facebook çılgınlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
facebook çılgınlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.11.2007

Facebook, işte budur!

0 yorum  

Nereden, nereye?
İnternetin daha yeni yeni ülkemizde kişisel bilgisayarlarla kucaklaşmaya başladığı zamanlar, irc sunucuları ve özellikle mIRC adlı program sayesinde(ardından bir de icq var ya neeeyse) insanların taaa uzaklardan birbirleriyle tanışma faslı başlıyıvermişti internette.
O zamanlardan hatırlarım, karşınızdaki biriyle konuşmak ve akabinde kendisine dair bilgiler edinmek için yakışıklı/alımlı CIA- FBI ajanları gibi etkileyici ve iknacı bir konuşma tarzı gerekiyordu. Genellikle asl ile başlayan sohbetler bir kaç zaman sonra isimlerin, öğrenilmesi ve fotoğrafların gönderilmesi gibi ileri düzey arkadaşlıklara varılması genelde uzun bir zaman alıyordu.

Kişisel olarak internete duyulan güven arttıkça - ekonomik konular hariç - karşıda sohbet edilen insanlara da güven artmaya başladı. Akabinde icq, msn, skype vb programlar aracılığıyla fotoğraf göndermeler, şarkı hediye etmeler, birebir konuşmalar falan oldukça arttı.
Şimdi öyle bir zamana gelindi ki bir zamanlar internette insanlardan edinmek için kan süzülen bilgileri, artık insanlar hiç bir talep olmaksızın kendileri sergilemeye başladılar.
İşte Facebook da bunun en kolay yolu oldu.

Kredi kartlarının kullanımı slipler aracılığıyla yapılmaktaydı yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı zamanlar, hey gidi heeey. Her taksit için karta bir slip hazırlanır ve vadesi geldiğinde bankaya işletilirdi.
Şimdi internete yönelik geliştirilen güvenlik sistemleri sayesinde doğrudan sanal poslar aracılığıyla, satıcının eline bile kredi kartı bilgileri ulaşmadan ödemeler yapılarak alışverişlerde gönül ferahlığı sağlanabiliyor.

Facebook nedir?
"Nedir?" diye biten soru cümlelerine Kemal SUNAL filmlerinden bir replikle "Bele puşt kimin, ipne kimin bişey" diyesim geliyor da her zaman her yere uymuyor doğal olarak bu cevap.

Facebook, öyle bir şey ki Bilim Teknik Dergisi'ne bile kendini konu edebilmiş bir uygulama! Bu benim için konunun latif kısmı, dergi facebook u ne yönden incelemiş okuyup görmek gerek. Derginin, teknolojik altyapısı mı, sosyolojik yanı mı yoksa ekononik yükselişi mi ilgiyi çeken?

Gerçekten ilgi çekici bir konu, Bilim Teknik ne yönden incelenmiş bilmiyorum da biz buralarda facebook şöyleydi böyleydi diye söylenirken yatırımcılar borsa maddi değerlerinden, girişimciler sahip olduğu potansiyelden nasıl faydalanırız diye kafa yoruyorlar. Bilim Teknik'in söz ettiği konuda yani istihbarat verisi olarak ne kadar öneme haiz olduğunu bilemeyeceğim de göz ardı edilmemesi gerektiğine inanıyorum.

Bugün itibariyle kendini Türkiye ağı içerisinde tanımlayan 1,136,755 kullanıcı sayısıyla göz ardı edilmemesi gereken, işlenmeye müsait bir cevher. 218.000 Almanya ve 585.000 Fransa ağı nüfusu göz önüne alınınca oldukça iyi. En yüksek değer olarak at %50 sini CRM açısından (at derken şöyleki bu %50 iş olsun diye bulunanlar ve hiç bir demografik veri girmeyenler olsun) sana kalır 650.000 kullanıcı. Ben ticaretin içinde hele de internetten faydalanan bir işletme olsam bu durumu hiç de göz ardı etmezdim. Ve tabi ucundan kıyısından bu işe reklam konusunda bulaşan işletmeler de yok değil. Bir kaç sitenin kullanıcılarına bilgi beslemesi verdiği uygulamalar da giriş açısından olumlu (sinemalar.com film künye ve özet bilgisi, burçlar, tusul.com un özetleri, chip.com.tr için haber bilgileri falan).

