celal talabani etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
celal talabani etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

09.03.2008

Cemil Çiçek Talabani'yi yolcu ederken

0 yorum  

Sam Amca emri vermiş; Irak yönetimiyle ilişkileri sıcak tutacaksınız, davet edeceksiniz, gideceksiniz. Onlar da artık meşru bir devlet her ne kadar biz elimizle tepeden indirsek de dün kapınızdaki kuçular bugün bir devletin başında ve onlara hakettiği ihtimamı göstereceksiniz. AKP zaten Samin emrine amade ne derse eyvallah! Sayın Sezer'in, zamanında selamını almadığı adam şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nin köşküne giriyor ve Irak'ın kuzeyinde Kürdistan diye söz edebilme cüretini gösterebiliyor.
Elimiz(!) mahkum. Hani bağımsızız ya ondan mütevellit.
Her neyse, ne olduysa oldu ve AKP tepemizdeyken daha çok şeyler olacak ya görelim bakalım ama şu Cemil Çiçek Talabani'yi yolcu ederken hissettiği duyguları bi yansıtayım istedim ne de olsa bizim bakanımız o!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

28.11.2007

Kendi elimizle açtığımız "Büyük Kürdistan" yolu

1 yorum  

Bugünkü şartların olgunlaşmasına yol açan ve Büyük Ortadoğu Projesinin ayaklarından birini oluşturan Irak’ın bölünmesi hususunda zamanın şartlarına ve yaşanan olaylara bir göz atalım:

1991 Körfez Savaşı, çıkan Kürt ayaklanmasında, zulüm korkusuyla Türkiye’ye büyük bir mülteci akını olmuştur. Mart ve Nisan 1991’de Irak’tan kaçan 1,5 milyon Iraklı Kürt, Türkiye-Irak sınırına yığılmıştır. Günümüz mülteci sorunlarına cevap vermekten çok uzak 1951 Mülteci Sözleşmesi, ülkelere sığınmacıları kabul etme zorunluluğu getirmediğinden, Türkiye mültecilere sınırlarını açmamış, 450,000 Iraklı Kürt, dağları aşarak yasadışı yollardan Türkiye’ye girmiştir. BMMYK yetkililerinin ifade ettiklerine göre, hazırlıksız yakalanan Türkiye’nin elinde hali hazırda sadece 20,000 çadır vardı. Türkiye, beklediği sayının çok üstündeki mültecilere barınak ve yiyecek bulmakta zorlanmıştır. Kürtlerin bu durumu dünya kamuoyuna yansıdığında büyük yankı uyandırmış, koalisyon güçleri bu baskı sonucu BM’nin 688 sayılı kararı gereği 11 ülkenin katılımıyla Huzur Operasyonu’nu düzenleyerek Kuzey Irak’ta bir güvenli bölge oluşturmuşlardır. Bu operasyonda Türkiye de bulunmuştur. *

Güveni Temin Operasyonunun ardından bölgedeki gelişmeler konusunda dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut başını oldukça ağrıtan o günleri bütün canlılığıyla şöyle hatırlıyor: ‘Sınırımıza yığılan 500 bin insana büyük gayretlerimize rağmen bakmak, yiyecek ulaştırmak, sağlıkları ile ilgilenmek ve barınmalarını sağlamak mümkün olmuyordu ve olamazdı da. Coğrafya da müsait değildi. 500 bin kişiye çadır kursanız çadır kuracağınız yer yok. Ekmek, yiyecek temin etseniz onlara ulaştıracak yol yok.’

Yıldırım Akbulut o zaman peydah olan çekiç güçle ilgili durumu şöyle anlatıyor: ‘500 bin kişi Türkiye’de değil, kendi yerlerinde muhafaza edilsinler istedik. Tabii bir baskı sonucu buraya geldikleri için de Saddam’ın zulmünden kurtarabilmek için bir güç olsun, bunları korusun diye düşündük. Biz daha evvel Halepçe olayı nedeniyle 50—60 bin Peşmerge’ye kapılarımızı açtık. Onların bize ne derece bir problem oluğunu iyi biliyorduk. Asayişi temin edebilmek için bazı harekatlar yapıldığında ‘Türkler insanlara eziyet ediyor’ gibi bir çirkin propaganda ile de karşılaştık. Halbuki bizim yapmış olduğumuz insanî hareket öyle bir propaganda ile tersine döndü ki sanki biz peşmergelere eziyet ediyormuşuz gibi gösterilmeye çalışıldı. Çekiç Güç’e bunun için ihtiyaç duyduk.’**

