gündem etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
gündem etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

02.05.2008

1 Mayııııııs, 1 Mayıııııs

0 yorum  

Bir "1 Mayıs"ı daha büyük bir yıkım olmadan geride bırakmanın sevincini yaşıyorum.
1 Mayıs, terör örgütünün düzenleyeceği büyük bir eylemin istihbaratı sebebiyle yoğun güvenlik güçleri baskısıyla geçti.

Polisin bireysel şiddetine maruz kalan insanların mağduriyeti, en azından bunu gerçekleştirenlerin cezalandırılmasıyla telafi edilmeli.

Taksim olayı ayrı bir muamma zaten. Taksime çıkma konusunda sendikaların sınırlı katılımı kabul etmesi bazı çevrelerce geri adım olarak dile getirilse de mevcut durumlar göz önüne alınınca bence olumlu ve duyarlı bir yaklaşımdı, kabul edenleri takdir etmek gerek.

1 Mayısın öncesinde ve sonrasında çok şeyler yazıldı çizildi, ekranlarda görüntüler yayımlandı.
Medyanın büyük bir çoğunluğu polisin tavrını eleştirirken, cuzi bir kısmı ise provakasyon eğilimli, suratları maskeli, elleri taşlı sopalı küçük grupların polisle mücadelesini öne çıkardı.

Şahsen en beğendiğim yazı Yeniçağ'dan.

Devletin idare kadrosunda bulunanların sorumluluğu çok büyük, o görevde olmadan onların tepkilerini ve uygulamalarını anlamanın imkanı yok. ( Bu konuyla ilgili kısmen de olsa faydalı olabilecek bir kaynak: Doğan PAZARCIKLIOĞLU, Türklerin Tanrısı Devlet) Sadece ortaya çıkan görüntüler eleştiriliyor.

1 Mayısın gecesinde ekranlarda da iki program dikkatimi çekti; biri Siyaset Meydanı diğer de 32. Gün. Seyredince sarmadı, beylik laflar, sloganlar...

Taksime çıkma olayı bir hesaplaşma ve bu hesaplaşmanın ortadan kalkması mümkün değil. Tek çözüm fedakarlık ve zaman.

Kutlu olacak bir tarafı varsa KUTLU OLSUN demekten başka yapacak birşey yok. O da tabi kamu emekçilerine, özel sektör resmi tatil de olsa işçisinin işini bırakıp da meydanlarda bayramını kutlamasına izin vermez. Artık tadını en azından bütün işçi kardeşleri adına kamu işçisi çıkarıversin n'olcak?

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

25.04.2008

Yeni sosyal güvenlik yasası ( SSGSS) kime yarıyor?

1 yorum  

"Söliiim mi sööölim mi?"

Söyleyeceğim tabi de öncesinde çalışan için neler getiriyor ona bir gözatalım:

* EMEKLİ MAAŞI DÜŞECEK: Emekli aylıklarının hesaplanmasında kullanılan güncelleme katsayısı, her yılın aralık ayında açıklanan TÜFE ile o yılın GSYİH gelişme hızının yüzde 30'unun toplamına bir tam sayının eklenmesiyle bulunacak. Bu da emekli maaşlarının kademeli olarak azalması sonucunu doğuracak. Çalışanlardan daha çok prim kesilecek ve ele geçen ücretler azalacak.
* DAHA GEÇ EMEKLİLİK: Halen kadınlarda 58, erkeklerde 60 olan emeklilik yaşı kademeli olarak artırılarak 65'e çıkacak.
* EMZİRME YARDIMI: Emzirme yardımı 6 aydan 1 aya indirildi. Çocuğun yaşaması koşuluyla doğum tarihinde geçerli olan asgari ücretin üçte biri tutarında (202 YTL) emzirme ödeneği verilecek.
* KADIN OLMANIN AĞIRLIĞI: Çalışmayan ve evlenmeyen kız çocukları, yaşı ne olursa olsun anne ya da babalarının sigortalılıkları nedeniyle sağlık yardımlarından
yararlanırken bu hak erkek çocuklarında olduğu gibi 18 yaşla sınırlandırılacak.
Kız çocukları okursa bu haktan yararlanma sınırı 25 yaşa çıkacak. Ev hizmetlerinde hizmet akdi ile sürekli çalışıp, prim kesilemeyecek kadar az gelir elde eden kadınların, sigortalı olma ve yardımlardan yararlanma hakları kaldırılacak.
* EVLENME ÖDENEĞİ: Ölen sigortalının yetim kız çocuğuna ödenen 24 aylık tutarındaki evlenme yardımı, yüzde 50 indirilerek bir yıla düşürüldü.
* İŞSİZE SAĞLIK GÜVENCESİ YOK: İşsiz kalan sigortalıların işsizlik maaşı aldıkları süre boyunca sağlık sigorta primlerinin devletçe karşılanması tasarıdan çıkarıldı. İşsiz kalan Bağ-Kur'lunun 240, SSK'lının 90 gün boyunca sağlık hizmetlerinden sigortalı olarak yararlanma hakkı 10 güne indirildi.Pek çok meslekte yıpranma payı kalkıyor
* YIPRANMA:
Gazetecilerin de aralarında olduğu pek çok meslek grubunun yıpranma hakkı Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararında bulunmamasına karşın tasarıdan çıkarıldı.
TSK, Emniyet ve MİT mensupları ile dalgıçlar, radyoaktif maddelerle yapılan işlerde çalışanlar, asit üretimi yapılan yerlerde, demir ve çelik fabrikalarında çalışanlara bir yılda 90 gün fiili hizmet zammı verilecek.*
Kaba taslak SSGSS neler getiriyor gördükten sonra kendi adıma yorumuma geçeyim.
Daha şuradaki yazımda kadınlar ve iş dünyası hakkında görüşlerimi dile getirmiştim. Dileyen ordan bi göz atsın söylediklerime.

SSGSS den anlaşıldığı üzere, kadınların eşten veya babadan kendisine intikal eden tazminatlar ya kısılıyor ya da ortadan kaldırılıyor. Sermaye ısrarla kadın işgücünü bünyesinde istiyor ve SSGSS de kadınları buna zorluyor. Kız çocukları eğer okursa en fazla 25 yaşına kadar babanın sosyal güvencesinden sağlık yardımı alabilecek yani hem evde yat hem de beleşten sosyal güvenceden faydalan mantığı ortadan kalkıyor. Kız kısmısı bu şekilde sermaye işgücü olmaya veya koca kucağına itiyor.
Kızların sağlık yardımından faydalanma yaşının sınırlandırılması, dul eşe çeyiz parası ödenmemesi, emzirme ödeneğinin düşürülmesi Sosyal güvenlik kurumu yönünden düşününce üzerindeki yükü azaltan olumlu bir yaklaşım ve mantıklı.
Çünkü hem babadan maaş alan hem de (bu maaş ve sosyal güvencenin kesilmemese için) dini nikahla evlenen yüzlerce insan gördüm. Bu durum bütün çalışanlar için fazladan bir yüktür, bu yaklaşımlara bir de bu yönden bakmak gerekli diye düşünüyorum.
Bunun dışında çalışan kadınların haklarındaki kayıplar konusunda o meşhur (laiklik vs gibi konularda açıklama yapma hassasiyeti gösteren) STK lara asıl bu konuda çok işler düşüyor.
Kadınları iş gücüne dahil edeceğiz diye çalışan kadınların haklarının ellerinden alınması bence haksızlık.

Ve tabi ki emeklilik meselesi: Senelerdir, usulsüzlüklerle hortumlarla şişe şişe patlama noktasına gelen SSK ve BAĞKUR açıklarını telafinin en kolay yolu emekli sayısını azaltıp çalışma süresini uzatmaktan geçiyor. En azıdan bunun kademeli artışının öngörülmesi güzel de bakalım beklenen sonuca ulaşılacak mı?

Neticede (SSGSS) yeni sosyal güvenlik yasası daha uzun süre insanları çalışmaya yönlendirecek, özellikle kadınların işgücüne dahil olması zorunluluğunu getirecek ve insanları boş gezmekten alıkoymaya yarayacak bir yasa olması itibariyle öncelikle sermayeye ardından da sırtındaki kamburu tedavi etmesi amacıyla sosyal güvenlik kurumuna yarayacaktır. (İnşallah, temmenimiz o yönde)
Yalnız sosyal güvenlik kurumunun sırtındaki kamburu yok edeceğiz diye sadece ve sadece çalışana yüklenilmemesi gerekir, sermaye ve kamunun da elini taşın altına koyması gerekecek.

