anayasa mahkemesi etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
anayasa mahkemesi etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

20.06.2008

Google davası nerenize battı?

0 yorum  

AKP, kendisi hakkında açılan kapatma davası için yaptığı savunmada, delillerin googledan bulunduğunu belirterek davayı "google davası" olarak nitelendirmiş.

Öncelikle e-devlet ve kullanımının yaygınlaşması için bu kadar çaba harcayan bu siyasi partinin tavrının hedeflerine tamamen ters düştüğünü belirteyim. Sen o kadar e-devlete yatırım yap, et, eyle sonra parti mesuplarının dile getirdikleri e-devletin "e" ortamından elde edilince figan et "google davası" diye! Bak ya, hiç oldu mu şimdi?

Hadi şimdi davada öne sürülen deliller google aracılığıyla internetten bulundu. Ne var bulunanlar içerisinde? Parti mensuplarının laiklik aleyhinde verdiği demeçlerin gazetelerin, google aracılığıyla bulunmuş, internet ortamında elde edilmiş çıktıları. Size batan acaba deliller mi yoksa "google" tarafından yapılan araştırmanın savcıya zaman kazandırması mı? Söylenen aynı sözlerin delil olarak illa ki gazete küpürlerinden mi sunulması gerekiyor? Savcı gazete, dergi vb kayıtları ajanslardan elde etmek yerine google aracılığıyla aramışsa bu mu gayri meşru hale getiriyor delilleri? Saçmalamayın allahiseniz! Yapılan haberlerde, verilen demeçlerde ancak bir tekzip varsa onu geçersiz kılar yoksa delilin google moogle aracılığıyla ortaya konması değil. Sonuçta bir şey söylenmiş ki yer aldığı ortam yüzünden "google" da yer bulmuş kendine.

Artık "google davası" falan idare edin de siz öne sürülenler doğru değilse onu ispat edin. Yoksa böyle "goole davası" diye tanımlayarak savcıyı popüler bir aşağılamaya maruz bırakmaya çalışmayın.

Zaten asıl salaklık bu "google davası" tabirinden uçurum kenarında AKPyi kurtaracak bir dal bulma arayışıdır. Teknoloji iktidarın işine gelmedi, neylersin!!!!


Devamını göster

14.06.2008

Senato ve Yargının Egemenlik Hakkı

0 yorum  

Son günlerde gerek türban konusunda, gerekse kapatma davası konusunda Anayasa Mahkemesi'nin kararı ve yargılama süreci senato konusunda çeşitli tartışmalara çanak tutmuştur.
İktidar; egemenlik yetkisinin Anayasa ile millete verildiğini ve Anayasa Mahkemesi'nin TBMM'nin bu yetkisine tecavüz ettiğini öne sürmekteler. Hatta Juristokrasi gibi bir tanıma sığınıp devleti yargının yönettiği gibi savlar öner sürerek yargının egemenlik hakkını tartışmaya açmaktalar. Oysa ki Anayasa'da:

MADDE 6. – Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
denmektedir. Bu yetkili organlar nelerdir? Elbetteki yasama, yürütme ve yargıdır yani doğal olarak yargı da Anayasaya göre egemenlik yetkisini kullanma hakkına sahiptir. Özellikle, egemenlik yetkisi sadece ve doğrudan TBMMye değil de yetkili organlara dağıtılmıştır. Bunun temelinde de bu yetkili organlardan özellikle yüksek yargı, yasamayı kanunlar nezdinde kontrol ve denetim altında tutma yetkisine kavuşmuştur. Neticede, millet egemenliğini kullanma yetkisi salt TBMM'ye ait değildir.

Anayasa Mahkemesi mi Senato mu?
Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: T.C. nde Anayasa Mahkemesinin teşkilatlanmasında özellikle iktidarın hegemonyasını kırmak için (genellikle demokrasilerde bu böyledir) üye seçimlerinde Cumhurbaşkanıyla birlikte diğer yüksek yargı organlarına da üye verme yetkisi tanınmıştır.