Çekiç Güç'e bir de şuradan bakalım:
Çekiç Güce bagli helikopterler, ayrilikçi terör örgütüne yardim paketi atarken görüntülendi. Ama gazetelerde "Şok" gibi basliklarla haber olan bu konu bir çirpida unutuluverdi. Amerikalilarin "teröre karsi Türkiye'nin yaninda" olduklari seklindeki açiklamalari, nedense "ikna edici" bulundu. Oysa Çekiç Güç'ün ve ABD'nin Türkiye'deki ayrilikçi terör örgütüne gizli destek verdigine dair sik sik skandallar patlak verdi.

Örnegin Zaman gazetesinin 13 Mayis 1994 tarihli sayisinda verdigi habere göre, "KKTC Magosa Limani'nda PKK'ya silah götürürken yakalanan Anne M isimli geminin Litvanya Klaipeda Limani'ndan Kalasnikof marka silahlari ABD Savunma Bakanligi'ndan alinan silah satin alma belgesiyle yükleme yaptigi" ortaya çikmisti.

Çekiç Güç-Israil-ABD-Terör dörtgeni içinde, Israil-terör örgütü arasinda dogrudan iliski olduguna dair deliller de vardi. Israil'in terör örgütünü "taseron" olarak kullandigi yönündeki bir açiklama, Zaman gazetesinin 3 Mart 1994 tarihli sayisinda yayinlandi. Habere göre, BOTAS Petrol Boru hattinda meydana gelen patlamalarla ilgili olarak bir üst düzey yetkili söyle diyordu: Israil kendi teknolojisini ve uydularini kullanmak amaciyla iki defa boru hatlarinin güvenligini saglamak için talepte bulundu. Türk yetkililer bu duruma sicak bakmadi. Hemen ardindan boru hatlari PKK tarafindan bombalandi. Bombalama olayindan sonra Israilli yetkililer tekrar boru hatlarinin güvenliğine talip oldular. Türk yetkililer bu talebe sicak bakmalarına ragmen müsbet bir cevap vermediler. Bunun ardından, kısa bir süre önce ikinci bir bombalama olayı meydana geldi. Boru hatlarının bombalanması eylemlerini üstlenen PKK, bu eylemleri artırarak devam ettireceklerini söyledi. Israilliler boru hatlarinin güvenligine tekrar talip oldular. Bu son talebe devlet yetkilileri olumlu cevap verdi. Çok kisa bir süre içinde yapilacak anlasma ile de bundan sonra boru hatlarinin güvenligini Israil saglayacak... Bombalama olayı ve takip eden gelismeler son derece manidardir.Kisacasi Çekiç Güç, Terör Örgütü ve ABD-Israil arasindaki iliski, disardan göründügü gibi degildir. Her ne kadar ABD ve Israil terör örgütüne karsi olduklarini ve Türkiye'ye destek verdiklerini açiklasalar da, "ikili politika" geleneğinin iyi bir örnegi olarak, terör örgütünün arkasinda Israil ve ABD (daha dogrusu Israil'in Amerika'daki uzantilari) vardir. Çekiç Güç, Kuzey Irak'ta hem bir Kürt devleti olusturmakta hem de otorite bosluğu meydana getirerek terör örgütüne lojistik destek sağlamaktadır.

