başörtüsü etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
başörtüsü etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

25.02.2008

Türbana enfes çözüm: Her kuruma bir anayasa!

0 yorum  

Yeni düzenlenen Anayasa maddesi ile başın örtülmesine "Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez.Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir." şeklinde serbestlik getirilmesine rağmen üniversite rektörleri bu düzenlemenin yeterli olmadığını ve birçoğu yasağı devam ettireceklerini söylediler ve hatta yasağı devam ettirdiler.

Başın örtülmesi- örtülmemesi bir tarafa asıl sorun, kendilerini yasama organının üzerinde görüp özellikle Anayasa'ya karşı gelerek yasağı devam ettiren rektörlerin bu tutumuna hukukçuların hiç sesi soluğu çıkmıyor ne hikmetse? Hani Türkiye Cumhuriyeti olarak bir hukuk devletiydik? O kadar hukuçunun gördükleri, inandıkları hukuk nerede? Nerede kuvvetler ayrılığı?

Bu iş daha ne kadar böyle gidecek? İlla ki her kuruma özgü bir Anayasa mı hazırlamak gerekli? Şşşt hukukçular size soruyorum? Para kazanamadıkları gerekçesiyle sadece iki elin parmakları kadar cesur insanın seçtiği hukuk profesörlüğünün yerine, görüşlerine uymayan kanun maddeleri sebebiyle herkes hukuk profesörü cübbesi giymeye öykünüyor Anayasa'yı yorumlamak adına.

Her kurum hazırlayıversin kendine bir Anayasa olsun bitsin hem böylelikle Anaysa'da şu vardı, bu yoktu, bu böyle yeterli değil falan fişmekan gibi tartışmalar da sona erer belki.


Devamını göster

04.02.2008

Rüyalarımla ülkem

0 yorum  

Son günlerde akıl almaz derecede gerçekçi rüyalar görmekteyim (yoksa kabus mu desem?) ve bu gerçekçi rüyaların tesiri gözlerimi açmamdan akşam saatlerine kadar devam etmekte. Tesirinden kurtulmak için çaba sarf etmeme rağmen bir anda kurtulmak mümkün olmuyor.

Rüyalarımdan en tesirli olanlarından kısaca bahsetmek isterim:
Bir dağ başı, nerede olduğumu düşünmüyorum hava buz kesmiş, soğuktan ellerim ayaklarım tutmayacak derecede donmuş. Üzerimde asker üniforması var ama elimde silah yok. Tipi başgösteriyor, önümü görmekte zorlanıyorum. İleride bazı karartılar seciliyor fakat net göremiyorum.
Bir anda kadın bir teröristle göz göze geliyorum. İkimiz de sürünürek ilerlemeye çabalıyoruz o, kucağındaki kalaşnikofa sıkı sıkıya sarılmış ama bana doğrultmuyor, kucağına almış. Boynuna puşi dolamış, üzerinde parka, altında şalvar ayaklarında da kara lastik var. Uzanıp ayak bileğinden yakalıyorum o anda silah sesleri duyulmaya başlıyor. Kaçmaya çalışıyor, ne silahını doğrultuyor ne de birşey söylüyor sadece bakıyor ve kaçmaya çabalıyor. Silah sesleri, top sesleri, helikopter, tipi sesleri birbirine karışıyor ortalık beyaz bir cehennem gibi. "Gitme!", diyorum "Orada ölüm var, çıkış yok" diyorum dinlemiyor tekrar dönüp bana baktığı anda bir bebek ağlaması bütün sesleri susturuyor ve ben buz gibi ter basmış bedenimle yatağımda büzüşmüş bir şekilde uyanıyorum, gözlerim açıp sadece bön bön karanlığa bakıyorum ve besleme çekip tekrar uyumaya çalışıyorum.

Bir başkası:
Bir uçurumun üzerine kurulmuş, esen rüzgarda çatır çutur sesler eşliğinde sallanan ahşap bir köprünün tam ortasında elinde Türk bayrağı ile bir bebek oturuyor ve köprünün iki ucundan da kimi türban lehine kimi aleyhine sloganlar atan gruplar köprüye doğru ilerliyorlar. Gruplardan ilk kişilerin köprüye ayak basmasıyla benim uyanmam bir oluyor.

Bir vatandaş olarak artık bu rüyaları(!) ruhen ve beynen kaldıramıyorum. Ülke geleceğinde söz sahibi iktidar sahiplerinin veya diğer müdahillerin, başlarını yastığa koyduklarında gönül rahatlığıyla bir uyku çekip çekmediklerini muazzam bir şekilde merak ediyorum. Artık katlanamadığımdan dolayı, ne kadar sürdürebilirim bilmiyorum ama televizyondan (dizi, tartışma ve haberlerden) , gazetelerden elimi ayağımı çekmek ve pek mümkün görünmese de huzuru yaşamak istiyorum.