AAAAAAma bu süreçte hükümet tarafından göz ardı edilmemesi gereken en önemli sorun İSTİHDAM. Bu yasayla birlikte ek istihdam sahaları açılamazsa ülkemizde sosyal bir patlama yaşanır kanaatindeyim, bunu hatırlatmakta fayda var.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

21.03.2008

Pana Film seyirciyi aldatıyor

2 yorum  

Kurtlar Vadisi Pusu adlı dizinin yeni bölümünün dün akşam yayına girmesine yaklaşık yarım saat kala resmi sitesinden yapılan açıklamada şöyle deniyor:
Kurtlar Vadisi Pusu'nun geçmiş bölümlerinde yayınlanan bazı sahnelere RTÜK tarafından ceza uygulanmıştır. Bu yüzden dizinin 31. bölümünün yeniden revizyona girmesi gereği doğmuştur.
Kurtlar Vadisi Pusu'nun 31. bölümü, aksiyon sahnelerinde yapılacak değişikliklerin ardından, 27 Mart Perşembe gecesi izleyicileriyle buluşacaktır.
Üzüntüyle bildiririz.
Oysa ki güvenilir bir kaynaktan edindiğim bilgiye göre dizinin çekimleri İstanbul'daki hava şartları sebebiyle tamamlanamadığından bölüm yetiştirilememiş. Fragman olarak da sadece Memati ile Polat'ın flashback görüntü ve sohbetleri yayına verilmişti.

Yani yeni bölümün yayınlanmayacağı daha önceden belli olmasına rağmen Pana Film reyting kurnazlığıyla dizinin yetiştirilemediğini duyurmak yerine adı 9 a çıkmış olan RTÜK'ü kullanarak kendine bir bahane hazırlamış ve bunu dizinin yayın saatinden yarım saat önce duyurma yoluna giderek bütün Kurtlar Vadisi Pusu seyircilerini aldatma yolunu seçmiştir.
Kurtlar Vadisi Pusu adlı dizi filmin bir bağımlısı olarak, Pana Filmi gösterdiği bu etik dışı davranıştan dolayı esefle kınıyorum.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

17.03.2008

Nerede kaldı bağımsız yargıya güven?

0 yorum  

AKP hakkında Anayasa Mahkemesine açılan kapatma davası çeşitli kesimlerden çeşitli şekillerde tepki gördü.
Bu konuda benim görüşüm kapatmanın çözüm olmadığı yolunda. Bu zamana kadar laiklik karşıtlığının odağı olma konusuna benzer şekilde Selamet, Refah, Fazilet partileri, bölücü unsurların odağı olmak konusunda da DEP, HADEP gibi siyasi parti oluşumları kapatıldı. Ayrıca hakkında kapatma talepleri geri çevrilen partiler de yok değil. Anayasa Mahkemesi sadece bölücü veya rejim karşıtı unsurların odağı olmak sebebiyle değil Partiler Kanunu'nda mevcut şartları kaybeden, teşkilatı kalmayan, tüzük aykırılığı saptanan çeşitli partileri de kapatmıştır yani parti kapatma sadece rejim karşıtlığı sebebiyle olmuyor. Neticede rejim karşıtı unsurların odağı olarak kapatılan bu siyasi oluşumların beslendiği kaynaktan yeni yeni partiler aynı söylemlerle ortaya çıktı ve parti kapatmaları bence hiçbir işe yaramamakla birlikte kapatılan partilerin liderlerini birer efsane haline getirdi ki bu da bu siyasi oluşumlara halk nezdindeki desteğinin artmasına sebep oldu. Özellikle DTP, tam da siyasi söylem olarak halk nezdinde yolun sonuna gelmişken kapatma davası sebebiyle kendisinden uzaklaşmaya başlayacak kesim tarafından yeniden teveccüh gösterilmeye başlandı.

AKP konusunda ise durum bütünüyle bir muamma. Ahmet Altan tarafından Rusya destekli bir ihtilalin adımlarının sesleri duyulduğu iddia ediliyor. Kimileri tarafından iktidar partisine karşı bir durdurma operasyonunun yapıldığı söyleniyor kimileri de tam aksine bu girişimin halk nezdinde güven kaybeden AKP için yeniden bir efsane yaratma girişimi olduğu dile getiriliyor. AB ve ABD gibi AKP devrinde çarklarını çatır çatır işleten sistemler de AKP'ye destek vermekten geri kalmıyor yargıyı uyarır tavırdaki "hıııımmmm" diyerek parmak sallamalarıyla.

Şahsen bu muammayı çözebilmiş değilim fakat benim asıl dikkatimi çeken konu: Sürekli her ortamda hukuk devletinden, kuvvetler ayrılığından dem vuran aydın kesiminin, Anasaya Mahkemesi Başsavcısının görevinin gereğini yapmasından duydukları rahatsızlık sebebiyle bağımsız yargı üzerinde kamuoyu baskısıyla yönlendirme işlemine girişiliyor.

Argo tabiriyle halkımız arasında AKP'nin ve yandaşlarının takındığı tavra çok münasip bir deyim var; yarası olan gocunur! Madem AKP olarak iddianamede yazılanların vuku bulmadığından eminsiniz, iddiaların bir garez ve kin sonucunda ortaya çıktığına inanıyorsunuz o zaman neden yüksek mahkemenin üzerinde toplumsal bir tahakküm kurmaya çalışıyorsunuz? Mahkeme üyeleri iddianameyi inceledikten sonra delillerin mesnetsizliğine kanaat getirirseler AKP zaten bu işten yırtacaktır ve söz konusu Başsavcının yaptıkları da elbette ki mahkeme tarafından değerlendirilecektir.

Demokrasi tahammülü zor bir olgudur. Herkes kendine göre şekillendireceğini zanneder. Yargının özelliği kanunları yorumlamasında gizlidir ve hakimler hangi vicdani değerlerle yetişmişseler genelde o değerler doğrultusunda yorumda bulunurlar. AKP de kendi vicdani değerlerine sahip hakimlerin yüksek mahkemede yer almadağını kanaat getirdiğinden dolayı koltuk sevdasının yarım kalacağından korkuyor. Bu yüzden liboş medya da AKP'nin oyununa geliyor.


Hele Ahmet Altan'ın Anayasa Mahkemesi'ne suç duyurusu mektupları ve süper köşe bendi Emin Çölaşan'ın bu mektupların milyon sayısına varmasıyla bir umuda dönüşeceği öngörüleri tam bir demokrasi komedyası. AKP can sıktı, Genelkurmaya mektup; Başsavcı can sıktı Yüksek Mahkemeye mektup. Oldu! Kestane kebap acele cevap!

Bence yüksek yargı AB, ABD, sermaye ve liboş baskısından bu süreçte etkilenmeden sıyrılabilir ve davayı müspet veya menfii artık ne şekilde olursa olsun sonuçlandırabilirse işte o zaman bağımsızlığını kanıtlamış olur.
Herkese düşen işine karışmak değil, yargıya saygı duymaktır. AKP şu lafı iyi bilir: Şeriatın kestiği parmak acımaz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

29.01.2008

Milliyetçi hareketin oy tutkusu(!)

1 yorum  

Bahçeli’nin tavrı, oy uğruna siyasete alışmış siyasetçilere popülist geliyor, sadece siyasetçiler değil her kürsüye/meydana çıkan siyasetçinin ağzından çıkanları potansiyel bir oy olarak dinleyen vatandaşa da inanılmaz geliyor bu tutum.

Herkesin ağzında bir sakız çevirip duruyorlar; Bahçeli yerel seçimlere yatırım yapıyor.

Oysa ki hepsi yanılıyor çünkü Bahçeli şahsında MHP millet için siyasetin faturasını her seferinde ödemeyi göze alarak siyasetini yürütüyor.

MHP’nin bu siyaseti öyle üstünkörü bir siyaset değil. Ki Bahçeli, tabanını dahi kaybetmeyi göze alarak parti teşkilatında bir dönüşüm başlattı. Türk milliyetçiliğiyle yoğrulmuş dimağlara alışması ve kabullenmesi zor gelse de bu böyle. İlk başta MHP, tabanından derin devlet dedikodularıyla gündeme gelen isimlerle bağını kopardı. Hareketin eyleme dönük yüzü olan isimlerle organik bağını kesti. Türkiye’nin en dinamik teşkilatlanması olan “Ülkücü gençlik” dahi eylemsizliğin en büyük tepki olduğu prensibiyle sokaklardan el ayak toplayarak ocaklara çekildi. Münferit hareketler elbette bu durumun istisnası bir de şehit cenazeleri. Hatta o kadar ileri gitti ki çeşitli sendikaların ve STKların “Teröre lanet mitingi” adıyla düzenledikleri mitinglere dahi bir elin parmakları sayısınca ülkücü katılıyordu bu da münferitti.

Bahçeli’nin MHP’deki siyaset dönüşümü 28 Mayıs 99’da DSP ile girdiği koalisyonda kendini göstermeye başladı. Rahşan ECEVİT’in parti geçmişi hasebiyle mensuplarına hakareti bile dikkate değer bulmayarak koalisyona girdi. MHP’den bu tavrı beklemeyenler boş durmadı elbette. Milli görüş içinde yenilikçi bir hareket diye Erdoğan, Gül ve Arınç troykası öncülüğünde AKP doğdu. Neredeyse ülkede söz konusu bütün partilerin mecliste olması ve bu esnada baş gösteren ekonomik kriz sebebiyle başlayan psikolojik harekatta halka, ülkenin yeni bir nefese ihtiyacı olduğu hissettirildi. Bu ihtiyacı karşılayacak enerji olarak da kamuoyu tarafından (STK ve medya) AKP işaret ediliyordu. DSP de Hüsamettin Özkan, İsmail Cem ve çıban başı Kemal Derviş sayesinde Ecevit’in hastalığı bahanesiyle bölünme baş gösterdi.