Çekiç Güç'ün göründügünden farklı hedefleri olduğunun, hem de oldukça "pis" ve "karanlik" hedefleri olduğunun bir baska göstergesi ise Çekiç Güce karşı çıkan bazi önemli isimlerin ilginç akibetleridir. Ortak özellikleri Çekiç Güç'ün gitmesini istemek olan bu kisiler, nedense birbiri ardina "fail-i meçhul" kurbani olmuslardir. Örnegin Hulusi Sayin ve Ibrahim Selen. Ikisi de korgeneraldi. Ikisi de Güneydogu'da Jandarma Bölge Asayiş Komutanı'ydı... Ve ikisi de öldürüldü. Iki emekli korgeneralin ortak yönleri ise Çekiç Güce karsi çıkmalarıydı. Çekiç Gücün gitmesi gerektiğini belirten Jandarma Komutani Orgeneral Eşref Bitlis uçak kazasi süsü verilen bir sabotaja kurban gitti. Esref Bitlis'in en güvendigi kisilerden ikisi, yani Bitlis'in Güneydoğu'daki özel kadrosunda yer alan Emekli jandarma Binbasi Cem Ersever ve onun yakın arkadasi yüzbaşı Mustafa Deniz fail-i meçhul cinayete kurban gittiler. Ersever ve Deniz'in ortak yönleri de Çekiç Güc'ün bölgedeki varlığına karsi çıkmalarıydı. Derya Sazak'in 14 Kasim 1993 tarihli Milliyet'teki yazisinda belirttigi gibi "Çekiç Güç sanki seytan üçgeni"ydi, "... ona karsi çikanlari içine çekebiliyor"du. Lice'de Tuggeneral Bahtiyar Aydın, Cumhurbaşkanı Demirel'in deyimiyle 'bir kör kursunla' can verdi. Bahtiyar Aydın'in en önemli özelligi de Çekiç Güce karsi çıkmasıydı. Bu kisilerin bir diğer özellikleri, soruna mümkün olduğunca "barışçı çözüm" bulunmasi gerektigini savunmalarıydı. Dağlari bombalamakla, bölgedeki savaşı bu biçimde yürütmekle bir sey kazanilmayacagina inanan insanlardı. Bölgeden Amerikan uzantilarinin kaldırılmasını ve Türkler ve Kürtler arasinda kardeşlik temelinde bir birlik kurulmasini savunuyorlardi. (Nitekim gerçekten de tek çözüm budur.) Çekiç Güç'e karsi çikanlari birbir ortadan kaldiran güç, kuskusuz Çekiç Güç'ü Incirlik'e getiren ve onun kanaliyla bir Kürt devleti kurmak isteyenlerin bir uzantisindan baska bir sey olamazdi. ***

Çekiç Güç
Genelkurmay Başkanlığı’nın dün(15.03.2003) yaptığı açıklama ile Çekiç Güç’ün Türkiye’deki görevi de sona erdi. Genelkurmay’ın ‘Kuzeyden keşif harekâtı ve üs hazırlama faaliyetleri’ kapsamında Türkiye’de bulunan bin 166 ABD askerî personelinin Türkiye’den iki gün içinde ayrılacağını belirtmesinin ardından ilk kafile uçakla İncirlik’ten Almanya’ya hareket etti.Çekiç Güç, 1. Körfez Savaşı sonrası 5 Nisan 1991’de Bakanlar Kurulu tarafından alınan karar doğrultusunda Türk topraklarında geçici olarak konuşlanmıştı.
Körfez Savaşı’nın akabinde Irak yönetiminin kendisini desteklemeyen gruplara
karşı sert mücadele başlatması ile çok sayıda insanın Türkiye ve İran’a
sığınmaya çalışması Birleşmiş Milletler’i (BM) harekete geçirmişti. BM Güvenlik
Konseyi Irak’a ekonomik ambargo konulması, nükleer, biyolojik ve kimyasal
silahların yok edilmesine yönelik 3 Nisan 1991 tarihli 687 No'lu kararını aldı.
BM’nin bu kararından sonra Bakanlar Kurulu, toplu göçün tekrarlanmaması ve
bölgede barışın devamını sağlamak amacıyla çok uluslu bir gücün Türk
topraklarında geçici olarak bulundurulmasına karar verdi. Türkiye’nin ev
sahipliğinde, ABD, Fransa ve İngiltere’nin katılımı ile Huzuru Temin Harekatı
başladı. İnsani yardım ve caydırma amacıyla başlayan bu harekat, sığınmacıların
kendi topraklarına geri dönmesi ve insani yardım faaliyetlerinin sona ermesiyle,
yerini 1 Ocak 1997’den itibaren Türkiye’nin ev sahipliğinde ABD ve İngiltere’nin
katılımı ile bölgenin gözetleme ve kontrolü amacıyla başlatılan ve İncirlik
Üssü’nde konuşlandırılan Kuzeyden Keşif Harekâtı’na bıraktı. Birlik, 15 Mayıs
1997’de tugay seviyesine çıkarıldı, 28 Eylül 1998 tarihinde de adı 10. Tanker Üs
Komutanlığı olarak değiştirildi ve sancak verildi. Amerika Birleşik Devletleri
öncülüğünde başlatılan ikinci Körfez Savaşı'nın başladığı 20 Mart tarihinde ise
Türk hükümeti ABD’nin sadece Türk hava sahasını kullanabileceğini belirtmesi ile
daha önce Türkiye’deki üslerden Irak’ın kuzeyine yapılan keşif gücü uçuşları da
sona ermiş oldu. Bu uçuşların sona ermesiyle İncirlik'ten önce İngiltere’ye ait
Tornado tipi savaş uçakları, ardından da ABD’ye ait Awacs erken uyarı, radar
bozucu Prowler tipi uçaklar ile tanker ve F–15, F–16 tipi savaş uçakları başka
üslere çekildi. 1991 yılından bu yana her 6 ayda bir görev süresi uzatılan Çekiç
Güç ve ardından başlayan Kuzeyden Keşif Gücü kapsamında yürütülen faaliyetler
başlangıçta 25 bin personel tarafından yerine getiriliyordu. Zaman içinde bu
personel sayısı 1.000’e, uçak ve helikopter sayısı da 63’e düştü. Kuzeyden Keşif
Gücü’nün görev süresi son olarak 26 Aralık 2002’de 58. Hükümet’in Türkiye Büyük
Millet Meclisi'ne gönderdiği tezkeri ile 6 ay daha uzatılmıştı. ‘Kuzeyden Keşif
Gücü’ adı altında yapılan ve kamuoyunda ilk başladığı isim olan ‘Çekiç Güç’
adıyla anılan ortak görev gücü böylece 12 yılda 13 hükümet görmüş oldu.****

