pkk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pkk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.06.2008

Bölücü terörün ekranlardaki terfisi

0 yorum  

Tv ekranlarındaki bölücü terör konusunda örülen ilişkilerin yer aldığı dizilerde terörist olarak ekrana yansıtılan karakterler üzerinde yapılan çalışmalarda, terörün iğrenç ve vahşi yüzünden öte sözde politik alt yapılarının sempatik karakterlerle yansıtılması aleni olarak terör örgütü propagandasıdır.

Özellikle Kurtlar Vadisi isimli dizide bu durum ,ilk başlarda azılı katil olarak karşımıza çıkan Muro ve kankaları sayesinde yansıtılmaktaydı. Burada, yapımcılar ne kadar da terörün politik alt yapısını aşağılar tarzda bir mizah yapmaya çalıştıklarını söyleseler de mizah; iyi nişan alınmadığında yanlış hedefi vurur.

(Bu konuda daha önce bir yerlere yazmıştım ama şimdi atıfta bulunmak maksadıyla aramama rağmen bulamadım. Bu blogda rastlayan olursa bilgi versin, lütfen)

Neyse asıl can sıkıcı duruma, dün gece Star Tvde yayımlanan Köprü isimli dizide rastladım. Bu dizide de ipin ucu kaçırılıyor zaman zaman ama son bölüm resmen örgüt propagandısıydı. Dizideki Meryem isimli terörist kişiliğin ağzından verilen ifadelerle örgütün gizliden gizliye propagandası yapılması yetmiyor bir de dizi içindeki haberlerde teröristlerden militanlar diye söz ediliyordu. Biz bu tutumlarından dolayı Avrupa ve ABD medyasına figan ederken içimizdeki yayın kuruluşlarının, yapımlarında buna dikkat etmemesi dikkatsizlikle savunulacak bir durum değil.

Onu bunu bilmem, RTÜK ekranlarda sigara, içki görüntülerine, milletin dekoltesine nikahına takıp ceza keseceğine biraz da bunlara dikkat etse daha bir görevini yerine getirmiş olur, zannımca!


Konuyla ilgili bir bağlantı : Kurtlar Vadisindeki sempatik teröristin amacı ne?


Devamını göster

05.02.2008

Kandil'in mumu ne zamana kadar yanacak?

0 yorum  

Kandil Dağı neyin nesidir diye 5 yaşındaki çocuğa sorsak; terörün yuvasıdır cevabını vereceğimden kuşkum yok, o kadar aşikar artık.

TSk bombaladıkça bombalıyor, depolarını, hastanelerini filan vuruyoruz. Hatta medyamız sağolsun Kandil'in üstüne yağan bombaları gördükçe içimizin yağları eriyor. Bu kadar bombalamaya yerle yeksan olması gereken bir dağda hala daha teröristler faaliyetlerini sürdürebiliyorlar. Hatta Barzani peşmerge güçleri tarafından o kadar güvenli bir halde ve giriş çıkışa izin verilmiyor ki başta Avrupalı ve Amerikalı gazeteciler o zor ve geçilmesine izin verilmeyen noktaları aşarak teröristlerle görüşme yapıp örgütün propagandasını yapabiliyorlar.

Barzani tarafından ne açıklama gelmişti: Kandil kontrolümüz altında, giriş çıkışlara izin vermiyoruz. Bu açıklamaya istinaden de bizim gönlümüz rahat(!), Barzani kafaya koymuş PKK yı kurutacak yok ya ben de yedim.

Madem her tarafı tuttun, giriş çıkışları engelledin bu adamlar kampın ikmalini nereden sağlıyor, ABD helikopterleri havadan yardım mı atıyor yoksa bir zamanlar Çekiç Güç'ün yaptığı gibi?

Bak hele Ahmet Altan Kandil' e nasıl gitmiş:

* Kandil'e nasıl gittiniz?
Kandil'e Kuzey Irak'ın Raniyah kasabası üzerinden gittik. Ayıraca çok kontrol noktası vardı. Raniyap kasabasının çıkışında Talabani kuvvetlerinin son kontrol noktası vardı. Bu noktada mühendis olduğumuzu söyleyerek PKK denetimindeki bölgeye geçtik. Yasemin de (Çongar) bölgede yaşayan bir kadınmış gibi başını eşarpla örttü.

Tabi ben bunu da yedim! Çocuk mu kandırıyorsunuz allehisen? Şuna açıkça "Gazeteciyiz sizin görüşlerinizi Türklere duyurmak istiyoruz dedik ve onlarda bizi ilgili kişilere ulaştırdı." diyemiyorsunuz değil mi?

* Peşmergelerin önlemleri sadece gazeteciler için mi yoksa aynı sıkı kontrolleri PKK için de yapıyorlar mı?
İki taraflı bir ambargo. Gidebilmek için üç araba ve üç şoför değiştirmek zorunda kaldık. Talabani'nin güçleri Kandil'i tamamen sarmış durumda. Giriş ve çıkışları zorlaştırmışlar. PKK'lılar yiyecek götüremiyor, adam geçiremiyor. Zaten girenler de çıkamıyormuş.