ANAP’ın içten içe MHP’yi koalisyondan çıkararak başka bir hükümet kurma girişimleri baş gösterince MHP erken seçim kararı aldı. Burada 5 satırda ifade ettiğim olaylar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bence bir dönüm noktası oldu.

İşte MHP bu olaylar esnasında yaşadığı yalnızlık ve sıkıştırılmışlık bunalımının etkisiyle hem kendisinin hem de ülkenin nefes darlığını giderebilmek maksadıyla erken seçimi tek yol görüyordu başka çaresi de yoktu. MHP bu tavrıyla, ülkenin az sancılı bir şekilde buhran sürecini atlatabileceği düşüncesiyle AKP devrinin başlangıcını erkene almış oldu sadece. 2002’den koalisyon partilerinin keyifle çıkabilecekleri umudu zaten bir hayaldi ve neticede öyle de oldu. MHP’nin bu tavrı tabanı tarafından bir kaçış olarak görülse de o cenk meydanına itilerek değil kendi isteğiyle gitmişti ve vuruşarak da kaybetti.

Günümüze döndüğümüzde MHP’nin aynı tavrını devam ettirdiği ve bu sefer daha açık gözlü olduğu. Kendisi de dahil hiç kimse dini ve laiklikle alakalı hassasiyetleri istismar ederek siyaset yapmamalıydı. Ve bunu konudaki tavrını da ilk olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde göstererek, seçim üzerinden hesap yapanların planlarını alt üst etti.

Şimdi aynı şekilde türban hususunda tavrını gösteriyor.

Ve haklı da bu ülkede siyaset yapılacaksa sorunlar üzerinde çeşitli politikalar üretilecekse ayak bağlarının siyaset gündeminden kaldırılması gerekli. Yükseköğretimde başörtüsü serbestliği bunun başka bir basamağı.

Büyük ihtimalle bu tutumları hiçbir şekilde MHP’nin kendisine oy olarak dönmeyecek ve hatta AKP yi bir miktar daha diriltecek. Sonuçta MHP ne kendisi için ne de AKP için siyaset yapıyor MHP’nin siyaseti artık bütünüyle Türk milletine yönelik.

Çıktığı derinlikten daha fazlasına batamayacağını biliyor ve siyasetine o şekilde devam ediyor. MHP’nin bu siyaseti Türkiye geleceğine yatırımdır.

Türk Milleti içerisindeki etnik unsurların istekleri de yine MHP tarafından karşılanacak ama öyle bugünden yarına değil!

Şu türban dalgasından sonra tamamen Kürtçe yayın yapan bir devlet tv kanalının kurulması hususunu bile gündeme getirebilirler. Bu olay ve daha fazlası MHP tarafından gerçekleştirildiği zaman şaşırmayın.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

22.01.2008

Kışla'dan kamusal alan çözümü

0 yorum  

internethaber.com un verdiği haberi görünce birşeyler yazma ihtiyacı hissettim yine. Haber şöyle başlıyor:

Ankara'daki Gülhane Askeri Tıp Akademisi türban sorununu kendi yöntemleriyle çözdü. Kamusal alana türban girdi ama bildiğimiz şekliyle değil..
Ya nasıl ?
"Gelen kadın ziyaretçilerin eğer başı kapalıysa (türban şeklinde), başlarını açtırtmayın. Yalnızca çene altından (fiyonk şeklinde) bağlamaları yeterlidir."
şeklinde kapıdaki görevlilere talimat verildiğinden bahsediyor.
Nitekim bu GATA ya has bir uygulama değil. Askeri bütün alanlarda, kışlalarda evlatlarını ziyaret ederken, subay -astsubay evlerinde düğünlere giderken, askeri hastanelerden faydalanırken başı örtülü insanlar türban diye nitelendirilen bağlama şeklinin yerine bildik (çene altından) yazma bağlama şekliyle kamusal alan sorunuyla karşılaşmadan işlerine devam edebiliyorlar.
Bu durum askerin, başını örten insanlarla bir sorunu olmadığını ve zamanında Erbakan'ın dile getirdiği cümlelerle türbanı siyasi simge olarak tescillemesine bir misilleme ve kamuoyuna aleni bir duyurudur.
Ve sivil hayatta da bu sorunun çözümü asker duyarlılığıyla bulunacaktır. Çünkü siyaset sağıyla soluyla, muhafazakarıyla, demokratıyla türbanı bir oyuncak haline getirmiştir.
Gerçekten çözüm aranıyorsa ve sorun insanların başını örtmesinden ziyade başa örtülenin anlamı ise çözüm kışla yöntemindedir. En azından kamusal alan belası ortadan kaldırılır da şu sınav için dokuz eylüle giden ilköğretim velilerinin karşılaştığı mağduriyetler ortadan kalkar tabi türban bir simge(!) olmaktan kurtulana kadar.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

08.01.2008

"Baskın" böyle oluyormuş

0 yorum  

Tvda ana haber bülteni öncesindeki spotlar arasında "Baskın Oran'dan DTP'yi şok eden sözler" lafını duyunca şaşırıp kalıverdim ve merakla beklemeye başladım, eringenlikten internete bulaşmak da pek içimden gelmedi.
Haberin ayrıntılarını dinleyince gerçekten de Baskın Oran'ın ağzından, AB sosyal fonlarından faydalanarak hayata geçirilen ve önderlik ettiği Durdeoluşumu olarak DTP'liler için beklenmedik ve çarpıcı sözleri duyunca şaşırdım kaldım.
İlk önce ağzından "Biz sizi Türk milliyetçiliğine karşı desteklemeye geldik." sözlerini duydum ve pek şaşırmadım. Bu sözlerinin ardından grup sıralarında kameraların odaklandığı DTP vekillerinin suratlarına yansıyan gülümsemenin tadını çıkarmalarına izin vermeden "Yalnız bir milliyetçiliğin bir günden bir güne, bir başka milliyetçilikten hiçbir farkı yoktur. Biz sizi aynı zamanda Kürt milliyetçiliğine karşı desteklemeye geldik" sözleri döküldü. İşte DTP'lilerin dumura uğradığı an bu andı.

Ve Baskın Oran'ın ne zaman, ne düşündü de bu şekilde bir düşünceyi bu zamanda dile getirmeye karar verdi gerçekten merak ettim. Ne olursa olsun gerçekten tam zamanında ve tam yerinde bir olay oldu. Bu konuda kendisini Türk Milliyetçiliği ve özellikle 301 aleyhine yaptığı çalışmalara rağmen, genel seçimlerde desteğini aldığı DTP'ye bu çıkışta bulunabilme cüretini gösterdiği için tebrik etmek, kendisini fikirlerinden dolayı eleştirme cüreti gösterdiğimden dolayı boynumun borcu.

Irkçılık ve milliyetçiliğe durde hareketini Türk Milliyetçiliği aleyhine çalışmalarından dolayı eleştirmeye ve karşı olmaya devam edeceğim çünkü ırkçılıkla milliyetçiliği bir tutan bir anlayış benim nazarımda yanlış bir anlayış.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

26.12.2007

Farklılıklarla yaşamayı öğrenme sevdası

1 yorum  

Yazar, çizer, siyasetçi güruhunun ağızlarına sakız ettikleri "Hepimiz artık başkalarının farklılıklarıyla yaşamayı öğrenmeliyiz" söylemleri mide bulandırmaya başladı. Senelerdir aynı teraneden çalıp duruyorlar.
Bu ülkenin insanları yani Türk Milleti, sizin zırvalamanıza fırsat vermeyecek kadar birbirlerinin farklılıklarıyla yaşamayı zaten biliyor, sizlerin yaptığı, boş beleş tellallıktan başka bir şey değil.

Şehirde bombacı terörist mi yakalandı? DTPli bilmem kimden basın açıklaması: Başkalarının farklılıklarıyla yaşamayı öğrenmeliyiz!
Dağda terörist mi gebertildi? Bilmem hangi şehrin DTPli belediye başkanından açıklama : Başkalarının farklılıklarıyla yaşamayı öğrenmeliyiz!
Sınırötesinde PKK-kongragel-kadek kampları mı bombalandı? Bölgesel Kürt yönetecilerden ve DTPli bilmem kimden basın açıklaması: Başkalarının farklılıklarıyla yaşamayı öğrenmeliyiz!
Ermeni bir gazeteci veya rahip mi öldürüldü? Gazetelerde feveran : Bu resmen ırkçılık, faşistlik, şovenistlik, Türk milliyetçilerinin işi ! Başkalarının farklılıklarıyla yaşamayı öğrenmeliyiz!