Bu cevherden ülkemizden de faydalanan işletmeleri görmek sevindirirdi beni. Mesela siberalem benzeri siteler, bir zaman sonra bunun içinde yer almak zorunda kalabilirler ben pek mümkün görmesem de.

Facebookta lobi savaşları başlıklı yazımda facebooka politik konular açısından değinmiştim.

hafif.org daki facebookla ilgili bir yorumum aynen şöyle:


underground iletişim ortamı. bu özelliğe dikkatinizi çekerim. facebook
altında gizli group oluşturabilirsiniz, sadece davetle kullanıcının
katılabileceği. bu gizli group sıradan hiç bir kullanıcının sorgulamalarında
görünmez. facebookun bu özelliği biraz can sıkıcı, yasadışı örgütlenmeler
açısından. bu konuyu hiç gündeme getiren yok nedense!!!


Görüldüğü, okunduğu, yazıldığı üzere facebook, varması öngörülen noktalar dışında belki de üreticilerinin dahi aklına gelmeyecek amaçlar için kullanılabilecek bir ortam.

Çocukluk arkadaşınızı, eski sevgilinizi, ebenizi, dedenizi nenenizi vs bulabileceğiniz bir ortam olması yanında, çeşitli uygulamalarla eğlenceli vakit geçirtmeyi başarabilen, ticari imkanlar sunabilen, beklenmedik gelişmelere gebe, terör örgütlerinin bile yer edinebildiği, çocuk, organ, uyuşturucu, kadın ve akla gelen ne varsa pazarlanmasına imkan tanıyabilen, ve kucağına aldığı insanları sevimli ve sıcak yüzüyle kandırarak istediği şekilde kullanabilen kara bir melek. Diğer mevzular bir tarafa, facebooka internet'in Hyde Parkı demek benim hoşuma gidiyor.

Zamanında masumane, bir topluluğun iletişim ihtiyacını gidermek amacıyla ortaya çıkmış; şimdilerde çeşitli uygulamalar sayesinde kendisini kollarına sorgusuz sualsiz teslim etmeye hazır fanilerin şahsi bilgilerini pazarlama ve bu fani topluluğun gizil gücünün çekiciliğiyle milyon dolarlara dönüşmüş bir internet ortamı. İşte, facebook budur!

Buralara gelebileceği öngörülmüş müydü? Hiç ihtimal vermiyorum çünkü internette ortaya çıkan imkanlar pek de programlı olarak gelişmiyor. Planlı programlı işlerin internet ortamında tuttuğunu da ne duydum ne de gördüm.

Neticede üzerinde keyf alınabilecek ne varsa, kazanılabilecek ne varsa faydalanılmalı çünkü oturduğu tahtta fazla kalabileceğine inancım yok. Bir fenomen olarak görülebilecek kadar kıymetli değil benim açımdan. İnternet tarihinde şimdiden kendine yer edindiği açık. Üzerine yapılan çalışmalar da oldukça eğlenceli, youtube bu konuda göz atmak size keyif verebilir.


Devamını göster

03.10.2007

Facebook, o da ne?