* Neden Murat Karayılan'la görüşemediniz?
Kar yağışı dağda ulaşımı imkânsız hale getirdi. Biz de Karayılan'ın yardımcıları Bozan Tekin ve Mizgin Amed ile görüştük.

Haber alma, haber verme özgürlüğü diye alenen gazeteciler tarafından terör örgütünün propagandası yapılıyor. Barzani peşmergeleri Kandil'i sarmışmış, PKK dan kurtulmak istiyormuş, giriş çıkışa izin vermiyormuş! Barzani bal gibi biliyor-aynı DTP gibi- PKK biterse Barzani'nin de kendi miadının dolacağını.

* Operasyonların bitmesini istiyorlar mı?
Operasyonlar bitsin biz hiç silahlı eylem yapmayız, silahları hemen durdururuz diye konuşuyorlar.

Tabi tabi, bu resmen "Aman aman sınırötesine girmeyen de nereyi bombalarsanız bombalayın, biz keyfimize bakıyoruz siz merak etmeyin" demenin yolu. Madem öyle operasyon yapılmadığı zamanlarda neden acaba silahlı eylemlerini sona erdirmemişler ?

Bağlantı


Devamını göster

13.12.2007

Teröristlere af, terörü bitirir mi?

0 yorum  

Hükümet af konusunda ne yapacağını şaşırdı diye düşünürken; aklıma, şaşırma konusundan ziyade hükümet sözcüsü ve başbakanın konuşmaları arasındaki çelişkilerle af konusunda kamuoyu yoklaması yapıldığını tahmin ediyorum.

Önce yeni bir af kanunu çıkarılabileceği ima edildi başbakanın ağzından, ardından hükümet sözcüsü çikip "gündemimzde af söz konusu değil" dedi. Bunları müteakip başbakan, gündemlerinde yeni bir af kanunu değil de mevcut TCK 221 maddesi üzerinde yeni bir düzenleme yapılabileceğinden söz ederek bu kanun maddesinin içeriğinin genişletilebileceğinden dem vurdu.

TCK 221 şöyle diyor:

ETKİN PİŞMANLIK
Madde 221 -
(1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz.
(2) Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(3) Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi hâlinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi hâlinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.
(5) Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur. Denetimli serbestlik tedbirinin süresi üç yıla kadar uzatılabilir.
(6) (Ek fıkra: 06/12/2006 - 5560 S.K.8.md) Kişi hakkında, bu maddedeki etkin pişmanlık hükümleri birden fazla uygulanmaz.
Bu maddede ayrıntısıyla kimlerin faydalanabileceğinden bahsediliyor, bunun genişletilmesi katillerin ve azmettiricilerin affına giden yoldur.
Terör suçlularının affının genişletilmesi konusundan önce diğer suçlulardan şartlı salıverilenler hakkında 2006 yılın Ekim ayında Adalet Bakanı'nın söylediklerine bir bakalım:
ANKARA (A. A)
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, son 6 yılda 70 bin 804 kişinin şartla tahliye edildiğini, bunlardan 3 bin 337'si hakkında, yeniden suç işledikleri iddiasıyla soruşturma yapıldığını bildirdi.

Çiçek, DYP Hatay Milletvekili Mehmet Eraslan'ın soru önergesinde verdiği yanıtta, Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun ile diğer kanun hükümlerinden yararlandırılarak, son 6 yılda yapılan tahliyeler hakkında bilgi verdi.

Buna göre, 2001 yılında 18 bin 640, 2002'de 16 bin 425, 2003'de 13 bin 387, 2004'de 10 bin 302, 2005'de 7 bin 294, 2006'da 4 bin 756 kişi olmak üzere toplam 70 bin 804 kişinin şartla tahliyelerine karar verildi.

Çiçek, tahliyelerine karar verilenlerin, cinayet, dolandırıcılık, çete kurma, adam kaçırma, yaralama, fuhuş, kalpazanlık, ırza tasaddi, hırsızlık, gasp ve sahte çek vermenin de aralarında bulunduğu çok sayıda suçtan mahkum olduğunu belirtti.

Çiçek, tahliye edilenlerden 3 bin 337 kişi hakkında, yeniden suç işledikleri iddiasıyla soruşturma yapıldığını bildirdi.