Eh be popodan beyinliler, sizin gibi enayi demokratlar oldukça bu memleket daha çok çile çeker. Yüzyıllardır bu topraklar üzerinde insanlar birbirlerinin farklılıklarına hoşgörü göstererek yaşıyor. Kürtlere; bu faşistler farklılıklarınızı kabul etmiyor diyen dangalaklardan acaba kaç tanesi Şemmamme ile Kürtlerin içinde halay çekti, şehit düşen oğullarına yaktıkları Kürtçe ağıtlarla gözyaşlarını sildi, bu dangalaklardan hangisi "eri bala eri" diye çağıran nenenin elinden pağaç yedi, ayran içti, Kürtlerle birlikte kurban kesti, hasat etti?
Ben söyleyeyim, hiç biri! Kendilerini zoraki gitmek zorunda gördükleri bir dernek,vakıf gecesinde kafayı bulduklarında İbo da sahnede bir iki Kürtçe ağıt söyleyivermiştir, bilemedin bir Rum meyhanesinde sirtaki yapmışlardır.

Türk milleti senelerdir kendisini oluşturan Kürtler, Çerkesler,Gürcüler, Tatarlar, Ermeniler, Yahudiler,Kırgızlar,Azeriler, Karapapaklar, Tatlar,Terekemeler, Manavlar, Abhazlarla,Araplar, Bulgarlar olarak birbirlerinin farklılıklarını kendi aynılıkları sayarak din,ırk,soy,sop,mezhep farkı gözetmeksizin yaşadılar ve yaşamaya devam edecekler.

Aralarından mezhep ve din yönünden sosyolojik sorunların olması, bu toprakların insanları için hiçbir zaman birbirleriyle savaşmaları için sebep olmadı ta ki aralarına; farklılıkların diğerleri için bir tehdit olduğu konusunda art niyetliler tarafından telkinler girene kadar. Bu provakasyonların tarih boyunca hep süregelmiş olmasının en sevindirici tarafı, bu işe girişenlerin provakasyonlarının arzu ettikleri boyuta ulaşamayacaklarını öğrenmiş olmaları. Ne yazık ki bunu öğrenenler dünyadan ayrıldıktan sonra tarihten ders al(a)mayan geri zekalılar aynı oyunla sahneye çıkmaya çalışıyorlar, bunların sonları da elbette öncekiler gibi olacak, şüphe yok!

Bu ülkede meslek kuruluşlarının yaptığı anketlerde bildiği yabancı dil olarak Türkçe yazan ensesi kalın,tüccar Türk vatandaşları olduğu gibi görevi sebebiyle Doğu Anadoluya veya Güneydoğu Anadoluya atanan öğretmenlerden,mühendislerden, doktorlardan, hayatı boyunca köyünden dışarıya adım atmamış, Kürtçeden başka bir dil konuşamayan insanların dertlerine derman olabilmek ve hizmet verebilmek için Kürtçe öğrenen Türk vatandaşları da var. Bu olaylarda önemli olan amaçtır. Provakasyon çok kolay bir iş, yeter ki ellerine fırsat geçsin! Meclisteki DTP milletvekillerinin yabancı dil olayını hatırlarsınız.

Alenen ortada can vermeye başlayan terör örgütü pkk-kongragel-kadek ile birlikte DTP nin de umutları suya düştü, ellerinde siyasette koz olarak kullanacakları hiçbir şey kalmayacak ve tarihe ilelebet gömülecek terör örgütüyle birlikte DTP gibi bölücülük unsuru taşıyan partilerin de esamesi okunmayacak. PKK can veriyor, DTPliler siyaset(!) yapmaya çalıştıkları ve elllerindeki tek kozu da kaybetmenin acısıyla kendilerini bir o tarafa bir bu tarafa vurup duruyorlar, tuttuklarını zincirlerin ucu boşta sallanmaya başladığı için. Kimileri hükümeti ve TSK yı BM'e şikayet ediyor; kimileri kendilerinin, teröristlerin bombalanmasını engellemek için canlı kalkan olacağını dile getiriyor, bazı teröristler de can vermekte olan terör örgütünün elini kolunu sağa sola sallaması olarak nitelenebilecek bir şekilde şehirlerimizde ortalığı karıştıracak bombalama eylemlerine girişiyor, çok şükür ki büyük kısmı başarılı istihbarat sayesinde daha bombayı koydukları yerde enseleniyorlar.

Şu sıralar TSK sayesinde can vermekte olan terör örgütünü tarihe gömme hususunda sıradaki cephe devlet ve sermaye tarafından açılacak ekonomik cephedir. Ekonomik cephede başarı için yerel yönetimlerin bir an önce, bölücü siyaseti kendilerine amaç edinmiş insanlardan kurtarılması gerekiyor.

Türk Milleti, kendisini meydana getiren insanların farklılıklarıyla yaşamayı dünyada başka hiç bir milletin başaramayacağı kadar başarılı yapıyor. Önemli olan ortaya çıkan durumlarda olayların ardındaki gerçeği görebilmek!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

26.11.2007

Polislik zor meslek!

2 yorum  

Milliyet "Alkol kontrolünden kaçarken vuruldu", Hürriyet "Ehliyetini kurtarmak isterken can verdi", Akşam da "Ölüm takibi" diye manşet atmış web sitelerinden.
Hele akşam'ın haber yorumu oldukça ilginç; Öldüren polis tekmesinden sonra bu kez tartışılacak kurşun..." diye anasayfasından girmiş habere.

Bu polisler ne yapsa halka da yaranamıyor, millete de.
Dur ihtarına uyma, kurulan barikatleri basıp geç, kafaya kurşunu yiyince polis suçlu olsun! Kurşun sıkan polis, nereden bilsin araç içindekinin bir canlı bomba, terörist veya katil olmadığını ve ellerinden kaçınca bir katliama sebep olmayacağını. Madem sadece ehliyetin yok (üstelik el konulmuş), durursun araban trafikten men edilir. E adam arabayı gözden çıkarmaktansa çakmayı göze almışsa buna da yapacak bir şey yok. Çocuğun ailesine sabır dilerim ve babasının dile getirdiği şu laflara asla ve asla katılmadığımı belirtmek isterim:

“Oğlumu vuran kişi veya kişilerin cezalandırılması için hukuki yönden elimden geleni yapacağım” dedi. Ayakta güçlükle durabilen öfkeli baba Tursun, “Polis oğlumu kaza nedeniyle hastaneye getiriyor. Oysa gerçeği doktorlar ortaya çıkartıyor. Dur ihtarına uymayan bir kişinin hemen vurulması mı lazım? Bu işin peşini bırakmayacağım” diyerek tepkisini gösterdi.

E be baba, sen oğlunun peşini baştan bırakmışsın eline tahtalı köy biletini vermişsin şimdi polisten hesap soracaksın! Oldu mu şimdi?

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Unakıtan'dan müthiş çözüm

1 yorum  

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 2007 bütçesini teşkilat olarak tutturmakta zorlandıklarını; sigara ve alkollü içkiler üzerinde yapılan vergi arttırımının beklentileri karşılayamadığını ve yeni gelir kaynağı arayışlarında olduklarını belirtti.
Bir gece ansızın uykusundan fırlayarak "Buldum Ahsen, buldum", diye bağırmasıyla üstünü giyip müsteşarını arayarak ani bir basın toplantısı tertip edilmesini isteyen ve akabinde haberciler karşısına geçen Unakıtan;

Değerli basın mensupları, bütçe açığını giderme konusundaki arayışlarımıza bu gece aklıma gelen bir fikirle son noktayı koyuyorum, diyerek şöyle devam etti:
Önümüzdeki Kurban Bayramı vesilesiyle defterdarlıklara gönderdiğimiz emirde, her mahalleye bir vergi memuru görevlendirilmesi vasıtasıyla Kurban Bayramı arefesinde başlamak üzere bayram harçlığı toplayan çocuklardan %69 ÖHTV (Özel Harçlık Tüketim Vergisi) almaya karar verdik. Memurlarımız, özellikle bayram namazı vaktinde harçlık verme işlemlerinin camide başlaması dolayısı ile camilerin kapısında bekleyen ve büyüklerinden harçlık alan çocuklarımızın eline geçen paradan &69 ÖHTV alacaklar. Bununla kalmayan memurlarımız evlerinden çıkan çocukların ceplerini arama ve bulunan paradan da ÖHTV vergisi almaya yetkili olacaklar.
Unakıtan'ın bu açıklamalarından sonra bir basın mensubu şöyle bir soru sordu:
Sayın Unakıtan, acaba Başbakanımızın çocuklara dağıttığı bayram harçlıklarından da bu vergi alınacak mı?

Medya karteli, para babalarının vergi borçlarına asıl borçtan milyonlarca liralık indirimi yapmaktan çekinmeyen Unakıtan soruya şöyle cevap verdi:

Elbette, alacağız! Başbakanın verdiği harçlıktan ÖHTV almamak bizim gibi adil, ekonomik düzen idarecilerine yakışmaz.
Bu cevap üzerine sona eren basın toplantısından sonra Ahsen Hanım'ın koluna girerek sıcak yatağına geri dönen Unakıtan'ı, gazeteciler ağzı açık seyrettiler.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

11.11.2007

Kaçırılan 8 asker neden tutuklandı?