0 yorum  

Tam internetteki deryadan elimi ayağımı çekip, birbir şifresini hatırladığım üyelikleri iptal etme ve ortadan kaldırma aşamasına girmişken gelen kutuma düşen, İzmir'den İsmet Abi'nin facebook a çağrı (Kurtuluşa çağrı gibi oldu, neyse) mesajını gördüm. İlk başta silmedim tabi hele bir dursun dedim. Bir zaman sonra facebook tutukusu blogları gazetelerinin teknoloji köşelerini sarınca ben de cazibesine kayıtsız kalamadım. Davete icabet edip üye oluverdim. Üye oldum da başım göğe mi erdi? Hayır. Baktım, baktım genelde blog dünyasında ve forum cemaatlerinde mevzu bahis olan ne varsa bir anda yığılıvermiş facebooka. Sanki adamlar bizimkilerin bu akınını öngörüp de yapmışlar projeyi. İlgimi çeken tek konu bazı internet sitelerine de konu olan seksenlerde varolmuş olmanın dayanılmaz hafifliği oldu. Bir iki gün yazılanlara takıldım ben de bir şeyler yazmadım değil. Sanki daha evvel taşınmış mahalle arkadaşlarımla bir masa başında sohbet ediyormuşum hissi verdi ilk başta, sonrası bildik bunalım tabiki. Geçmişe özlem ve bir anlık hasret giderme ardından sıkılmaya başladım. Facebooktaki bu geçmişe hasret sevdamızdan da kendisine görev çıkaran kimi yazarların olduğunu gördüm gazetelerde. Facebooktaki bu seksenler sevdasından esinlenip yazı döken yazarstarlara da rastladım tabi ki. (Gazeteport'un yazara aranıyor- benim deyimimle yazarstar- yarışması benim için güzel bir zaman geçirme aracı oldu itiraf edeyim. Geleneksel köşe yazarlığı eğilimden farklı nadir yazılar yer alıyor, bunları bulmak da bir şans meselesi o kadar yazı içinden)


Bu mecrayı çözüp de çeşitli uygulamalarına dahil olmuş şahsiyetler facebookun özünü yakalayamadığımı iddia edebilirler. Uygulamalarına baktım; oyunlar, fal, günü çıtır vs çeşitli şeyler. Kendi profil sayfana ekleyip arkadaş grubunla paylaşabildiğin aktiviteler. nebilim şimdi uyuyor, nebilim işte gibi çeşitli durumsal bildirimler. Çok da sosyal bir varlık olmadığımdan kendi adıma birşeyler bulamadım. Nasıl olsa nebilim.net bana yetiyor; demek istedikleri diyorum, göstermek istediklerimi gösteriyorum vs vs. Ee ben ne anlarım trendden mrendden, facebook gibi bir nimet üzerinde nerede ne zaman ne halt ettiğimi, nereleri gezip tozduğumu, sanal olarak arkadaşlarıma bira ısmarladığımı, videolarımı, müziklerimi yayınladığımı insanlara duyurmak gibi imkanlardan faydalanmamışsam. Sezarın hakkı sezara; internet üzerindeki farklı sitelerin sunduğu hizmetleri bir araya toplayan tek bir üyelikle bütün bunları kullanıcısına sunmayı başarabilen fevkalade bir sistem. Ama bana göre değil o başka. Zaman geçirmek için muhteşem bir ortam. Belki farklı amaçlarla kullanabilecek müstesna şahsiyetler çıkınca daha da eğlenceli olabilir. bu yönden Tuncay Özkan'ın işine yarayabilir görünüyor, hazır bizkackisiyiz ciler de orada örgütlenivermiş. Koy gruba şu gün şurada toplanıyoruz diye bi event (eylem) tamam bütün(!) grup üyeleri o zaman orada. Veya akp teşkilatı da benzer bir çalışmayı facebook üzerinden yapabilir; siz o kadarsanız biz de bu kadarız diye. Bu tür konularda faydasıolacağı kanısındayım.


İşin asıl güzel yanı gazetelerin teknoloji eklerine ve köşe taşlarına-pardon köşe yazarlarına- bu buhranlı zamanda yazacak farklı bir konu sunmuş olması. Asrın icadı, geleceğin yaşam biçimi gibi bir sürü zırva. Ulusal gazetelerde her gün bir yazar bu konudan bahsediyor, aynı gazetenin yazarları - anlaşmalı mı bilmiyorum- gün aşırı yazılarına konu ediyor. (Bir kaç örnek) Yazarstarın yeni etabında dahi hiç yoksa en az dört tane bu konuyla ilgili makale gördüm.

Nebilim ya, bu da bir tür toplumsal hastalık gibi geliyor bana, aynı kaza veya belediye kazısı olan bir yere civardaki bütün halkın toplanması gibi bir şey. second life da böyle bir akından nasibini almıştı. Pireyi deve yapıyoruz her konuda. Facebook'tan son bir haber, microsoft %5 gibi bir hissesine 400 milyon dolar gibi bir meblağ ödemeye hazırmış.


Devamını göster
Hakkı saklı değildir. Hakkı kayıptır. nebilim.net