Çiçek'in verdiği bilgiye göre, bu kişilerin yeniden işledikleri suçların bazıları şöyle:

"Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna muhalefet, Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanuna muhalefet, Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununa muhalefet, Vergi Usul Kanununa muhalefet, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet, hırsızlık, müessir fiil, gasp, sahtecilik, uyuşturucu, tehdit, dolandırıcılık, adam öldürme, ızrar, ırza geçme, kaçırma ve alıkoyma, görevi kötüye kullanma, fuhuş, piyasaya sahte para sürme, kaçakçılık, kumar oynama ve oynatma, zimmet, terör örgütüne yardım ve yataklık etme, basın suçları, ırza tasaddi, tehlikeli araç kullanma, adam öldürmeye teşebbüs, cezaevi idaresine karşı ayaklanma, hürriyeti tahdit. "

Şartlı salıverilenlerin tekrar işledikleri suç durumu yukarıda. Bunların altında terör kadar psikolojik ve ideolojik beyin yıkamalar olmamasına rağmen tekrar işlenebiliyor. Kaldı ki terör, bütünüyle ideolojik ve psikolojik beyin yıkamalarla kazanılmış üyelerin kullanılmasıyla ortaya çıkıyor. Özellikle de eli kana bulanmış katillere afın sağlanması bunların toplum içerisine karışması yoluyla daha tehlikeli boyutlara ulaşabilir.
Teröre karşı, affın dışında dağa çıkmaya yönelik engelleyici tedbirler ortaya koymak gerek.
Bölge halkının en büyük sorunu olarak ortaya çıkan işsizliğin, bölgedeki istihdamı arttırmaya yönelik tedbirlerle ortadan kaldırılması gerekmekte. Burada alınacak ve uygulanacak tedbirlerinterör örgütü destekçisi DTP mensubu yerel yöneticiler yerine, merkezi yönetimden yapılması daha faydalı olacaktır. Yerel yöneticilerin ortaya çıkacak yatırım ve istihdam araçlarını istismarlarının önlenmesi önemli bir husus. Eğer önümüzdeki yerel seçimlerde özellikle AKP, eğer gücü yeterse diğer partilerin yerel yönetimleri, terör destekçisi DTP ve mensuplarından arındırabilirse söz ettiğim ekonomik tedbirlerin daha sağlıklı uygulanabileceği inancındayım.
DTP Genel Başkanının kendisi de afla çıkmış, Anayasamıza ve Siyasi Partiler Kanunu'na göre bir parti mensubu veya milletvekili olmasına imkan yok, bunu engelleyemeyen bürokrasi, eli kanlı teröristlerden afla salınacaklara nasıl sahip çıkmayı düşünüyor?


Devamını göster

04.12.2007

Ulusalcılığın şovenist adımları

0 yorum  

Türk milliyetçileri, ülkemiz gündeminde cereyan eden olaylar karşısında soğukkanlılığını korurken, ulusalcıların milliyetçiliği aşarak ortadaki sorunlarda şovenizme kayan provakatif eylemleri, ülkemizin yürümeye devam ettiği Sırat köprüsünde beni oldukça korkutuyor. gönlüme su serpen ise bu ortamda ağırlık olarak duyarlı halkımızın bu tür yaklaşımlara itibar etmemesidir.

Alttan alta senelerdir ülkemizde işlenmekte olan bir Kürtçülük gerçeği var. Bu konuya şu yazımda değinmiştim o yazımda şöyle demiştim:

... Büyük Kürdistan hayalinde yer alan ülkemiz toprakları üzerinde demografik yapı oldukça uygun. Senelerce PKK/KADEK terör belası sebebiyle bölgeye ne öğretmen ne doktor ne de ihtisas(mühendis vs) sahibi insanlar sokuldu. Aile planlaması adı altında yapılan demografik çalışma da meyvelerini verdi ve hala daha vermeye devam etmektedir. Ülke çapında etnik olarak Kürtlerin yaşadığı ve bilhassa bu bölgelerin dışında aydın bir çok insan devlete inanıp aile planlaması oyunana ekonomik şartlar sebebiyle yenik düşerken;açlıktan her dakika ağlayan, devlet nerede diye sorup, elini uzatan devletin alnına kurşun sıkmayı bile başarabilen insanlar için aile planlaması zaten bir anlam ifade etmiyordu ve bu da bu tezgahı kuranların işine geliyordu. Bölgede nüfuz sahibi aileler kaçakçılık sayesinde cukkayı sağlamlaştırıp Bursa, İstanbul, İzmir, Kayseri gibi şehirlerde ticaret ve sanaiye dahil oldular hatta bazıları mafya tabir edilebilecek bir güce ulaştı. Bu oyunun içinde olmayan Kürt kökenli insanların varlığı elbette inkar edilemez....