0 yorum  

PKK terör örgütü tarafından, Dağlıca'ki çatışmadan sonra kaçırıldıkları iddia edilen askerlerin DTP milletvekilleri tarafından terör örgütünün kampından teslim alınmasının ardından birliklerine ulaştıktan sonra Genel Kurmay tarafından sorguları yapılmış ve Askeri Savcılığa çıkarıldıktan sonra savcılık tarafından tutuklu yargılanmalarına karar verilmiş.

Sanık askerlerin ifadelerinde, haberde verildiği gibi söz konusu suçlamaları reddettikleri ve emre itaatsizlik yapmadıklarını söylemişler.

Bu tutuklama kararı çeşitli kesimler tarafından askeriye aleyhine kullanılmakta ve "askerler hem başkaları tarafından teslim ediliyor hem de teslim alınır alınmaz tutuklanıyor, bu nasıl iş?" şeklinde serzenişler ortaya çıkıyor. Bu durumun, tutuklanan asker aileleri tarafından Genel Kurmaya karşı infiale sebep olduğu dile getiriliyor.

Askeri kendi işleyişi bakımından kendi ceza kanununu göz önüne alıyor. Hem Askeri Yargılama usulü hem de Askeri Ceza Kanunu göz önüne alındığında öyle kafandan; "vay efendim adamlar adamlar hem görev yapıyorlar hem canlarını zor şer kurtarıyorlar hem de geri gelince tutuklanıyorlar, bu nasıl iş?" diye sorgulamakla bitmiyor. Dediğim gibi kurumların kendine göre tabi oldukları çeşitli kanunlar ve Genel Kurmay da bunu işletiyor.

Yani askerlerin tutuklanması anormal birşey değil. Hele ki askeriye gibi disiplinin temel taşı olduğu bir kurumda, çatışılan terör örgütünün eline geçmeyi hiç kurşun harcamadan başarabilen(!) 8 asker, geri gelir gelmez "hadi koçum dönün birliğinize görevinize devam edin" diye salıverilmez. En ufak bir disiplinsizlik sergileyen askerin bile birlik komutanı tarafından 4 hafta oda hapsiyle cezalandırılabilmesine olanak tanıyan ve disiplin konusunda en ufak bir tavize bile tahammülü olmayan bir düzenden bunu beklemek saçmalık olur.

Yargılanırlar; suçsuzsalar serbest kalırlar varsa bir ihmalleri cezasını çekerler. Askerlik ciddi iştir, ihmal kaldırmaz. Bu konuda da Genel Kurmay'ın halk olarak arkasında durmamız ve asılsız ithamlarla suçlanmasına izin vermememiz gerekmektedir. Askeri disiplin duygusal değerlendirilmemelidir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

05.11.2007

ABD'nin elimize verdiği!

0 yorum  

Şu yazımda ABD'nin, yapacağımız sınır ötesi operasyonu engelleyebilmek ve kamuoyunu sakinleştirmek amacıyla Kandil'deki örgüt başlarından birini veya birkaçını verecekleri öngörüsünde bulunmuştum.
Oysa ABD elimize öyle bir şey verdi ki nereden baksan muamma. Verdikleri PKK/KADEK tarafından kaçırıldı mı? Kendileri teslim mi oldu? Hala daha çözülemedi umarım ki Genel Kurmay sorgularında karar olarak bir neticeye varır.
Peki PKK/KADEK elindeyken şu ve şu şekilde ekranlarda yaşananlara ne mana vermeli?
Roj tv ve ellerine geçirmeyi başardıkları(!) askerlerimiz sayesinde PKK/KADEK arzu ettiği propagandayı gerçekleştirdi tam da Başbakanımızın Bush ile ziyaretinin hemen arefesinde, kaçırılıp kaçırılmadıkları, teslim olup olmadıklarının bilinmediği mehmetçiklerimizi devletimizin eline vermeyi- hem de Barzani güçleri ve DTP aracılıyla- başardı.
Seyreyle güzel, kudret-i Tayyip neler eyler canan canan diye türkü uyarlayıp bekleyelim bakalım ABD elimize verdikleriyle AKP yi ikna edebilecek mi? Benim bu soruya cevabın belli, yine de bekleyelim belki başbakanımızın yağmasa bile gürledikleri ABD'de bir yankı yapar.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

30.10.2007

70 milyon, tek başımızayız!

0 yorum  

Aklımda kalan bir fıkra ile sözlerime başlamak istiyorum. Bu fıkra çeşitli memleketlere atfedilerek dillendirilir güncel hayatta.


Komşu iki köy bir merayı paylaşamazlar. Kanun, jandarma falan başedemez bu iki
hasım köylüyle. Sonunda karar verirler; toplanacaklardır merada ve kozlarını
paylaşacaklardır. Her bir köyün halkı kahvelerin toplaşır ve belirledikleri saatte merada toplaşa kararıyla karşı köyle hesaplaşacakları günün sabahını beklerler. Köylerden, Yukarı Köy’ün halkından bir deli cesaretiyle nam salmıştır civarda. Ama Aşağı Köyün nüsufu da yukarı köyü üçe beşe katlamaktadır. Neticede kararlaştırılan gün merada karşı karşıya gelirler. Aşağı Köyün 400 varan yiğidi karşılarında Yukarı Köy’ün tek delisini görünce tabana kuvvet köylerine geri dönerler. Aşağı Köyün kahvesine vardıklarında kahvede oturan ihtiyarların “Ne oldu?” sorusuna, liderleri şu cevabı veririr;
biz 400 kişi tek başımıza meraya vardığımızda Yukarı Köyün delisi hep beraber üzerimize saldırdı biz de kaçmak zorunda kaldık!
Halkı terör belası sebebiyle muazzam acı yaşıyan bir ülke. Gazeteler, televizyonlar yaşanan acının büyüklüğünden dem vuruyorlar. Her gün şehirlerde binlerce insan ellerinde bayraklarla bir araya gelerek teröre lanet okuyorlar 20 gündür. Meydanlardaki kalabalık büyük bir birlik sergiliyor görünse de maalesef gerçek öyle değil. Bir şehir, birkaç sivil toplum örgütü bir öğle saatinde halkı bir araya getirmek için öncesinde ev ev dolaşıp “bayraklarınız ellerinizde teröre lanet mitingine bekliyoruz” ilanları dağıtıyor ve söz konusu günde birilerini şehir meydanında toplamayı başarıyor. Bir kaç gün sonrasında Cumhuriyet Bayramı’nda yani 29 Ekimde bazı sivil toplum kuruluşları yine yerel basında ve televizyonlarda yaptığı duyurular sayesinde öğlen saatlerinde öncekine nispeten daha fazla insanı bir araya getiriyor, amaç yine aynı “teröre lanet”. Aynı günün akşamı valiliklerin resmi programlarında yer alan bir etkinlik “Cumhuriyet Yürüyüşü”, amaç teröre lanet olmasa da bu amaç öngörüsünde “Cumhuriyet Yürüyüşü” şeklinde isimlendirilmiş sloganların, heyecanların ellerdeki bayrakların “teröre lanet” mitinglerinden hiçbir farkı yok. Bunu valilik düzenliyor milli eğitim desteğiyle öğretmen/öğrenciler, aileleri ve bürokratik personelin ailelerinin katılımına ek olarak bundan haberdar kişilerinin katılımının sağlandığı bir yürüyüş. Hele iktidara %47 oy oranıyla hükümet yolunu açan kesimin çoğunluğu, iktidara ihanet olur düşüncesiyle bu milli yasta dahi meydanlarda kendini gösteremiyor. Paramparça bölük pörçüğüz; milliyetçi, ulusalcı,faşist, komünist, laikçi, dinci…
70 milyon tek başımızayız, bir millet hep beraber olamıyoruz.

Amaç aynı, sloganlar hemen hemen aynı, birlik olarak dile getirilenler aynı ama hiçbiri beraber değil. Bu acı gerçeği kendim yaşadım ve ülkemin her yanında yaşandığını içim yanarak seyrediyorum.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

22.10.2007

ABD elimize ne verecek?

0 yorum  

Gündemdeki olaylar herkesin malumu 7 den 77 ye.
ABD başbakanımızdan bir kaç gün süre istemiş harekete geçmeden önce, ilginç mi? Bence değil. Hatta belki de bu anı bekliyordu. ABD, ülkemiz yönetimi ve sivil toplum örgütleriyle beraber halkımızın öfkesinin ve kararlılığın doruk noktasında olmasını bir fırsat bilerek bir on sene daha bizi PKK varlığıyla yaşamaya devam ettirecek bir kararı uygulama noktasına geldiğimize kanaat getirmiş durumda olsa gerek. 99 seçimleri öncesinde de böyle bir durumdaydık. O zaman ne yaptı ABD? Apo itini ülkemize, bir müddet iktidarı süründürerek (Rusya, Suriye ekseninde) en sonunda Kenya'da teslim etmişti.

ABD, Şimdi öfkemizin ve kararlılığımızın doruk noktasında yine aynı taktiği ugulayarak PKK nın tepe isimlerinden, Kandil de keyfini süren bir iki ismi daha bu bir iki gün içerisinde teslim ederek iktiadrı ve halkı arzu ettiği teröre alışkanlık sınırına geri çekecek. Hatta bunu Barzani eliyle yaparak bu peşmergeye karşı bir sempati oluşturma yoluna gideceğine dahi ihtimal veriyorum her ne kadar kendisi aksine beyanatta bulunsa da.