Biraz da şuradan bi bakalım ABD'nin Türkiye üzerinden bölgede oynadığı oyunlara:
Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Kuzey Irak’ta ABD’ye hep destek verdi. Herhalde kendisinin de söylediği gibi damarlarındaki Kürt kanından dolayı Kuzey Irak’taki Kürt gruplara ABD ile birlikte tam destek verdi. Fakat bu politikalar yüzünden de Türkiye beline kadar çamura saplanıyordu. Ayrıca bu dönemde Kürt liderler Talabani ve Barzani’ye kırmızı pasaport verildi. Çekiç Güç belasını başımıza salan Özal, PKK’nın daha da güçlenmesine ve palazlanmasına sebep oldu. Çekiç Güç bu bölgede terörist PKK militanlarına inanılmaz bir malzeme ve silah yardımında bulunuyordu. Uçuşa yasak bölgede PKK militanları bu boşluğu değerlendirerek hain emellerini devam ettirdiler. Türkiye defalarca Kuzey Irak’a askeri operasyonlar yapmak zorunda bırakıldı. Bu operasyonlarda zaman zaman 40 bine yaklaşan ordumuzun bir çok değerli subayları ve Mehmetçikleri şehit veya gazi oldular. Ülkemiz PKK terörü nedeniyle 32 bin kayıp vermiş, bu olaylar nedeniyle de en az 150 milyar dolar para harcamıştı. Her bakımdan ülkemize büyük maddi ve manevi zararlar veren bu çatışmalarda ABD’nin düşmanca tavrı bilinmektedir.