Zamanla ortaya çıkan gizli planları ortaya çıkarmak ve bu planların altında yatan amaçlara hizmet etmemek adına bir takım adımlar atmak elbette gerekli. Bu planlar konusunda açığa çıkan gerçekleri duyurma konusunda ulusalcılar bir takım şeyleri dile getiriyorlar. Bunların ardından bölücülüğe varan şovenist yaklaşımlar ülke bütünlüğü adına tehlikeli görünüyor bana. Buna örnek olarak bugün haberdar olduğum, yine ulusalcıların ön ayak olduğu "Alışverişimi Türk'ten yapıyorum param PKK'ya gitmiyor" adıyla duyurdukları kampanya iyi niyetli görünmesine rağmen tam aksi amaçlar taşıdığı görüşündeyim.
Tamam fikir güzel ve faydalı görünüyor da alışveriş yapacağımız Türk'ün ayırdını kim yapacak? Birileri bunu işaret mi edecek? Asıl olayın provakasyona açık ve uçurum kenarında gezen noktası burası!
Kürtlerin, devlete takındıkları düşmanca tavırlara bizzat şahit olmuş biri olarak her Kürt'ün de bu şekilde yaftalanacak potansiyel terörist olmadığı inancındayım. Bununla ilgili en son provakasyonu on gün öncesinde Mardinli işletme sahibinin işyerinin birileri tarafından fiili saldırıya uğraması şeklinde gördük.

Bence bu tür kampanyalar ülke bütünlüğüne zarar verici girişimler. Ülkeye zarar veren iç-dış, bölücü-kırıcı her oluşuma destek veren, Türk-Kürt ayrımı gözetilmeksizin fark edildiği yerde tepki görmeli. Söz ettiğim tepki elbette ki fiili değil, ekonomik ve benzeri şekillerde olmalı-günümüz deyimiyle izole edilmeli.
Her Kürt asıllı terörist değildir, bunu unutmamak gerek. Ulusalcılık adı altında kaş yaparken göz çıkarmanın alemi yok!


Devamını göster

28.11.2007

Kendi elimizle açtığımız "Büyük Kürdistan" yolu

1 yorum  

Bugünkü şartların olgunlaşmasına yol açan ve Büyük Ortadoğu Projesinin ayaklarından birini oluşturan Irak’ın bölünmesi hususunda zamanın şartlarına ve yaşanan olaylara bir göz atalım:

1991 Körfez Savaşı, çıkan Kürt ayaklanmasında, zulüm korkusuyla Türkiye’ye büyük bir mülteci akını olmuştur. Mart ve Nisan 1991’de Irak’tan kaçan 1,5 milyon Iraklı Kürt, Türkiye-Irak sınırına yığılmıştır. Günümüz mülteci sorunlarına cevap vermekten çok uzak 1951 Mülteci Sözleşmesi, ülkelere sığınmacıları kabul etme zorunluluğu getirmediğinden, Türkiye mültecilere sınırlarını açmamış, 450,000 Iraklı Kürt, dağları aşarak yasadışı yollardan Türkiye’ye girmiştir. BMMYK yetkililerinin ifade ettiklerine göre, hazırlıksız yakalanan Türkiye’nin elinde hali hazırda sadece 20,000 çadır vardı. Türkiye, beklediği sayının çok üstündeki mültecilere barınak ve yiyecek bulmakta zorlanmıştır. Kürtlerin bu durumu dünya kamuoyuna yansıdığında büyük yankı uyandırmış, koalisyon güçleri bu baskı sonucu BM’nin 688 sayılı kararı gereği 11 ülkenin katılımıyla Huzur Operasyonu’nu düzenleyerek Kuzey Irak’ta bir güvenli bölge oluşturmuşlardır. Bu operasyonda Türkiye de bulunmuştur. *

Güveni Temin Operasyonunun ardından bölgedeki gelişmeler konusunda dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut başını oldukça ağrıtan o günleri bütün canlılığıyla şöyle hatırlıyor: ‘Sınırımıza yığılan 500 bin insana büyük gayretlerimize rağmen bakmak, yiyecek ulaştırmak, sağlıkları ile ilgilenmek ve barınmalarını sağlamak mümkün olmuyordu ve olamazdı da. Coğrafya da müsait değildi. 500 bin kişiye çadır kursanız çadır kuracağınız yer yok. Ekmek, yiyecek temin etseniz onlara ulaştıracak yol yok.’

Yıldırım Akbulut o zaman peydah olan çekiç güçle ilgili durumu şöyle anlatıyor: ‘500 bin kişi Türkiye’de değil, kendi yerlerinde muhafaza edilsinler istedik. Tabii bir baskı sonucu buraya geldikleri için de Saddam’ın zulmünden kurtarabilmek için bir güç olsun, bunları korusun diye düşündük. Biz daha evvel Halepçe olayı nedeniyle 50—60 bin Peşmerge’ye kapılarımızı açtık. Onların bize ne derece bir problem oluğunu iyi biliyorduk. Asayişi temin edebilmek için bazı harekatlar yapıldığında ‘Türkler insanlara eziyet ediyor’ gibi bir çirkin propaganda ile de karşılaştık. Halbuki bizim yapmış olduğumuz insanî hareket öyle bir propaganda ile tersine döndü ki sanki biz peşmergelere eziyet ediyormuşuz gibi gösterilmeye çalışıldı. Çekiç Güç’e bunun için ihtiyaç duyduk.’**

Çekiç Güç'e bir de şuradan bakalım:
Çekiç Güce bagli helikopterler, ayrilikçi terör örgütüne yardim paketi atarken görüntülendi. Ama gazetelerde "Şok" gibi basliklarla haber olan bu konu bir çirpida unutuluverdi. Amerikalilarin "teröre karsi Türkiye'nin yaninda" olduklari seklindeki açiklamalari, nedense "ikna edici" bulundu. Oysa Çekiç Güç'ün ve ABD'nin Türkiye'deki ayrilikçi terör örgütüne gizli destek verdigine dair sik sik skandallar patlak verdi.