Devamını göster

01.02.2008

Başörtüsü karşıtlarının acınası ahvalleri

0 yorum  

Bir çocuğun elinden eğlenmek veya cezalandırmak maksadıyla hiç şekerini aldınız mı bilmiyorum, bunu denediğinizde göreceksiniz ki bugün MHP ve AKP'nin başörtüsüne yükseköğrenimde serbestlik getirmesi için yaptığı teklife muhaliflerin tepkisi o elinden şekerini aldığınız çocuğun tepkisiyle aynıdır.

Bir siyasal simge olduğu gerekçesiyle yükseköğrenimde takılmasına karşı çıkılan türban, bu ikili sayesinde siyasi simge türban dışında halkımızın geleneksel olarak başını örtmek için kullandığı bağlama şekliyle ele alınarak inancı gereği başını örten insanlara yükseköğrenimde bir şans tanımak için güzel bir fırsat. Gel gör ki bu insanlara bunu çok görenler eksik kalmıyor. MHP ve AKP'nin teklifine karşı çıkan güruhların tavırlarını ele almam arzusundayım.

1 - Başı türbanla örtülü olup, şeklen tarif edilen örtünmeye karşı olanlar:
Bu insanların tavırları başlarındaki örtünün amacının samimiyetine gölge düşürüyor ve illa da türban diye tutturuyorlar. Madem inancın gereği başını örtme peşindesin inançlı bir insan için biçim, karşı çıktığınız kadar belirleyici olmamalı. İslam'ın özü itibariyle amaç/niyet önemli olduğundan biçime takılıp kalmak inancın istismara dönüşmesinin en büyük belirtisidir. Durum itibariyle bir karar vermeleri gerekiyor: İnandıkları gibi başlarını örterek öğrenim görmek mi istiyorlar yoksa başlarındaki örtüyle takiye yapanlara alet olmak arzusundalar mı?

2- Başı örtülü olmayıp kadın/erkek, şeklen tarif edilen örtünmeye karşı çıkanlar:
Bunların tavırları en çok gülünesi olanı. İlk etapta türban bir siyasi simge deyip popoları yırtınırcası tv ekranlarında ve gazete köşelerinde laiklik elden gidiyor diye çığırtkanlık yaparlar. Hadi türban siyasi simge dedin, yükseköğrenimde türbanı yasaklayıp başörtüsünü geleneksel olarak biçimleyerek serbestlik getirdin, bu sefer de vay anam bu özgürlük/serbestlik değil üniforma veya tektipe uydurma çığırtkanlığı başgösteriyor. Gel de şimdi bunlara poponla gülme! E hani senin derdin türbanlaydı, türban sorununu çözdün de tek tipin derdi mi aldı?
Şöyle üniforma tanımına bi bakalım:
1 . Aynı işi yapanların giydikleri, tüzükle belirtilmiş, bir örnek giysi.
2 . Silahlı kuvvetlerin resmî giysisi.
Tek tip kıyafet yaklaşımına da uymuyor bu benzetme çünkü sadece bağlama şekli belirtilmiş ayrıca başa bağlanacak örtü için renk, ölçü, desen gibi tek tipe yönlendirecek betimlemeler veya başını bu şekilde örten, üstüne şu şekilde bir kıyafet altına şöyle bir etek ayaklarına da şu şekilde bir ayakkabı giyecek şeklinde bir tanımlama da yapılmamış. E bu nasıl tek tip? (Allah'ınızı severseniz demiyorum) Lütfen, ne olur şu tv ekranlarında ettiğiniz sözleri programdan sonra seyredip de kendinizle ne kadar çeliştiğinizi , ne kadar komik ve aciz duruma düştüğünüzü bi seyredin (yine Allah aşkına demiyorum - takiye olmasın diye(!) ) neye inanıyorsanız onun aşkına!
3- Yükseköğretimde başörtüsü serbestliğinin başı açıklara baskı unsuru olarak kullanılacağını savunanlarla, ülkenin yurtdışı imajını düşünenler
O kadar senedir başı örtülü olanlara ev,mahalle, kasaba, şehir ne kadar baskı varsa yaparak başlarını açmaları yönünde ellerinden geleni ardlarına koymayanlar sadece iş dünyası açısından ne kadar başarılı oldular ki başı örtülü olanlar o kadar baskıya sebebiyet verebilsinler. Ne o, yoksa başı açık olan hatun kısmısının aydınlığına inancınız yok mu yoksa? Siyasetinizde başı örtülülerin karşısına seçenek yaşam formu olarak sunduğunuz başı açık hatun kısmısı o kadar zayıf iradeli mi, Cumhuriyet çocuğu olmayı bu kadar ucuza satabilecek bir potansiyel mi? Ben inanmıyorum!