6 Nisan 2005 yılında, Kürt Lider Talabani’nin, Irak’ta, Devlet Başkanı seçilmesinin hiç de tesadüf olmadığını biliyoruz. Talabani 2002 yılında, Daily Telegraph’a yaptığı açıklamada: “Bush, babasının yarıda bıraktığı işi tamamlayacak” demişti. Gerçekten de Oğul Bush görevini yapmıştı. Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunu Kürdistan olarak gören Barzani ve Talabani’nin ne kadar tehlikeli olduğunu görmekteyiz. Bu yüzden de ABD’nin yüz yıldan beri izlediği politika bizim açımızdan hep çok tehlikeli olmuştur. Gerçekleşmesini asla istemediğimiz ülkemizi tekrar kan gölüne sokma uğraşısının bu sefer ki taktiği maalesef Türk-Kürt çatışmasıdır. Irak’ta Kürt Lider Talabani’nin iktidara gelmesiyle Türkiye’deki ayrılıkçı terör örgütü PKK-KADEK için bulunmaz bir fırsat doğmuştur. ****

Irak'ın işgalinin ardından; senelerce birbirleriyle çatışan, savaşan Barzani, Talabani güçlerini Özal aracılığıyla bir araya getirme ve PKK karşısında kullanabilme çabaları sonucunda PKK ile bu peşmerge liderleri kanka oldular. Birisi Irak'ın devlet başkanı oldu diğeri kendisine ırak'ın kuzeyinde bölgesel bir yönetim kurdu.

Sonuç
Zamanında bizim devletimiz tarafından, kurulacak bir Kürt devletinin savaş sebebi olacağı açıklamalarına rağmen ABD, bize rağmen bize bu bölgesel yönetimi kurdurdu. Lojistik desteğini sağladık senelerce, orada yaşayan Saddam mağdurları rolü oynattırılanlar sebebiyle. Merkez bankalarını kurdular, parlamentolarını açtılar, bayraklarını dalgalandırdılar, paralarını bastılar. Irak'ın ABD tarafından işgalinin ardından petrol anlaşmalarına taraf oldular ve şimdi %50lere varan pay almaktalar petrol gelirlerinden.
Biz daha, en meşru zeminde kurduğumuz KKTC'ye kendi ülkemiz dışında yabancı ülkeleri bırakın kardeş ülkemizden bile doğrudan uçak seferlerini başlatamamışken Irak'ın kuzeyine Avusturya'dan doğrudan uçak seferleri başlatılmış oldu.
Irak'ın kuzeyindeki Barzani yönetimi şimdiden bile bölgesel yönetim olarak dile getirilmekte bizim ulusal medyamız, haber ajansları tarafından. Biz hala daha Irak'ı bütün sanıp, bölünmemesinden yana teraneler sallıyoruz. Irak'ın kuzeyindeki yönetim, kendine bu kadar imkan sağlamışken, neden bağımsızlık ilan etsin ki bağımsızlık ilan etmiş devletten bile daha çok imkana ve imtiyaza sahipken?

Büyük Kürdistan devletinin ilk adımı atılmıştır. Sıradaki adım olarak Türkiye'de kurulacak bir Kürt bölgesel yönetimi görüyorum. Şimdilik İran topraklarında böyle bir girişim için erken, 1946 yılında İran'da sovyetlerin desteğiyle bir Kürt bağımsızlık hareketi ilan edilmiş fakat başarıya ulaşmamıştır. Bizdeki şartlar daha elverişlidir. Büyük Kürdistan hayalinde yer alan ülkemiz toprakları üzerinde demografik yapı oldukça uygun. Senelerce PKK/KADEK terör belası sebebiyle bölgeye ne öğretmen ne doktor ne de ihtisas(mühendis vs) sahibi insanlar sokuldu. Aile planlaması adı altında yapılan demografik çalışma da meyvelerini verdi ve hala daha vermeye devam etmektedir. Ülke çapında etnik olarak Kürtlerin yaşadığı ve bilhassa bu bölgelerin dışında aydın bir çok insan devlete inanıp aile planlaması oyunana ekonomik şartlar sebebiyle yenik düşerken;açlıktan her dakika ağlayan, devlet nerede diye sorup, elini uzatan devletin alnına kurşun sıkmayı bile başarabilen insanlar için aile planlaması zaten bir anlam ifade etmiyordu ve bu da bu tezgahı kuranların işine geliyordu. Bölgede nüfuz sahibi aileler kaçakçılık sayesinde cukkayı sağlamlaştırıp Bursa, İstanbul, İzmir, Kayseri gibi şehirlerde ticaret ve sanaiye dahil oldular hatta bazıları mafya tabir edilebilecek bir güce ulaştı. Bu oyunun içinde olmayan Kürt kökenli insanların varlığı elbette inkar edilemez. Demografik olarak gerekli şartlar sağlandı bölgede. Sıra siyasi aşamaya geldi. İlk etapta Türkiye için öngörülen, demokratik haklar, özgürlükler adı altında federatif bir yapı. Ardından özerklik ve sonrasında bağımsızlık talebi. Şimdilik bu komplo teorisi olarak görülüyor, temennim de o yönde ama mevcut gerçekler öyle demiyor.