Amerika vb. çift kanatlı parlamentolarda öyle bir teşkilatlanma kurulmuştur ki; yürütmenin görev süresi sonunda seçtiği senato ve yargı üyeleri kalmakta ve gelecek bir sonraki iktidarı kontrol mekanizmasının içinde yer almaktadır. İşte bu şekilde iktidar hegemonyasına engel olunmaktadır.

Senatoya ihtiyaç var mı yok mu konusuna gelince; öncelikle ne için senatoya ihtiyaç duyuluyor ona bir bakmak lazım. Şimdiki Anayasa Mahkemesinin teşkilatlanmasında doğrudan iktidarın etkisi bulunmaması, verdiği kararların çoğunun iktidar aleyhine çıkmasından dolayı iktidarı rahatsız etmekte ve senatonun bunun çözümü olacağı düşünülmektedir.

Yaptığım araştırmalarda, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ın Başkanvekilliği döneminde (zannedersem 2005 yılı, tarih bulunmuyor makalede) yayınladığı bir makalede bu konuya değindiğini gördüm. Bu çalışmasında hem yüce mahkemenin hantal yapısıının değişmesine yönelik dünya ölçeğinde kıyaslamalarla öneriler bulunmasının yanında bir de Anayasa Mahkemesi teşkilatlanmasa TBMM'nin de üye verebilmesi konusunu gündeme getiriyor ve şöyle diyor :
146. maddede önerilen en önemli ikinci değişiklik, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce Anayasa Mahkemesi’ne üye seçimiyapılmasına ilişkindir.

1924 Anayasası’na göre egemenlik gücünü yalnız başına kullanan Parlamento, 1961 yılından itibaren bu gücü Anayasa’da öngörülen esaslara göre “yetkili organlar eliyle” kullanılacağının belirtilmesiyle sözkonusu yetkili organlarda yasama organına ait
egemenlik gücünden kullanmaya başlamışlardır. Bu yetkili organlardan birisi de Anayasa Mahkemesi’dir.

Her ne kadar anayasa yargısı temel meşruiyetini korumuş olduğu insan hak ve özgürlüklerinden almış olsa da, kullandığı egemenlik gücü üzerindeki tartışmaların en aza indirilmesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Mahkeme’ye üye seçme olanağı verilmesinin olumlu katkılar sağlayacağına inanılmaktadır.

Bu bağlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne seçim için 4 üyelik kontenjanı düşünülmekte, bunlardan 2’si Yüksek Öğretim Kurulu ve Barolar Birliği’nce önerilecek 3’er aday içinden seçilmesi, diğer 2 üyeliğin ise Sayıştay Başkan ve üyeleri arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce doğrudan yapılacak seçimlerle doldurulması öngörülmektedir.

Hemen belirtmek gerekirse; 1961 Anayasası’nın 145. maddesinde Anayasa Mahkemesi için öngörülen 15 asıl üyenin 5’i ve 5 yedek üyenin ikisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu’nca seçilmekte idi. Başka bir anlatımla, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne üyelerin üçte birini seçebilme imkanı verilmiştir. Yeni öneride bu sayı dörtte birin altına indirilmekte, diğer taraftan da Kurumların önerileri ile sınırlandırılmış bir seçim yetkisi tanınmaktadır.

1961 Anayasası’na göre Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosuna verilen kontenjana o dönemde 18 üye seçimi yapılmış, bunların tamamına yakını yargı mensupları arasından tercih edilmiştir.
Makalenin 8. sayfasında da diğer ülkelerdeki anayasa mahkemesi üyelerinin hangi kaynaklardan seçildiği gösteren bir tablo bulunuyor.