Örnegin Zaman gazetesinin 13 Mayis 1994 tarihli sayisinda verdigi habere göre, "KKTC Magosa Limani'nda PKK'ya silah götürürken yakalanan Anne M isimli geminin Litvanya Klaipeda Limani'ndan Kalasnikof marka silahlari ABD Savunma Bakanligi'ndan alinan silah satin alma belgesiyle yükleme yaptigi" ortaya çikmisti.

Çekiç Güç-Israil-ABD-Terör dörtgeni içinde, Israil-terör örgütü arasinda dogrudan iliski olduguna dair deliller de vardi. Israil'in terör örgütünü "taseron" olarak kullandigi yönündeki bir açiklama, Zaman gazetesinin 3 Mart 1994 tarihli sayisinda yayinlandi. Habere göre, BOTAS Petrol Boru hattinda meydana gelen patlamalarla ilgili olarak bir üst düzey yetkili söyle diyordu: Israil kendi teknolojisini ve uydularini kullanmak amaciyla iki defa boru hatlarinin güvenligini saglamak için talepte bulundu. Türk yetkililer bu duruma sicak bakmadi. Hemen ardindan boru hatlari PKK tarafindan bombalandi. Bombalama olayindan sonra Israilli yetkililer tekrar boru hatlarinin güvenliğine talip oldular. Türk yetkililer bu talebe sicak bakmalarına ragmen müsbet bir cevap vermediler. Bunun ardından, kısa bir süre önce ikinci bir bombalama olayı meydana geldi. Boru hatlarının bombalanması eylemlerini üstlenen PKK, bu eylemleri artırarak devam ettireceklerini söyledi. Israilliler boru hatlarinin güvenligine tekrar talip oldular. Bu son talebe devlet yetkilileri olumlu cevap verdi. Çok kisa bir süre içinde yapilacak anlasma ile de bundan sonra boru hatlarinin güvenligini Israil saglayacak... Bombalama olayı ve takip eden gelismeler son derece manidardir.Kisacasi Çekiç Güç, Terör Örgütü ve ABD-Israil arasindaki iliski, disardan göründügü gibi degildir. Her ne kadar ABD ve Israil terör örgütüne karsi olduklarini ve Türkiye'ye destek verdiklerini açiklasalar da, "ikili politika" geleneğinin iyi bir örnegi olarak, terör örgütünün arkasinda Israil ve ABD (daha dogrusu Israil'in Amerika'daki uzantilari) vardir. Çekiç Güç, Kuzey Irak'ta hem bir Kürt devleti olusturmakta hem de otorite bosluğu meydana getirerek terör örgütüne lojistik destek sağlamaktadır.

Çekiç Güç'ün göründügünden farklı hedefleri olduğunun, hem de oldukça "pis" ve "karanlik" hedefleri olduğunun bir baska göstergesi ise Çekiç Güce karşı çıkan bazi önemli isimlerin ilginç akibetleridir. Ortak özellikleri Çekiç Güç'ün gitmesini istemek olan bu kisiler, nedense birbiri ardina "fail-i meçhul" kurbani olmuslardir. Örnegin Hulusi Sayin ve Ibrahim Selen. Ikisi de korgeneraldi. Ikisi de Güneydogu'da Jandarma Bölge Asayiş Komutanı'ydı... Ve ikisi de öldürüldü. Iki emekli korgeneralin ortak yönleri ise Çekiç Güce karsi çıkmalarıydı. Çekiç Gücün gitmesi gerektiğini belirten Jandarma Komutani Orgeneral Eşref Bitlis uçak kazasi süsü verilen bir sabotaja kurban gitti. Esref Bitlis'in en güvendigi kisilerden ikisi, yani Bitlis'in Güneydoğu'daki özel kadrosunda yer alan Emekli jandarma Binbasi Cem Ersever ve onun yakın arkadasi yüzbaşı Mustafa Deniz fail-i meçhul cinayete kurban gittiler. Ersever ve Deniz'in ortak yönleri de Çekiç Güc'ün bölgedeki varlığına karsi çıkmalarıydı. Derya Sazak'in 14 Kasim 1993 tarihli Milliyet'teki yazisinda belirttigi gibi "Çekiç Güç sanki seytan üçgeni"ydi, "... ona karsi çikanlari içine çekebiliyor"du. Lice'de Tuggeneral Bahtiyar Aydın, Cumhurbaşkanı Demirel'in deyimiyle 'bir kör kursunla' can verdi. Bahtiyar Aydın'in en önemli özelligi de Çekiç Güce karsi çıkmasıydı. Bu kisilerin bir diğer özellikleri, soruna mümkün olduğunca "barışçı çözüm" bulunmasi gerektigini savunmalarıydı. Dağlari bombalamakla, bölgedeki savaşı bu biçimde yürütmekle bir sey kazanilmayacagina inanan insanlardı. Bölgeden Amerikan uzantilarinin kaldırılmasını ve Türkler ve Kürtler arasinda kardeşlik temelinde bir birlik kurulmasini savunuyorlardi. (Nitekim gerçekten de tek çözüm budur.) Çekiç Güç'e karsi çikanlari birbir ortadan kaldiran güç, kuskusuz Çekiç Güç'ü Incirlik'e getiren ve onun kanaliyla bir Kürt devleti kurmak isteyenlerin bir uzantisindan baska bir sey olamazdi. ***