*** Yeni masonik düzen
**** Zaman 16.03.2007

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

13.11.2007

Kahraman Amerika

0 yorum  

Emparyalist ülkelerin temel yönetim anlayışların en önemlisi; önce bir halkın başına bela sarıp ardından bu belayı çetin bir mücadeleyi göze alacak şekilde ortadan kaldırarak halkın gözünde kahraman-kurtarıcı olarak görülmesini sağlamaktır. Bir insan bile doğal olarak kendi kahramanına sonsuz bir güven duyar ki emperyalist güçlerin, halk tarafından kahramana duyulan güveni iktidarını ele geçirmek istediği topraklarda kullanması da kaçınılmaz olur.

Bir çok örneği yaşanmasına rağmen bunun dünya çapında yaşayan en büyük örneği Irak'ın kuzeyinde oluşturulan bölgesel Kürt yönetimidir. Emperyal yönetim taktiğinin bir efsane değil de yaşayan bir uygulaması olduğu aşikardır. Öyle ki söz konusu bölgesel yönetimin eğitim bakanı bile bunu kendi ağzıyla dile getiriyor: "Amerika bizim için bir kurtarıcıdır ve bunu çocuklarımıza da bu şekilde öğreterek tarihimizi yazacağız."(TRT, Sınırlar Arasında, 12.11.2007)

Bu taktik bizim tarihimizde de denendi ve hatta hala daha PKK belasıyla yeniden denenmeye çalışıyor. Gönülleri ferahlatan odur ki bir kaç istisna dışında artık halkımız gözünü açmıştır ve Amerika'nın bu oyunu açık seçik görebilmektedir.

1992 senesinden beri Amerikan sivil toplum örgütleri ve Irak işgalinden sonra demokrasi enstitüleri Irak'ın kuzeyinde, özellikle Erbil'de konuşlanarak BOP çerçevesinde çalışmalarına devam etmekteler. Erbil'de; inşaat sektörü tam takır işlerken, binalar yükselirken halk kolera salgınıyla boğuşmakta, susuzluk ve elektrik sorunu yaşamakta. Hemen yanındaki,Talabani'nin kalesi Süleymaniye ile aralarında iki ayrı kıtadaymışçasına farklar görülmekte.

Kahraman Amerika'nın sayesinde işgal sonrasında kurulan merkezi hükümetin ilk çalışması, neden işgal ve iç çatışmalar nedeniyle açlıktan kırılan halkın ihtiyaçlarını göz ardı ederek petrol kanununu çıkarmak oldu acaba?

Kürdistan özerk bölgesinin tanınmasının diyeti nedir?
Irak'ın kuzeyinde yaklaşık 15 yıldır varlığını sürdüren özerk kürt yönetiminin ayrıca tanınmasına gerek kaldı mı? Öncelikle bunun cevaplanması gerekli herhalde! Türkiye'yi kahraman Amerika'nın bu konuda ikna etmesinin diyeti; Kerkük Türkmen özerk bölgesi olabilir mi? Neden olmasın ki! Irak parlamentosunda demokrasi sağlanması adına 4 bakanlık verilmiş Türkmenlerin, merkezi hükümetten maddi yardım alabilmek amacıyla paramparça olan bütünlüğü de göz önüne alınınca kahraman Amerika güdümünde bir özerk Türkmen bölgesi neden olmasın ki? Bu özerk bölgenin kukla yöneticisi olacak birileri elbette bulunacaktır. Türkiye'nin, politik başarısızlıkları sebebiyle bir türlü hamiliğini beceremediği Türkmenlere verilen böyle bir lütufu özerk Kürt bölgesine diyet olarak kabul edebilir diye öngörülüyor olması pek de hayalperest bir durum değil.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

26.10.2007

Avrupa Yakası ve Mesut Barzani

0 yorum  

Ortadoğu cadı kazanı olmuş ABD nin ateşiyle kaynamaya devam ediyor. Her gün gazete köşeleri ve beyaz camın ardından çeşitli değerlendirmeler yapılıyor.