(Bu noktada da şunu belirtmekte fayda var: AB'nin "Türkiye Kemalizmden kurtarılmalı" dediği işte bizim bu anayasal yapımız. AB, her teşkilatta seçilmişlerin ve özellikle de yürütmenin etkili olmasını istiyor. Çünkü sermayenin yürütmeyi etkilemesi eldeki imkanları dolayısı ile oldukça kolay ve bu durum sermayenin işine gelir. Ama bizdeki teşkilatlanma sermayenin ülke üzerindeki (özellikle de yürütme) tesirini azaltacak şekilde bürokratik, daha doğru anti emperyalist. Yani kurumlar doğrudan yasama ve yürütmenin etkisinde değil, bunların ve daha önceki iktidarın oluşturduğu teşkilatlanmalar içinden doğuyor. Karar mekanizmaların bir anda ve şuursuzca kararlar verebilmeleri engelleyen birbirine bağımlı bir devlet teşkilatı, işte Kemalizm diye içimizdeki liberallerin ve AB'nin kurtulmak istediği bu. Doğrudan sermayenin tesirine açık bir devlet teşkilatı daha doğrusu örgütü. Çünkü ABnin istediği hiyeraşik bir devlet düzeni değil başına buyruk bir yürütme.)

Parantez epey uzun oldu ama değdi. Nerede kalmıştık, hah Anayasa Mahkemesi!
Neticede bir açılım yapılması gerekiyorsa bence senato konusu dolambaçlı ve zor bir konu, H.KILIÇ'ın Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde TBMM'nin de etkisinin olması önerisi bu tartışmaları noktalamak konusunda dikkate değer.
Sonuçta senato diye ortaya konacak olan yapı da bir yanda seçilmişler bir yanda atanmışlardan oluşacak bir yapı olacak. Bürokratik elitten dert yanan iktidar, şimdi kendi bürokratik elit zümresini oluşturup devlet teşkilatında etkili bir hale getirme çalışmalarının alt yapısını yapmaya çalışıyorlar. Bunun başını da Meclis Başkanımız çekiyor ama yaptıkları toplantıda meclis içinde destek bulamadılar.
Hem zaten ülkemiz liberalleri, o kadar destek verdikleri iktidara bu konuda (bürokratik elitten dert yanıp da iktidarın kendi bürokrasisini oluşturma çabalarına) destek çıkarsalar ( ki çıkanları da yok değil) kendi tükürdüklerini yalamış duruma gelirler.

İktidarın bu tutkusu hayalden öteye gider mi? Sanmıyorum ama bekleyip görmekte fayda var.


Devamını göster

13.06.2008

Adalet isteyen, önce hukuka uysun!

0 yorum  

Adalet istemeyen var mı bu ülkede?
Bu ülkeyi bırakın dünya adalet istemeyen yoktur.
Hepimiz her konuda adalet isteriz; ücretlerde, öğrenimde, sağlıkta,ulaşımda, vergilerde...
Evet, istemek kolay! İsteyenin bir yüzü kara ...
Demokratik, sosyal, hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes hakkı doğal hakkı olan adaleti ister.
Adaleti isteriz ama adalet neye göre sağlanır işte ondan bihaberiz. Adaletin sağlanmasında temel alınan kurallar koyulmuştur ortaya işte buna da hukuk diyoruz. Kendi içinde bölümlere ayrılıyor, uzmanlık konusu, girmeye gerek yok, şimdilik...

Adalet isteyenler nedense hukuku hiç hesaba katmaz ve kendi aleyhlerine olan her yargı kararını adaletsizlik olarak nitelerler, çünkü adalet sadece bizim için vardır; başkasının adalete ihtiyacı yoktur. Hukuk; taraflara çeşitli sorumluluk ve görevler yükler. Hukuku çiğner iplemezsen adaletin kırbacını yer, adalet istiyorum diye yırtınırsın.

Ülkemizde adaletin olduğuna (hemen hemen her konuda) inanan pek kimseye rastlamadım bu aralar. Bu topraklarda adaleti gören olmadı mı hiç benden ve hüküm veren hakimlerden başka?

Neyse arkadaş, bu yazı çok uzamadan sonuca geleyim: Adalet istiyorsan, önce hukuka uyacaksın! Hem hukuka uyma hem de adalet istiyorum diye poponu yırt. Yok öyle yağma...

Kişi, kurum, siyasi parti fark etmez önce hukuk sonra adalet. Hukuk olmadan adalet olmaz zaten, hatırlatırım!