Çekiç Güç
Genelkurmay Başkanlığı’nın dün(15.03.2003) yaptığı açıklama ile Çekiç Güç’ün Türkiye’deki görevi de sona erdi. Genelkurmay’ın ‘Kuzeyden keşif harekâtı ve üs hazırlama faaliyetleri’ kapsamında Türkiye’de bulunan bin 166 ABD askerî personelinin Türkiye’den iki gün içinde ayrılacağını belirtmesinin ardından ilk kafile uçakla İncirlik’ten Almanya’ya hareket etti.Çekiç Güç, 1. Körfez Savaşı sonrası 5 Nisan 1991’de Bakanlar Kurulu tarafından alınan karar doğrultusunda Türk topraklarında geçici olarak konuşlanmıştı.
Körfez Savaşı’nın akabinde Irak yönetiminin kendisini desteklemeyen gruplara
karşı sert mücadele başlatması ile çok sayıda insanın Türkiye ve İran’a
sığınmaya çalışması Birleşmiş Milletler’i (BM) harekete geçirmişti. BM Güvenlik
Konseyi Irak’a ekonomik ambargo konulması, nükleer, biyolojik ve kimyasal
silahların yok edilmesine yönelik 3 Nisan 1991 tarihli 687 No'lu kararını aldı.
BM’nin bu kararından sonra Bakanlar Kurulu, toplu göçün tekrarlanmaması ve
bölgede barışın devamını sağlamak amacıyla çok uluslu bir gücün Türk
topraklarında geçici olarak bulundurulmasına karar verdi. Türkiye’nin ev
sahipliğinde, ABD, Fransa ve İngiltere’nin katılımı ile Huzuru Temin Harekatı
başladı. İnsani yardım ve caydırma amacıyla başlayan bu harekat, sığınmacıların
kendi topraklarına geri dönmesi ve insani yardım faaliyetlerinin sona ermesiyle,
yerini 1 Ocak 1997’den itibaren Türkiye’nin ev sahipliğinde ABD ve İngiltere’nin
katılımı ile bölgenin gözetleme ve kontrolü amacıyla başlatılan ve İncirlik
Üssü’nde konuşlandırılan Kuzeyden Keşif Harekâtı’na bıraktı. Birlik, 15 Mayıs
1997’de tugay seviyesine çıkarıldı, 28 Eylül 1998 tarihinde de adı 10. Tanker Üs
Komutanlığı olarak değiştirildi ve sancak verildi. Amerika Birleşik Devletleri
öncülüğünde başlatılan ikinci Körfez Savaşı'nın başladığı 20 Mart tarihinde ise
Türk hükümeti ABD’nin sadece Türk hava sahasını kullanabileceğini belirtmesi ile
daha önce Türkiye’deki üslerden Irak’ın kuzeyine yapılan keşif gücü uçuşları da
sona ermiş oldu. Bu uçuşların sona ermesiyle İncirlik'ten önce İngiltere’ye ait
Tornado tipi savaş uçakları, ardından da ABD’ye ait Awacs erken uyarı, radar
bozucu Prowler tipi uçaklar ile tanker ve F–15, F–16 tipi savaş uçakları başka
üslere çekildi. 1991 yılından bu yana her 6 ayda bir görev süresi uzatılan Çekiç
Güç ve ardından başlayan Kuzeyden Keşif Gücü kapsamında yürütülen faaliyetler
başlangıçta 25 bin personel tarafından yerine getiriliyordu. Zaman içinde bu
personel sayısı 1.000’e, uçak ve helikopter sayısı da 63’e düştü. Kuzeyden Keşif
Gücü’nün görev süresi son olarak 26 Aralık 2002’de 58. Hükümet’in Türkiye Büyük
Millet Meclisi'ne gönderdiği tezkeri ile 6 ay daha uzatılmıştı. ‘Kuzeyden Keşif
Gücü’ adı altında yapılan ve kamuoyunda ilk başladığı isim olan ‘Çekiç Güç’
adıyla anılan ortak görev gücü böylece 12 yılda 13 hükümet görmüş oldu.****