Var ya aslında başörtüsü hikaye, kapitalist düzen ülkemizde kadın korkusunu örtüyle birbirlerine düşürerek aradaki birliği kırmaya çalışıyor. Öteki benim yaşam alanıma müdahale edecek korkusu yaratılarak kadınların hemcinsleriyle ve toplumla uyumu parçalanmaya çalışılıyor. İnsanların başının açık yükseköğrenim görmesi sanki yurtdışında ülke imajını çok değiştirmiş de hala daha bu savunuluyor. Medya ve haber ajansları, sanat dünyası dışarıya neyi yansıtırsa dışarıda o tanınır. Ülke imajı konusunda asıl sorun başı örtülü insanlar değil asıl söz ettğimi unsurlardır. İmaj konusunda takıntılı olanlar bu unsurları göden geçirmeli. Avrupa ve ABD'nin popüler sinemasına baksan; her ecnebi kadını bir bakış ve bir içkiyle yatağa atılacak bir seks aracı, gençleri uçkurundan başka bir şey düşünmeyen geri zekalı zibidiler vs. ama gerçek öyle mi?

4- Türban ve başörtüsü konusunda kadınlara hiç söz hakkı verilmemesi konusunda feveran edenler
Türban sorunu ne kadın ne de erkek meselesidir. Bütünüyle siyasi bir sorundur. Bu sorunun çözümü yönündeki çalışmalarda kadınların da bulunması güzel olurdu fakat kadınlara söz hakkı verilip verilmemesi bu sorunun çözümünde erkek görüşünden farklı şeyler ortaya çıkarmayacaktır. Bu tutum aptal feminizm örneğidir. Yani meydanda olan erkeklerin dile getirdiklerinden farklı birşey mi söyleyecekler? Elbette hayır, zaten medyada görüyoruz.

Çözüme yönelik girişime karşı çıkanların laiklik, anayasa temelinde savunmaları afaki yaklaşımlar. Bu sorunun bin an evvel çözülüp, yasama ve yürütmenin ülke geleceğine yönelik gerçek sorunlara yönelmesini ve bu çözüm girişiminin toplumsal huzur açısından başarıya ulaşmasını temenni etmekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden.


Devamını göster

22.01.2008

Kışla'dan kamusal alan çözümü

0 yorum  

internethaber.com un verdiği haberi görünce birşeyler yazma ihtiyacı hissettim yine. Haber şöyle başlıyor:

Ankara'daki Gülhane Askeri Tıp Akademisi türban sorununu kendi yöntemleriyle çözdü. Kamusal alana türban girdi ama bildiğimiz şekliyle değil..
Ya nasıl ?
"Gelen kadın ziyaretçilerin eğer başı kapalıysa (türban şeklinde), başlarını açtırtmayın. Yalnızca çene altından (fiyonk şeklinde) bağlamaları yeterlidir."
şeklinde kapıdaki görevlilere talimat verildiğinden bahsediyor.
Nitekim bu GATA ya has bir uygulama değil. Askeri bütün alanlarda, kışlalarda evlatlarını ziyaret ederken, subay -astsubay evlerinde düğünlere giderken, askeri hastanelerden faydalanırken başı örtülü insanlar türban diye nitelendirilen bağlama şeklinin yerine bildik (çene altından) yazma bağlama şekliyle kamusal alan sorunuyla karşılaşmadan işlerine devam edebiliyorlar.
Bu durum askerin, başını örten insanlarla bir sorunu olmadığını ve zamanında Erbakan'ın dile getirdiği cümlelerle türbanı siyasi simge olarak tescillemesine bir misilleme ve kamuoyuna aleni bir duyurudur.
Ve sivil hayatta da bu sorunun çözümü asker duyarlılığıyla bulunacaktır. Çünkü siyaset sağıyla soluyla, muhafazakarıyla, demokratıyla türbanı bir oyuncak haline getirmiştir.
Gerçekten çözüm aranıyorsa ve sorun insanların başını örtmesinden ziyade başa örtülenin anlamı ise çözüm kışla yöntemindedir. En azından kamusal alan belası ortadan kaldırılır da şu sınav için dokuz eylüle giden ilköğretim velilerinin karşılaştığı mağduriyetler ortadan kalkar tabi türban bir simge(!) olmaktan kurtulana kadar.


