" Yeni kasetini çıkaran şarkıcı bilmem kim Gülben Ergene şöyle şöyle dedi" veya "Seksi şarkıcı, Hülya Avşar'ın artık tarih olduğunu ve piyasaya verecek bir şeyi kalmadığını söyledi" ya da " Kozanoğlu, Okan yerine atla öpüşseydim daha iyiydi dedi" şeklindeki haberler hepimize medyadan tanıdık geliyor değil mi?
Yeni albüm çıkaranlar, yeni bir dizide baş rol oynayanlar veya oynadığı yeni sinema filmi gösterime gircecekler arasındaki bu sataşmalara hepimiz sanki yanlarındaymışız gibi tanık oluyoruz güzide(!) medyamız aracılığıyla. Bu tür olaylar böyle işlerin bir raconu gibi görünüyor hiç de öyle olmamasına rağmen. Birileri, adım attıkları bir ortamda kendilerine bir edinebilmek, kendilerinden söz ettirebilmek ve mevcut düzen içerisinde kendilerine iyi-kötü düzey kazandırmış kişilerin konumlarından rant sağlama çabasındalar. Bu durum sadece magazinde değil, mahellemizden tutun siyasete, oradan da sanat dünyasında kadar uzanan geniş bir yelpazede halkımıza sirayet etmiş bir hastalık bu. Başka bir deyişle, haset de denebilir buna.
"Bunları biz de biliyoruz bu nereden çıktı şimdi?", diye sorabilirsiniz. Şuradan çıktı; yaklaşık iki aydır bir tarafından adım attığım blog deryasında gördüğüm olaylardan sonra aklıma yer etti. Kendin söyledin toplumsal bir hastalık diye, evet ben söyledim ama birçoğunun sanal diye nitelendirdiği internet ortamındaki genç dimağların bu hastalığa düşmüş olması beni rahatsız etti.
Hani yeniyim ya bu blog olayında, geziyor zaman zaman blogları. Neler yazılıyor, neler çiziliyor diye. Bir sitede rastladım, benim gibi yeni yetme bir blog yazarı Eda Suner isimli birine kafadan kıl olduğundan bahisle girmiş olaya. blograzzi de, kendi bloguna yorum yazmış da birden kıl oluvermiş Eda Suner isimli şahısa. Az çok izini sürdüm olayın nedir, niye kıl olmuş diye ortada mesele yokken. Sonradan farkına vardım ki Eda Suner, bu blog aleminde kendine özgü bloguyla nam salmış bir muhteremmiş. Ondan sonra jeton düştü tabi ki. Eda Suner'in şöhretine kanca atmaya çalışanlar öyle ne bir ne de iki, epey bir kalabalık. Bazı blog yazarları bir blog bile oluşturuvermiş bir kişi adına. Gezdiğim tozduğum bloglar arasında sadece Eda Suner değil bir iki tane daha yazar dikkatimi çekti gözdelik açısından. Birisi wolkanca, diğeri de Arda Kutsal.
Şimdi tutup bu insanların yaptıklarını, ettiklerini değerlendirecek değilim, yapılan edilen ne varsa ortada.
Dedim ya topluma sirayet etmiş bir hastalık diye, çözümü bireylerin bulunduğu yerlerin farkına vararak ne için ne yapmaya çalıştıklarının farkına varmalarında. Yoksa blog dediğin şey ne ki? büyük bir çoğunluğu haber sitelerinin yansısı.
Hiç bu tür şeylere kafayı yormayıp ben de kendime kanca atacak birilerini mi bulsam acaba?
Devamını göster