Biraz da şuradan bi bakalım ABD'nin Türkiye üzerinden bölgede oynadığı oyunlara:
Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Kuzey Irak’ta ABD’ye hep destek verdi. Herhalde kendisinin de söylediği gibi damarlarındaki Kürt kanından dolayı Kuzey Irak’taki Kürt gruplara ABD ile birlikte tam destek verdi. Fakat bu politikalar yüzünden de Türkiye beline kadar çamura saplanıyordu. Ayrıca bu dönemde Kürt liderler Talabani ve Barzani’ye kırmızı pasaport verildi. Çekiç Güç belasını başımıza salan Özal, PKK’nın daha da güçlenmesine ve palazlanmasına sebep oldu. Çekiç Güç bu bölgede terörist PKK militanlarına inanılmaz bir malzeme ve silah yardımında bulunuyordu. Uçuşa yasak bölgede PKK militanları bu boşluğu değerlendirerek hain emellerini devam ettirdiler. Türkiye defalarca Kuzey Irak’a askeri operasyonlar yapmak zorunda bırakıldı. Bu operasyonlarda zaman zaman 40 bine yaklaşan ordumuzun bir çok değerli subayları ve Mehmetçikleri şehit veya gazi oldular. Ülkemiz PKK terörü nedeniyle 32 bin kayıp vermiş, bu olaylar nedeniyle de en az 150 milyar dolar para harcamıştı. Her bakımdan ülkemize büyük maddi ve manevi zararlar veren bu çatışmalarda ABD’nin düşmanca tavrı bilinmektedir.

6 Nisan 2005 yılında, Kürt Lider Talabani’nin, Irak’ta, Devlet Başkanı seçilmesinin hiç de tesadüf olmadığını biliyoruz. Talabani 2002 yılında, Daily Telegraph’a yaptığı açıklamada: “Bush, babasının yarıda bıraktığı işi tamamlayacak” demişti. Gerçekten de Oğul Bush görevini yapmıştı. Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunu Kürdistan olarak gören Barzani ve Talabani’nin ne kadar tehlikeli olduğunu görmekteyiz. Bu yüzden de ABD’nin yüz yıldan beri izlediği politika bizim açımızdan hep çok tehlikeli olmuştur. Gerçekleşmesini asla istemediğimiz ülkemizi tekrar kan gölüne sokma uğraşısının bu sefer ki taktiği maalesef Türk-Kürt çatışmasıdır. Irak’ta Kürt Lider Talabani’nin iktidara gelmesiyle Türkiye’deki ayrılıkçı terör örgütü PKK-KADEK için bulunmaz bir fırsat doğmuştur. ****

Irak'ın işgalinin ardından; senelerce birbirleriyle çatışan, savaşan Barzani, Talabani güçlerini Özal aracılığıyla bir araya getirme ve PKK karşısında kullanabilme çabaları sonucunda PKK ile bu peşmerge liderleri kanka oldular. Birisi Irak'ın devlet başkanı oldu diğeri kendisine ırak'ın kuzeyinde bölgesel bir yönetim kurdu.

Sonuç
Zamanında bizim devletimiz tarafından, kurulacak bir Kürt devletinin savaş sebebi olacağı açıklamalarına rağmen ABD, bize rağmen bize bu bölgesel yönetimi kurdurdu. Lojistik desteğini sağladık senelerce, orada yaşayan Saddam mağdurları rolü oynattırılanlar sebebiyle. Merkez bankalarını kurdular, parlamentolarını açtılar, bayraklarını dalgalandırdılar, paralarını bastılar. Irak'ın ABD tarafından işgalinin ardından petrol anlaşmalarına taraf oldular ve şimdi %50lere varan pay almaktalar petrol gelirlerinden.
Biz daha, en meşru zeminde kurduğumuz KKTC'ye kendi ülkemiz dışında yabancı ülkeleri bırakın kardeş ülkemizden bile doğrudan uçak seferlerini başlatamamışken Irak'ın kuzeyine Avusturya'dan doğrudan uçak seferleri başlatılmış oldu.
Irak'ın kuzeyindeki Barzani yönetimi şimdiden bile bölgesel yönetim olarak dile getirilmekte bizim ulusal medyamız, haber ajansları tarafından. Biz hala daha Irak'ı bütün sanıp, bölünmemesinden yana teraneler sallıyoruz. Irak'ın kuzeyindeki yönetim, kendine bu kadar imkan sağlamışken, neden bağımsızlık ilan etsin ki bağımsızlık ilan etmiş devletten bile daha çok imkana ve imtiyaza sahipken?