Zirveye çıkan, terör saldırıları ve bunlar karşısında yitirdiğimiz canlara nispet edercesine açıklamalarda bulunan Barzani köpeği ve DTP başları da ayrı bir tahammül zorluyor. Bütün bu olaylar karşısında DTP grup başkan bilmem neyi Ahmet TÜRK; "Sorun terör değil, şimdi söylediklerimizi daha ciddiye almalısınız" şeklinde cüretkar açıklamalarda bulunabiliyor bu terör örgütünün işlediği cinayetlere istinaden. Bu resmen terör örgütünün sözcülüğüdür, başka bir isim verilmesi mümkün değildir. Yine aynı ağız hala daha sınır ötesi operasyonun çözüm olmadığını savunmakta direniyor ama ortada ne kendilerinin ne de terör örgütünün asıl amacının ne olduğuna dair bir beyanat yok. Sadece ağızda bir sakız bir sağa bir sola geviş getirip duruyorlar Barzani köpeğiyle beraber. Siyasi ve demokratik çzöüm yolları denenmeliymiş. Peki bu yollar ne, bu cevap verebilecek hiç bir ağız yok çünkü kendilerinin dahi sözcülüğünü yapmaktan imtina etmedikleri terör örgütünün maşası durumundalar. Terörle tek amaç var Türkiye'deki kaos ortamının sürdürülebilirliğini devam ettirmek. Eve dönüş yasası hala yürülükte ama siyasi ve demokratik çözüm diye geviş getirmekten uslanmayan DTP lilerden bu konuda tek tık yok. Her şey ayan beyan ortada.

ABD nin elimize vereceği üçün birine razı mı oluruz yoksa bu kararlılığımızı top yekun sürdürür müyüz? Göreceğiz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

19.10.2007

DTP'ye güvenelim mi?

1 yorum  

Ülkemizin müstesna aydınlarından Hıncal ULUÇ, 16 Ekim de Sabah Gazetesindeki köşesinden:

... Ama her ne olursa olsun, bugün için DTP, PKK'ya yatkın, PKK'ya meyyal Kürt gencine düz ovada siyaset yaparak başarıya ulaşabileceğini söyleyecek, gösterecek, inandıracak, kanıtlayacak, onları PKK yolundan çevirecek tek kuruluş. DTP'ye güvenmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum.. Ve de onlara şans tanıyıp, fırsat verip, sabır içinde beklemek.. Bu süre içinde DTP'yi "Öyle konuş.. Böyle de.. Şunu açıkla" diye de zorlamamak gerek.. Bırakalım adamlar siyaset yapsınlar..Siyasetin gereğini yapsınlar..

şeklinde buyurmuş. Bu buyurma, feverana gelen bir çok demokrat(!) yazar, aydın tarafından olumlu karşılanmış ve sanki sihirli bir değenekmiş gibi dillere, köşelere yayılmış.

Neymiş; DTP'ye fırsat verilirse dağdakiler ovaya iner, dağa çıkmaya meyilli olanlar siyasete girer ve PKK nın önü kesilmiş olurmuş. DTP nin siyasi olarak amacı nedir ki? Terörün boynuna demokrasi yaftası asmış bir siyasi partiden ne beklenir! Hala daha oligarşinin hüküm sürdüğünü ve buna karşı Türkiye'de demokrasiye geçme konunsunda yapılan vurgudan başka bir şey bulunmayan parti programı ortada (diğer vurgular öteki partilerinkilerle aynı formal söylemler işte, kadının toplumdaki yeri, siyasi partiler kanunu vs) , Kürt Milliyetçiliği yapan bir parti siyaseten ne elde etmenin peşinde, DTP ye şans tanınmasını arzu edenlerin önce buna bir açıklık getirmeleri gerekir diye düşünüyorum.

Kürt Sorunu konusunda diretenler AB ve ABD'nin elindeki dizginleri ile PKK ya hizmet etmekteler. Asıl sorun PKK sorunudur, sadece PKK sorunu da değil bölgenin özerkleştirilmesi yönünde demokrasiden hareketle T.C. Anayasası na resmi dil olarak Kürtçe'nin dahil edilmesiyle başlayacak bölgenin özerkleştirilmesi hareketidir.

İhtimaldir ki güneydoğuda yaşayan Kürt kökenli halkımızdan daha fazlası Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşamaktadır, iç göç sebebiyle(İstanbul, İzmir, Ankara, İçel, Erzurum, Kars ağırlıklı). Yaklaşık Kürt nüfusu kadar bu ülkede varlık gösteren (Çerkez, Abhaz, Gürcü, Tatar, Arap-ki Kürt nüfusun ağırlıklı olduğu bölgelerdeki ağırlığı Kürt nüfus kadar vardır hemen hemen) diğer etnik kökendeki vatandaşlarımız da neden Kürt nüfusu üzerinde olduğu iddia edilen sorun benzeri bir sorun dile getirilmez? Çünkü sorun ne etniktir, ne dildir ne de dindir; sorun tamamen ideolojik bölgesel bir sorundur ve DTP ile PKK a da bu sorunu yaratanların piyonlarıdır. Çeyrek asırdır bölgede terör eksik edilmeyerek(Özellikle öğretmenelere ve okullara yönelik) bölge halkının aydınlatılması çalışmaları kösteklenmiştir. Yine terör saldırıları sebebiyle lojistik olarak bölge kalkınması engellenerek ekonomik yönden bölgenin gelişmesinin engellenmesi amacı başarıya ulaşmıştır. Diyarbakırdan, Batmandan yüzlerce işçi mevsimlik olarak (özellikle fındık toplama, pamuk toplama) diğer şehirlere (Sakarya, Adana gibi) göç etmekten kurtarılmalıdır.

Dil konusu yerli yerince bir oyundur zaten, özel dil kurslarının açılması yasalaştı, kurslar bomboş. Zaten anadilini öğrenen, neredeyse hiç Türkçe bilmeyen aile kadınlarından yani aileden öğreniyor. Nüfusun büyük ölçüde artması sebebiyle (zamanında uygulanan aile planlaması çalışmaları nedense güneydoğuda ve doğuda özellikle kırsal kesimde hiç başarı sağlayamamıştır desek yeridir, ne hikmetse?) bölgeden iç göç tavan yapmış durumdadır.

Bölgenin kurtuluşu, terörün sona ermesi DTP'nin değil diğer siyasi partilerin elindedir. Bölgedeki feodal yapının dağıtılması gerekmektedir. Koca GAP bile bilinçsizlikten, cehaletten iflas etmiş durumdadır, bölge tarım alanları tuzlanmaya maruz kalmıştır bilinçsiz sulama yüzünden. Eğer DTP bir çözüm peşinde koşuyorsa dağdakileri, dağa çıkmaya meyilli olanları ovada siyasete ortam hazırlamaktansa, ovada karınlarını doyurabilecekleri istihdamı sağlamaya çalışmalıdırlar, tabi eğer gerçekten ABD nin piyonu değillerse. Bunun içinse özellikle bölgedeki terörü ve içindeki teröristleri desteklemekten vazgeçmeleri gerek, nasıl yapacaklarsa artık. Hem içerde hem dışarda yaklaşık 8000 teröristle ne siyaseti yapmayı hedefliyorlarsa artık!!!

Eğer DTP çözüm için mecliste olduğunu iddia ediyorsa senelerdir Kürt Milliyetçiliğiyle beynini yıkadığı Kürt kökenli halkın devletle barışmasını, devlete güvenmesini sağlamaya çalışmalı. Etnik siyasetten vazgeçmeli. Devletin bölgeye gönderdiği her memuru (Doktor, mühendis, öğretmen ) kendileri için düşman görme yaklaşımından halkı kurtarmalıdır. Gerek kendilerine Kürt aydını olarak tanımlayanları gerek diğer aydınları biraz da bu konuda düşünmeye çağırıyorum.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

17.10.2007

Hangi güvercin elinde silahla insan katlediyor?

0 yorum  

Bu Ahmet Türk'e ve DTP ye kim akıl veriyorsa tebrik etmek gerek. ABD'den mi AB'den mi meşhur bir reklamcıyla anlaşmışlar çok merak ettim. Bizim ülkemiz reklamcıları siyasi söylem konusunda bunlara akıl verenler kadar yaratıcı ve başarılı(!) değiller maalesef! Bakar mısınız hazret ne buyurmuş:


Bu güvercinlere saldırtmak üzere şahinleri hazırlamış bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir linç politikasıyla karşı karşıyayız. Bunun izlerini ve işaretlerini almaya başladık. Gerçekten vahim bir durum.
Sizin için gerçekten vahim bir durum. DTP nin mi PKK/KADEK in mi grup başkanı olduğu belli olmayan hazretin sözleri gerçekten oldukça yaratıcı. Bu zamana kadar hangi güvercin elinde ABD silahıyla insan katletmiş? Yoksa ellerindeki ABD silahları mı onları güvercin yapıyor?