Söz temsil: Gazetelerin, internet sitelerinin, tv ekranlarının, radyoların köşe taşları yargı sürecinde bulunan bir dava (adı lazım değil baş harfi AKP kapatma davası) hakkında, taraflar hakkında davanın gidişatını etkilemeye yönelik her türlü haltı yemekte, hakimleri önceki kararlarından hareketle hedef göstermekte sonrasında ise adalet istemekteler.
Hem hukuku ipleme hem de ardından yargının verdiği kararı adil bulma. E doğal, uymadığın hukukun kararı nasıl sana adil gelebilir ki????


Devamını göster

01.04.2008

Devlet, Yargı ve Demokrasi üçleminde boğulan aydınlar

0 yorum  

Demokrasi; tanımı üzerinde literatür olarak kesin bir görüş birliği olmamasına rağmen, bir organisazyonu veya devlet politikasını şekillendirmede tüm üye ve vatandaşların eşit hakka sahip olması şeklinde tanımlanıyor.

Günümüzde ülkemiz iktidarının şarkıcısından, akademisyenine, sıradan vatandaş tarafından ayak takımı olarak nitelendirilmesi birden ortaya çıkmış bir durum değildir. Demokrasinin ana yurdu denen Eski Yunan'da bile eleştirilere maruz kalmış ve ayak takımının yönetimi gibi aşağılayıcı ifadeler kullanılmış günümüzde de kullanılmaya devam edileceği aşikar.

Demokrasi, tanımı kadar uygulamaları ve içeriği olarak da çeşitli atıflara maruz kaldığından derin bir konu. Şahsen demokrasi tarihini buraya dökecek değilim fakat demokrasi üzerine dile getirmek istediğim düşüncelerimi paylaşmak istemekteyim.

AKP'nin hakkında Anayasa Mahkemesi'ne yapılan kapatma istemli başvuru kabul edildi ve iddianameye göre yargılama süreci başlamış oldu. Bu durum çeşitli medya ve kişiler tarafından; demokrasini aldığı bir darbe vb şekillerde dile getiriliyor, özellikle de yabancı basın ve AB sözcüleri tarafından. Elbette iç ve dış medya ve yabancı misyon görevlilerinin bu durumu demokrasiyi dile dolayarak halk nezdinde yargı aleyhine bir provakasyon olarak değerlendirdikleri görüşündeyim.

Özellikle başka zamanlarda dile getirilen kuvvetler ayrılığı ilkesi göz ardı edilerek hem memlekette istediği şekilde faizden kârını katlayan yabancı sermayenin hem de iktisadi ve ticari olarak kendi çıkarlarını gözeten dış ülke temsilcilerinin dile getirdikleri fiilen ülkenin iç işlerine müdahaledir.

Ancak Yargının işlevi Hukuk Devleti çerçevesinde önüne getirilen uyuşmazlıkları çözümleme yoluyla hukuka uygun davranışın sağlanması olduğundan, önceden olmasa bile sonradan harekete geçen Yargı denetimi nedeniyle bu organın Türkiye'deki sistem ve düzen uyarınca gerek Yasama gerekse Yürütmenin etkinliklerini denetleyebilme konum ve durumunda olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle sadece işlevsel ağırlığını göz önünde bulundurarak Yargı için eşitler arasında önde gelen nitelemini kullanılabilir. Kaldı ki aynı organın Yasamanın daha oluşması aşamasında seçimlerin usulüne uygun bir biçimde yapılıp yapılmadığını ve şikayet üzerine değil doğrudan doğruya genel yönetim ve denetiminde görevli bulunduğunu göz önünde bulunduracak olursak bu önde gelme durumunun daha da belirginliştiğine inanabiliriz.