Bütün bunlar devam ederken tvde Avrupa Yakası adlı diziyi seyrettiğimde benim aklıma Ortadoğu daha doğrusu Mezopotamya geliyor. “Ne alakası var?” diye sorabilirsiniz. İstendiği zaman her konu birbiri ile alakalandırılabilir.

Avrupa Yakası, bilindiği üzere Nişantaşı eşrafından seçilmiş bireylerin hayatı üzerine çeşitlemelerle yürümeye devam ediyor. Aslına bakarsanız Ortadoğu’da yaşananların Avrupa Yakasında yaşananlardan pek de farkı yok.

Bu diziye en büyük keyfi veren ise; bir Anadolu çocuğu olmasıyla beraber ekonomik ve kültürel seçkin bir çevrede, Açıköğretim fakültesi diplomasıyla, sosyete hastalığı panik atağıyla, bulunduğu çevreye uydurmaya çalıştığı sosyal hayatıyla Burhan Altıntop!
Bu Burhan Altıntop, adi, şerefsiz, haysiyetsiz ilginç bir kişilik. Bulunduğu yerden daha yükseklere çıkmak, içinde yaşadığı topluma kendini kabullendirmek için yapmayı göze almayacağı ipnelik(muziplik vermek açısından bilerek ibne yazmıyorum) yok! Ev sahibine çeşitli şekillerde yaranmaya çalışarak; evden atılma ve kiraya zam yapılması gibi aleyhindeki konuları gündem dışı tutmak için poposunu yırtıyor desem yeridir. Ev sahibine yaranma çeşitliliği şu şekilde cereyan ediyor genelde ; ya ev sahibi için oturduğu evin garsoniyer olarak kullanılmasına izin veriyor ya da ev sahibini eve davet ederek beş yıldızlı otellerde dahi gösterilmeyecek ihtimamı sergiliyor . Burhan Altıntop’un yaranma çabaları sadece ev sahibine değil, iş yerindeki genel yayın yönetmeni, fiili şiddetinden tırstığı çaycı, şirket ortakları ve dahi kapıcı.

Ne ki Burhan Altıntop’u yeni sezona kadar dizginleyen bir kişilik vardı dizide; Goffır. Bu kişilik; ulaşmaya çalıştığı emelleri uğrunda karşısındakileri kullanmaya çalışan, genelde kendisinin kullanıldığının farkına varamayan Burhan’ı piskopat tavırlarıyla sus pus ediyordu. Psikolojik ve fiili şiddet baskısıyla Burhan azmanını zaptetmeyi başarabilen Goffır yeni sezonda yerini, kapitalizmin simgesi, sosyetik ve kültürel değerlere sanip olduğu kadar zaman zaman da karşısındakilerin hakkını bildirebilmek amacıyla kalitesini bozmayı göze alabilen Şahika’ya bıraktı. Goffır sağa sola fiili şiddete yönelik tehditler savururken Şahika; hayatın gerçeği parayı kullanıyor tehdit unsuru olarak.

Saadete gelecek olursak; diziyi seyretmeye başladığınızda ekrandaki kişilikleri Mezopotamya’daki oyuncuları göz önüne alarak birbirleri ile eşleştirmeye - hafızanızdaysa bunu şimdi bile deneyebilirsiniz – çalışınız. Deneyin bakalım, ne kadar haklılık payı bulabileceksiniz Ortadoğu ile Avrupa Yakası dizilerini birbirlerine benzetmem konusunda.

Nişantaşı’na kendini kabul ettirmek için poposunu yırtan Burhan Altıntop – Ortadoğu’da kendini dünyaya kabul ettirmek için (afedersiniz) götünü yırtan Mesut Barzani.
Ben sadece asıl kişiliği vereyim siz ona göre diğerlerini konumlandırın. Bakalım neler olacak beyninizde!

Bir Mesut Barzani kolay yetişmiiiiyi! Öyle değil mi?

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Hakkı saklı değildir. Hakkı kayıptır. nebilim.net