Devamını göster

20.01.2008

Fazıl'ın hayalleri

0 yorum  

fazılsay


Devamını göster

20.09.2007

Türban geliyor türban, ya lele ya lele

1 yorum  


Eh be Necmettin hoca ne diyeyim ki ben sana? Yaşın vardı seksene, sen göçüp gideceksin ama bizlere kimselerin sahiplenmediği, daha doğrusu sahiplenenlerin bile içinden çıkamadığı bir belayı miras bırakıp gideceksin. O tarafta ne kadar huzur içinde olursun Allah bilir, belki Münker ve Nekir yanına dikilince aşağıda bıraktığın sahneler biraz olsun içini sızlatır da pişman olursun, en azından ilahi adaletten kendini kurtarmak adına. On iki, on üç sene olmuştur heralde bu belayı başımıza saralı. İnsanın çektiği dili belası.

Üniversite dönemi, o sahneler hiç gözümün önünden gitmiyor. Şimdi ben kampüsten uzaktayım ama o sahneler hala daha beynimin içinde bir bir kendilerini duvarlara vuruyor. Türbanlı-başörtülü artık siz adına ne derseniz- takan arkadaşlarımız, diğer öğrenciler, fakültede daha dolmuştan iner inmez, kimileri kendilerine başlarındaki örtüyü çıkarmak, kimileri de peruk takmak için ilim irfan yuvasında ilk ziyaret edilecek bina köşelerine koşuşturuyorlar, sanki birer vebalı gibi. Bu insanların çektiği vicdan azabının ilk müsebbibi sen sonrakiler de rejim konusunda bir bez parçasından korkacak kadar halka güvenmeyen, laikçi geçinen zat-ı muhteremler.
Sadece başı inançları gereği örtülüler değildi o zamanlar bu ızdırabı çekenler; kimisi modaya uyup kafasına geçirdiği boneli, bandanalı kızcağızlar, özel güvenlik görevlilerinin zebellah gibi kollarına yapışarak: Ya o başınızdakini çıkarın yada kampüsten çıkarmak zorundayız, şeklindeki yaklaşımlarına maruz kalan o insanların gözlerindeki korku ve nefreti sizlerin hissetmesini ne kadar arzu ediyorum bir bilseniz!


Medya ayağa kalktı; vay efendim türban serbest olursa toplumsal baskı olur, başı açık kızlarımıza da zorla türban taktırılır. Ulan halktan ne kadar uzak bir değerlendirme bu? En acı olanı ise bu salakça tutuma kapılıp ardından giden onlarca aydın(!). Yasağın olması başörtülü insanlarda ne kadar baskı oluşturdu da başlarını açtılar? Zamanımızın sisyasi Nostradamusu Tarhan Erdem'de bu tavıra katılıyor ve seçimlerde sağladığı başarıya güvenerek üstün körü bu tavrı destekliyor.

Sokaklarda çarşaflı ananın yanında gezen dekolte kızları hiç gören yok bu yorumları yapanlardan. Çarşaf, en mutaassıp ailenin fikrinin sokağa yansımasıdır. Bu tutumda olan aielerin kızları dahi dekolte veya başı açık dolanabiliyorsa analarının ve babalarının yanında, öne sürülen toplumsal baskı tezini çürüten en makul delildir. Demek ki o toplumsal baskıyı ortaya çıkaracak aile otoritesi dahi tarumar olmuştur bu devirde. Öyle fildişi kuleden tez sallamakla topluma bir fayda sağlanmaz aydın efendiler.

Şimdi bu iki ucu boklu değeneği kim nasıl tutup da yaslanacak büyük merak içerisindeyim. İktidar talip oldu ama seçimlerin ardından yüzde 47 oy alan iktidar partisine, "halkın darbesi" manşetleriyle destek veren yalaka aydın(!) medyamız sağolsun "darbe isteriz de darbe" diye yırtınarak vazgeçirmeye çalışıyorlar şimdi.

E hocam! Milli görüş ne diyor bu konuda, var mı bu çıkmazdan kurtulmanın bir yolu?

Bence var ama onun için de yaklaşık 72 milyonluk Türk halkına güvenmek gerek!
Mustafa Kemal bu güveni mandacı İstanbul hükümeti ve halifeye karşı göstermişti zamanında on iki milyonluk anadolu halkına.
Şimdi sıra sizde!


Devamını göster
Hakkı saklı değildir. Hakkı kayıptır. nebilim.net