Yok yok ben anladım, mağaralarda, kaya başlarında tünedikleri için teröristi güvercin diye tabir ediyor, kesin. Kırsal kesimde yaşamış-görmüşler bunu bilir, yabani güvercinler, uçurumlar, kayalıklar üzerlerinde yer tutarlar kendilerine ki şahin veya kartal gibi yırtıcı kuşların görüş alanlarından uzak kalsınlar.

Adi emellerinize hiç değilse masum ve barışın sembolü güvercinleri alet etmeyin!!! Ama kusura baksın hazret, güvercin müvercin tanımlamalarıyla teröristlerin aldıkları canları, emellerini örtbas edemezler. Bu ülkenin canına kast eden güvercin de olsa martı da olsa baykuş da olsa Silahlı Kuvvetlerin Şahinleri hepsine hadlerini bildirecektir.
Güneş balçıkla sıvanmaz, terörist de güvercin demekle masumlaştırılamaz!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

13.10.2007

Sözde Ermeni Soykırımı Yasaları Hezeyanı

0 yorum  

Senelerdir bu tür sözde soykırımın inkarını suç sayan yasa tasarıları herhangi bir ülkenin veya bir ABD eyaletinin gündemine geldiğinde hop oturur hop kalkarız.

Sözde Ermeni soykırımı inkarını suç sayan yasalar İsviçre'de 1994 yılında (94 yılındaki bu yaşa ırkçılık üzerine işlenen suçlarla ilgili ve ülkede sözde ermeni soykırımını inkar davalarında bu yasaya göre içtihat ediliyor. hatırlarsınız, Perinçek savunma olarak 90 kg kaynak belgeyle giderek sözde soykırımı inkarın bu yasaya göre değerlendirilemeyeceğini iddia etmişti), Fransa'da Ekim 2006'da ve çeşitli tarihlerde de ABD'nin 36 eyaletinde kabul edilmiştir.

Bizim ülke olarak bundan ne zararımız oldu veya olacak?
En büyük zararı söz konusu ülkelerde yaşayan vatandaşlarımız üzerinde etkisini gösterecektir. Çünkü kendisinin ferdi olduğu milleti, soykırımla suçlayan insanlara karşı hiç bir savunma şansı olmayacak. O ülkelerdeki yasalar sebebiyle her Türk vatandaşı doğrudan katil olarak nitelendirilecektir. Ayrıca ülkeler arası akademik ilişkilerde-araştırmalarda da kafadan akademisyenlerimizin söz hakkı, fikir özgürlüğünü dahi hiçe sayarak olmayacak ve kendi tezlerini sunma imkanları olmayacak. Ülkeler arasında sosyal ve akademik kilitlenmelere yol açacaktır. Hele ki bu söz konusu ülkeler özgürlük ve demokrasi kalesi olarak tarihe nam salmışsa tarih de demokrasi de bu ülkelerin yaptıkları, üzerlerine vazife olmayan tutumlardan dolayı kendini idam sehpasına çekmiştir. Bu yasalar be tarihle, ne hukukla ne de demokrasiyle bağdaşmaktadır. Sadece ve sadece çeşitli ortamlarda ülkemiz üzerine bir ambargo(bilim ve ekonomi) koymaktadır ve bilimle demokrasinin ayaklarına pranga vurmaktadır.

Nasıl engelleriz?
Tasarı olarak gündeme geldiği zaman da dahi bir tesir göstererek yasalaşmasına engel olamadığımız bu yasaların ortadan kalkması artık söz konusu ülke yöneticilerinin tasarrufu ve bizim o ülkelerdeki tesirimize bağlıdır. bizim tesirimiz ne olabilir diye düşününce? En başta ekonomik olarak bu alacağımız tedbirlerle büyük bir tepki oluşturabiliriz diye geliyor insanın aklına ama ekonomimiz bu ülkeleri bu kadar etkileyecek kadar tesirli mi öncelikle bunu değerlendirme gereği var. Ayrıca çeşitli ortaklıklar(askeri, stratejik, lojistik vs) konusunda alınacak tesirli tedbirler de gözden geçirilmeli. Bu sebeple de bu ülkelere karşı bir savaş açılamayacağına göre en büyük silah olan ekonomi konusunda çalışmalar yapılmalı.

Daha fazla zarar görmemek için!
ABD'nin gündemindeki tasarının komisyondan geçmesi bizim için bu konuda tarihi bir fırsat diye düşünüyorum. Malum ABD nin stratejik ortağıyız ve orta doğudaki bel kemiğiyiz. Her ne kadar bizim B planımız var diye rest çekseler de bu konuda elimizden geleni ardına koymamız gerektiği kanaatindeyim. 1 Mart tezkeresi meclisimizden geçmiş olsaydı ABD şu an Irak ta çok daha farklı ve rahat bir durumda olurdu. Şimdi aynı fırsatı çok iyi bir şekilde değerlendirmeli ve hem ABD'ye hem de bu konuda yeni girişimlerde bulunacak ülkelere büyük ve tarihi ders olacak nitelikte bir karşılık vermek zorundayız. Tasarının senatoya gitmemiş olmasını bir sanş olarak adledip bunu zaman kazanımı olarak görmemeliyiz. Tarihimizle ilgili bu cüretin dahi bedelinin ne kadar ağır olacağını bütün dünyaya gösermeliyiz. Fransa'da olduğu gibi sadece bir askeri ihaleye almamak gibi bir kararla ülkemiz kamuoyunu kandırmaktan ziyade bu tasarıyı yasalaştıranlara dahi ders olacak ve ayanlışlarını anlayacakları bir ders olmalı.
Gerekiyorsa İncirlik kapatılmalı, Habur kapatılmalı sonucu ne olursa olsun. Bu halk bu ülkenin yumruğunu artık masaya vurması gerektiğini biliyor ve görmek istiyor. Sonucu ne olursa olsun. Ortadoğuda bir kukla devlet olmadığımıza inanmak, görmek ve dünya sathında karşımızda duran devletlere göstermek durumundayız. Bu cümleler hamasi gelebilir, (unutmayın bağımsızlık hamaseti bu ülkeyi kurdu) ama gerçek bu şekilde ve artık devletin de bunu kabullenip yapması gerekeni yapması lazım. Halk bedeli ne olursa olsun bu konuda devletin-hükümetin arkasında olacaktır, şüphesiz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İçimizdeki, yabancı mı? (Strangers Gate)

0 yorum  

Bu zamana kadar hiç bir film hakkında yazmadım ama filmi seyrettikten sonra içimde farklı duygular uyandığından filmden hareketle günümüzü gündemi naçizane değerlendirme ihtiyacı hissettim. Filmi, henüz seyretmemiş olanlar için anlatarak büyüsünü bozmama arzusundaydım ki günde bir ton tık alan bir web sitesinin film eleştirisi yapmak adına bütün filmi anlattığı şuradaki yazıyı gördükten sonra benim anlatacaklarım o kadar da büyüyü bozan bir durum olmayacaktır düşüncesiyle hareket ediyorum.


Filmin orjinal adı "The Brave One" bizimkiler bunu "İçindeki Yabancı" diye Türkçeleştirmişler. Bu adı kim koymuşsa gerçekten işi bilen dikkatli bir şeyirci olduğuna kanaat getirdim neyse geçeyim asıl konuya.

