırdaki "hıııımmmm" diyerek parmak sallamalarıyla.
Şahsen bu muammayı çözebilmiş değilim fakat benim asıl dikkatimi çeken konu: Sürekli her ortamda hukuk devletinden, kuvvetler ayrılığından dem vuran aydın kesiminin, Anasaya Mahkemesi Başsavcısının görevinin gereğini yapmasından duydukları rahatsızlık sebebiyle bağımsız yargı üzerinde kamuoyu baskısıyla yönlendirme işlemine girişiliyor.
Argo tabiriyle halkımız arasında AKP'nin ve yandaşlarının takındığı tavra çok münasip bir deyim var; yarası olan gocunur! Madem AKP olarak iddianamede yazılanların vuku bulmadığından eminsiniz, iddiaların bir garez ve kin sonucunda ortaya çıktığına inanıyorsunuz o zaman neden yüksek mahkemenin üzerinde toplumsal bir tahakküm kurmaya çalışıyorsunuz? Mahkeme üyeleri iddianameyi inceledikten sonra delillerin mesnetsizliğine kanaat getirirseler AKP zaten bu işten yırtacaktır ve söz konusu Başsavcının yaptıkları da elbette ki mahkeme tarafından değerlendirilecektir.
Demokrasi tahammülü zor bir olgudur. Herkes kendine göre şekillendireceğini zanneder. Yargının özelliği kanunları yorumlamasında gizlidir ve hakimler hangi vicdani değerlerle yetişmişseler genelde o değerler doğrultusunda yorumda bulunurlar. AKP de kendi vicdani değerlerine sahip hakimlerin yüksek mahkemede yer almadağını kanaat getirdiğinden dolayı koltuk sevdasının yarım kalacağından korkuyor. Bu yüzden liboş medya da AKP'nin oyununa geliyor.
Hele Ahmet Altan'ın Anayasa Mahkemesi'ne suç duyurusu mektupları ve süper köşe bendi Emin Çölaşan'ın bu mektupların milyon sayısına varmasıyla bir umuda dönüşeceği öngörüleri tam bir demokrasi komedyası. AKP can sıktı, Genelkurmaya mektup; Başsavcı can sıktı Yüksek Mahkemeye mektup. Oldu! Kestane kebap acele cevap!
Bence yüksek yargı AB, ABD, sermaye ve liboş baskısından bu süreçte etkilenmeden sıyrılabilir ve davayı müspet veya menfii artık ne şekilde olursa olsun sonuçlandırabilirse işte o zaman bağımsızlığını kanıtlamış olur.
Herkese düşen işine karışmak değil, yargıya saygı duymaktır. AKP şu lafı iyi bilir: Şeriatın kestiği parmak acımaz.
17.03.2008
Nerede kaldı bağımsız yargıya güven?
Etiketler: abdurrahman yalçınkaya, ahmet altan, akp, akp kapatma davası, emin çölaşan, gündem, taraf gazetesi
15.11.2007
Taraf Gazetesi ne tarafa gidecek? Açıklıyorum!
Ahmet Altan'ın kuruluşuna öncülük ettiği, Alev Er'in genele yayın yönetmenliğini üstlendiği Taraf Gazetesi'nin kimin tarafını tutacağı konunsunda bir sürü şey yazılıp çizildi.
Kadrosunun bakış açısı dikkate alındığında dünyaya ve Türkiye'ye soldan bakacak bir gazete olduğu kendini belli ediyor doğal olarak. Fiyat gibi gazete satışlarında çok önemli bir değeri de göz önüne alırsak gazetenin çıkış amacının tiraja yönelik olmadığı bir yönden insanı sevindiriyor, Ahmet ALTAN da zaten böyle olacağını söylüyor. Bir zamanlar Vatan da böyle bağımsız, kimseye sırtını dayamayan bir gazete kimliğiyle ortaya çıkmıştı ama sonunda kendini Doğan'ın ellerine teslim etti. Sermaye gruplarının himayesinde yazmaya, çizmeye alışmış kadro bakalım ne kadar başarılı olacak. Ahmet ALTAN, vicdanı olan bir gazete olacaklarını dile getiriyor, mülakatlar arasında şöyle diyor:
Yaptığımız ilk toplantıda şöyle dedik; insanlara kötülük etmeyin, hakkında yazı yazdığınız herkesin akrabanız olabileceğini düşünün ve ona göre yazın, düşmanlık etmeyin, kimseyle alay etmeyin. En basitinden, kadınların fiziksel özellikleriyle ilgili o kadar can acıtıcı şeyler yazılıyor ki, ayıp! 'Bu gazete beni korur,' demelerini, buna inanmalarını istiyoruz.
Kendisiyle yapılan şuradaki ve şuradaki sohbetlerde Taraf'ın ne tarafta durduğu konusunda Ahmet ALTAN birşeyler söylüyor ama işin aslı hiç de öyle değil!
Gelelim asıl mesele olan Taraf'ın olduğu tarafa.
Gazetenin logosundaki T harfinin dik, "araf" ın ise italik olmasını, mediacatonline şöyle izah ediyor: sanki 'araf' kelimesine gönderme yapılıyor.
Bence hiç de öyle değil. T harfi merkezde duran birini-birilerini ve ardından gelen italik araf ise sağa doğru bir eğilim sergiliyor. araf ile öne çıkan sağa eğilim; T nin itmesiyle sağa yönelen birilerini mi yoksa merkezde dikilmekte ısrar eden birisinin-birilerinin araf ile sağa çekilmek istenmesini mi betimliyor? Önemli soru bu! Logoyu bu şekilde okuyunca Taraf ın kendine çizdiği yolun, logosuyla çeliştiği ortaya çıkıyor.
Yok eğer, biz söz ettiğimiz değerleri sağda yakaladık ve mücadelemize bu şekilde devam edeceğiz demiyorlarsa.
Birileri tarafından Taraf Gazetesinin logosunun dahi olağanı aşamadığı iddia edilse de ben buna inanmıyorum. Taraf'ın logosu mevcutlardan oldukça farklı çok çeşitli değerlendirmelere açık.
Etiketler: ahmet altan, alev er, taraf, taraf gazetesi