Yargının eşitler arasında önde gelme niteliğinin bir başka kanıtı, çağdaş devletin en önemli özelliğinin Sosyal Hukuk Devleti olması zorunluluğudur. Nitekim ekonomik bir kavram olmayan sosyal devletin ilk koşulu eşitlik ve özellikle imkan ve fırsat eşitliği ise bunun tek demokratik güvencesi de huhuka bağlı yönetim yani hukuk devletidir
Tüm bunlara aslında hiç gerek bırakmayacak bir hukuksal dayanak Anayasanın Yargı Yetkisi kenar başlığını taşıyan 9 maddesidir. Bu madde: Yargı yetkisi Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır, demek suretiyle kayıtsız şartsız ulusa ait bulunan egemenlik yani milli irade ile Yargının iradesini özdeşleştirmektedir. Bu bakımdan Anayasal düzenimizde Yargı organı belki, eşitler arasında önde gelenden de öte bir konumdadır.*
AB'den, ülkemiz ve yurtdışı medyasından gelen; demokrasiye darbe, yargı darbesi gibi benzetmeleri yukarıdaki açıklamalarla birlikte Anasayasamızın Yargı için biçtiği rolü de göz önüne alarak değerlendirme gerekliliği doğmaktadır. Ülkemiz aydınlarının dahi bu konuda sırf yardakçılık adına lümpenliğe düşmesi bizler için acınası bir durumdur.

Çok bilindiğinden şöyle futboldan bir örnekleme yapmaya çalışayım:
Bir kulübün başkanısınız ve önemli bir maç var önünüzde. Takımınızın da rakibin üstesinden gelemeyeceğini biliyorsunuz hadi gelebilir ama siz yine de işi garantiye almaya çalışıyorsunuz. Karşı takım savunmasından bir futbolcuya rüşvet yada gözde deyimle teşvik primi veriyorsunuz ve maç oynandıktan sonra sonuç o oyuncunun çabalarıyla lehinize oluyor.

Aynı ligde şampiyonlukta rakibiniz bir kulübün sizin o teşvik primi verdiğiniz futbolcunun takımıyla maçı var ve kesinlikle alması gerekiyor ve neticede de alıyor. Şimdi siz o futbolcunun rakip takımdan teşvik primi almadığına inanır mısınız?

Cevap? Elbette,hayır değil mi?

Ülkemiz gündeminde yaşananları bir de bu şekilde değerlendirin bakalım. AKP çeşitli hukuki konularda eğer Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını etkileyecek girişimlerde bulunmuşsa-neticesi ne olur bilmiyorum- kendi içine düştüğü hukuki durumda da Yargı'yı zan altında bırakacaktır. Ve bu konuda üsteliyorsa ki kendisinin de Yargı bağımsızlığına müdahale konusunda hiç de püripak olmadığının delilidir aksi durum zaten iftiradır-ki ben buna inanıyorum.

Hem vatandaşlarda hem de siyasi kurumlarda bir takıntı vardır: Yargı lehimize karar vermişse bağımsız ve adildir, aleyhimize karar vermişse taraflıdır ve adil değildir. Her mahkeme kararını kişisel çıkarlarımızla değerlendiririz. Mahkeme kararlarının asıl dayanağı kanunlardır ve hakimlerin bu kanunları nasıl yorumladığına bağlıdır. Siyasi değerlendirmeler de şahsi çıkarlar üzerinden yapıldığı için kanunlar ve devlet yönünden değerlendirilemez.
Günümüzde aydınlarda malum konular üzerinde şahsi veya bağlı bulundukları sermaye grupları düzeyinde düşündükleri için siyasette lümpenlikten öteye gidip yargı ve millet ilişkisini kuramayıp kör bir demokrasi çukuruna saplanıp kalmaktalar.
Yargı; Anayasa'nın kendisine verilen yetkiyi milletten alarak Türk Milleti adına görevini yapmaktadır. Yargının görevini yapması darbeyse, evet doğrudur.

Neticede Anayasa Mahkemesi'nin iktidar partisi AKP'yi yargılaması sosyal hukuk devleti ve demokrasinin gereğidir. Eğer kanunlara aykırı bir eylemleri yoksa ki sütten çıkmış ak kaşık olarak sinei millete dönerler yok değilseler her halükarda Yargı'nın önünü tıkayıp bizzat iktidar partisini yargılama yetkisinin kendisinden aldığı halkla karşı karşıya getirmeye çabalayacaktır ki yaptığı da şu an budur.

* İl Han ÖZAY - Devlet, İdari Rejim ve Yargısal Koruma


Devamını göster
Hakkı saklı değildir. Hakkı kayıptır. nebilim.net