Radyo programcısı Erica ablamız sevgilisi ve köpeği ile berabaer New York Cenral Park'ta akşam gezintiye çıkarlar. Parktaki "Strangers Gate" ten geçmeleriyle başlıyor bütün olay( işte sinemadaki bu ayrıntılar beni filme hayran bırakıyor.belki bizimkiler de bu ayrıntıdan hareketle Türkçeleştirmişler filmin adını diye düşünüyorum.) İki serseri tarafından bir tenhada kıstırılıyorlar (yok yok Gaffır gelmesin aklınıza o, melek kalır bu filmdeki serserilere nispeten ) Hem Erica'yı hem de sevgilisini öyle bir hırpalıyorlar ki herif diğer tarafı boyluyor esas kız tabi ki komalık. Uzun bir süre hastanede kalıyor akabinde iyileşince yaşadıkları olayla ilgili bilgi almak maksadıyla polis merkezine gidiyor ve masa başında karşılaştığı bürokrasi tahammüllerini aşınca merkezden ayrılıyor ve ilk iş olarak bir silah mağazasına varıp tabanca almak istediğini söylüyor. Eee kolay mı ruhsat lazım tabi ama ona da hemen bir çare hasıl oluyor ve göçmen kılıklı bir eleman mağazadan ayrılmasına mukabil ensesine yapışıp almak istediği tabancayı bin dolar karşılığında tutuşturuyor avuçlarına. Bundan sonrasında asıl hareket ve şiddet baş gösteriyor.
Sıkıldım gerisini yukarıda verdiğim linkten okursunuz ben konuma döneyim.
Birçoğumuz tvlerde yayınlanan; faili, osuruk kokusundan anında tespit eden CSI, kriminal dizilerini seyretmişizdir. İşte bu film, teknoloji ve bilim ne kadar gelişmiş olursa olsun bu ütopik kriminal dünyayı yerle bir ediyor ve gerçek suç dünyasının hiç de o osuruktan dizilerde anlatıldığı gibi olmadığını seyredenlerin suratına çarpıyor.
Film, gerçek suç-ceza dünyasındaki bürokrasi sorunlarını ve insanların adalet anlayışını sorguluyor. Adalet ve emniyet görevlilerinin kanunları temel alarak kendilerine görev saydıkları suçluyu cezalandırma görevini, insanların vicdanlarından alıp alamayacakları da ayrı bir sorgu konusu. Aslında bu filmde sorgudan ziyade doğrudan karar veriliyor. Filmin son sahnelerinde bu görevi kendisine kanunlarla adleden dedektifin kendi elindeki silahı, yerde yatan adamı (parkta sevgilisini ölesiye döven serseriyi) vurması amacıyla Erica ablamıza vermesi aracılığıyla; bir insan vicdani olarak kendine adalet sağlama görevini adledebilir kararı veriliyor ve suça karşı işlenen cinayetleri(!) meşrulaştırıyor.
Eeee, sen de! Biz bunları film kritiklerinden de okuruz diyorsunuz, değil mi?
Koskoca(!) ABD'de dahi adalet sağlama temayülü artık sosyal olarak bu düzeye geldiyse biz ne yapalım değil mi?
Benim değinmek istediğim o değil. Zaten bizim halkımız arasındaki kanı da bu şekilde, suçluya cezasını ver-e-meyen ya da geciktiren adalet sistemi olduğunda, o suçluya cezasını şahsen vermeyi başarabilen insan kanun önünde suç işlemiş olsa dahi halk nezdinde bir kahramandır ve suçsuzdur vicdani olarak. Örneğin; hangi vatan evladı İmralı'daki köpeğe otuz bin kişisinin hesabını sorarcak şekilde acı çektirerek öldürmeyi arzulamaz(!) değil mi?
Devlet yaklaşık 23 yıldır bir terör örgütünü ortadan kaldıramıyor, kapkaç çetelerini, mafyayı bertaraf edemiyorsa halk da kendine vicdani olarak bir görev biçmez mi? Tahammül denen erdemi rafa kaldırıp ardına bakmayı bir an olsun aklından geçirmeden "Strangers Gate" ten isteyerek geçmez mi? Bunun neticesinde teröre karşı lojistik destek sağlayanlar keza kapkaç çeteleri, haraç çeteleri belirlendikten sonra çeşitli güçler bunları -devletin kanıt bulmasını beklemeden, vicdani olarak- ortadan kaldırmak m
aksadıyla teşkilatanmaz mı devletten umudu keserek? İşte asıl gelmek istediğim nokta burasıydı.
Şimdi en son bayram arefesinde 15 şehit, daha bugün 1 şehit ve iki gazi verdiğimiz terör belasıyla mücadele için topyekun "Strangers Gate" ten geçip herbirimiz birer silah edinip toplumun huzuru için Şırnak, Diyarbakır, Batman dağlarına mı yollanalım?

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

06.10.2007

AB hibesini reddeden Şimşirli ahalisi : Var bir çapanoğlu

0 yorum  

Haberde yazıldığına göre: Rize'nin İkizdere ilçesine bağlı Şimşirli Köyü için AB fonlarından yararlanarak arıtma tesisi kurmaya yönelik projeye onay almayı başaran İkizdere Kaymakamlığı, köy halkından gelen tepkiyle dumura uğramış.

Televizyondaki haberlerde de seyrettim, köy halkı AB yardımına ihtiyacımız yok. Biz AB ye karşıyız, eğer karşılıksız bir yardım veriyorlarsa bunun altında kesin bir şey vardır diye bu fondan faydalanarak bir ihtiyaçlarının giderilmesine karşı olduklarını belirtiyorlar.

Her fırsatta bizi araların almamak için türlü tevir taklalar atan AB, ülkemizi aralarında görmek istememesine rağmen çeşitli toplumsal fonlarla Türkiye'nin gelişmesine (Özellikle demokratik anlamda) katkı sağlamaya çalışıyor.

Bir yandan bizden kurtulmak isterken bir yandan da ülkemizin toplumsal gelişimine katkı sağlamaya çalışmak için çeşitli fonlardan bazı kurluşların faydalandırılması insanlarda şüphe uyandırıyor.

Buradan hareketle AB ne için, ne kadar, ne sürede fon katkısı sağlıyor bunlara bir göz atmak gerekir diye düşünüyorum.

Bir program ya da proje:

  • AB katılım stratejisinin uygulanmasına katkıda bulunmak
  • Ülkemiz tarafından hazırlanan "Ulusal Programda" belirtilen alanları destekleyici nitelikte ya da bu alanlarla ilgili olmak
  • Ülkemizdeki yasaların AB müktesebatına uyum sürecine katkıda bulunmak

amaçlarına hizmet ediyorsa AB tarafından destekleniyor. Bu ilkeler çerçevesinde sunulan projeler hakkındaki son kararı AB Genel Sekreterliği ve Avrupa Komisyonu veriyor, bu kararlar ayrıca AB üyelerinin onayından geçiyor.

Açık topluluk ve ajans programları adı altında gerekli şartları taşıyan kuruluşlara fon yardımı verilebiliyor. bu programlara dahil olabilmek için Türkiye'nin her katılımcı ülke gibi yıllık aidat ödemesi gerekiyor. AB komisyonu tarafından ülkemize her yıl verilen yardımların bir bölümü, bu aidatları ödeyebilmesi için ayrılıyor.

Topluluk programlarında:

  • Araştırma
  • Sağlık
  • İstihdam ve Sosyal İşler
    1. Ayrımcılıkla mücadele
    2. Kadın erkek eşitliği
    3. Toplumsal dışlanmayla mücadele
    4. İstihdam alanında teşvik edici önlemler
  • Teknik İşbirliği
  • Eğitim
  • Çevre
  • Girişimcilik
  • Bilgi Toplumu gibi alanlardaki faaliyetler destekleniyor

Bu konularla ilgili ayrıntılı bilgilere AB Türkiye Delegasyonunun sitesinden ulaşılabilir. Ülkemizin özellikle ekonomik ve yaşam şartları konusunda epey yol katetmesi gerekliliği göz önüne alınınca toplum faydası gözetmek konusunda AB tarafından sunulan imkanların duygusal davranılarak ret edilmemesi tarftarıyım. Bu sebeple Şimşirli Köyü halkının bu konuda ikna edilerek sağlanan destekten faydalanmalarının sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Ülke genelinde olduğu gibi Karadeniz halkının milliyetçiliğinin sorgulanmasından ziyade duygusal yaklaşımların bertaraf edilmesi gerekliliğini savunuyorum. Bence toplumun refahı konusunda her yol mübahtır.

AB fonları konusunda bende rahatsızlık uyandıran en önemli konu Sosyal İşler alanında sağlanan destekler. Çünkü bu destekler ayrımcılığın giderilmesi konusunun gündeme getirilmesi ve bertaraf edilmesi hususunda sağlanmasına rağmen bazı kuruluşlar tarafından özellikle Türk Milliyetçiliği'nin baltalanması ve bölücü unsurlar lehinde kullanılarak toplumsal bütünlüğün çözülmesi yönünde kullanıldığı ortada.

AB'ye siyasi ve ekonomik olarak bütünleşme konusunda karşıyım. Halkımız adına AB tarafından sağlanacak her türlü imkandan (İnsan hakları, yaşam kalitesi, hukuki eşitlik vb) faydalanılmasına taraftarım.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

02.10.2007

Barış, anlayış da bir yere kadar artık!

0 yorum  

Sen tut, dağda eşkıyalık yapan, kente inip dehşet saçan terörist köpekleri bu topraklardan temizlemeye and içmiş bu emele baş koymuş bir orduya, dokuz tane gence karşı bir taburu sürmek mi kahramanlık diye eleştiri de bulun!
E be adiler, o dağdaki dokuz çocuk dediğiniz kanı bozuklar, yemek vakti karakola bomba yüklü kamyonla girerlerken, nöbetteki mehmetçiğe kurşun sıkarken pek bi kahramandılar değil mi sizin için? Bir tabur askerin dağlarda yoketmek için uğraştığı, masum(!) dokuz çocuk(!) diye tabir ettiğiniz köpekten de aşağı yaratıklar daha iki gün önce on iki kişiyi taşıyan dolmuşu havaya uçurmadı mı?
Neymiş, suç devletteymiş! Devlet ne yapacak, ağalarınızın isteği üzerine devletin dilini Türkçe'den başka bir dil olarak olarak mı tanımlayacak? Yoksa ayyıldızlı bayrağı indirip yerine kadekin paçavrasını mı asacak siz sevgili masum teröristleri dağdan indirmek için. Has... in ordan!

Ya şu Almanya'nın yeşermiş eski kaşarı Roth hazretlerine ne demeli? Genelkurmay Başkanımız barışın önünü tıkıyormuş.
Büyükanıt ne demiş de bu kaşarın bitleri oynamış bakalım:

Terör örgütünün Ankara