Büyük Kürdistan devletinin ilk adımı atılmıştır. Sıradaki adım olarak Türkiye'de kurulacak bir Kürt bölgesel yönetimi görüyorum. Şimdilik İran topraklarında böyle bir girişim için erken, 1946 yılında İran'da sovyetlerin desteğiyle bir Kürt bağımsızlık hareketi ilan edilmiş fakat başarıya ulaşmamıştır. Bizdeki şartlar daha elverişlidir. Büyük Kürdistan hayalinde yer alan ülkemiz toprakları üzerinde demografik yapı oldukça uygun. Senelerce PKK/KADEK terör belası sebebiyle bölgeye ne öğretmen ne doktor ne de ihtisas(mühendis vs) sahibi insanlar sokuldu. Aile planlaması adı altında yapılan demografik çalışma da meyvelerini verdi ve hala daha vermeye devam etmektedir. Ülke çapında etnik olarak Kürtlerin yaşadığı ve bilhassa bu bölgelerin dışında aydın bir çok insan devlete inanıp aile planlaması oyunana ekonomik şartlar sebebiyle yenik düşerken;açlıktan her dakika ağlayan, devlet nerede diye sorup, elini uzatan devletin alnına kurşun sıkmayı bile başarabilen insanlar için aile planlaması zaten bir anlam ifade etmiyordu ve bu da bu tezgahı kuranların işine geliyordu. Bölgede nüfuz sahibi aileler kaçakçılık sayesinde cukkayı sağlamlaştırıp Bursa, İstanbul, İzmir, Kayseri gibi şehirlerde ticaret ve sanaiye dahil oldular hatta bazıları mafya tabir edilebilecek bir güce ulaştı. Bu oyunun içinde olmayan Kürt kökenli insanların varlığı elbette inkar edilemez. Demografik olarak gerekli şartlar sağlandı bölgede. Sıra siyasi aşamaya geldi. İlk etapta Türkiye için öngörülen, demokratik haklar, özgürlükler adı altında federatif bir yapı. Ardından özerklik ve sonrasında bağımsızlık talebi. Şimdilik bu komplo teorisi olarak görülüyor, temennim de o yönde ama mevcut gerçekler öyle demiyor.


*** Yeni masonik düzen
**** Zaman 16.03.2007


Devamını göster

19.11.2007

Savaşa neresi bilen var mı?

0 yorum  

internethaber.com'da okuduğum şu haber tüyler ürpertici. Haberde söylendiği üzere yaklaşık iki yüz kişi, pkk ve bölücü başı lehine sloganlar atarak DTP binasına girerek eylemlerini sone erdirmişler.Eylemde açılan, yandaki yazılı döviz dikkatimi çekti. "Şavaşa'da hazırız barışa'da"

Burada söyledikleri belli de anlamı nedir? Çünkü zorla veya mecburen Türkçe konuşup da Türkçe bilmeyen birisi tarafından yazıldığı belli.
Bunu okuyunca, bunların Şavaşa denen bir yerde hazır olduklarını (ama ne için bilmiyorum) Barışa denen yerde de birşey yapacaklarını yazmaya çalışmışlar ama yazmayı unutmuşlar herhalde.
Şavaşa'da hazırlarmış. İyi hazırsınız da Savaşa neresi? Orada neye hazırsınız? Bunları da bizahmet yazıverin isterseniz!
İçinde yaşadıkları devletin dilini yazamayan iki yüz kişiyi muhatap alıp da bunlara cevap vermeye kalkanlara bir tarafımla gülme arzusundayım.
Öğretim şart!


Devamını göster

05.11.2007

ABD'nin elimize verdiği!

0 yorum  

Şu yazımda ABD'nin, yapacağımız sınır ötesi operasyonu engelleyebilmek ve kamuoyunu sakinleştirmek amacıyla Kandil'deki örgüt başlarından birini veya birkaçını verecekleri öngörüsünde bulunmuştum.
Oysa ABD elimize öyle bir şey verdi ki nereden baksan muamma. Verdikleri PKK/KADEK tarafından kaçırıldı mı? Kendileri teslim mi oldu? Hala daha çözülemedi umarım ki Genel Kurmay sorgularında karar olarak bir neticeye varır.
Peki PKK/KADEK elindeyken şu ve şu şekilde ekranlarda yaşananlara ne mana vermeli?
Roj tv ve ellerine geçirmeyi başardıkları(!) askerlerimiz sayesinde PKK/KADEK arzu ettiği propagandayı gerçekleştirdi tam da Başbakanımızın Bush ile ziyaretinin hemen arefesinde, kaçırılıp kaçırılmadıkları, teslim olup olmadıklarının bilinmediği mehmetçiklerimizi devletimizin eline vermeyi- hem de Barzani güçleri ve DTP aracılıyla- başardı.
Seyreyle güzel, kudret-i Tayyip neler eyler canan canan diye türkü uyarlayıp bekleyelim bakalım ABD elimize verdikleriyle AKP yi ikna edebilecek mi? Benim bu soruya cevabın belli, yine de bekleyelim belki başbakanımızın yağmasa bile gürledikleri ABD'de bir yankı yapar.


Devamını göster

30.10.2007

70 milyon, tek başımızayız!

0 yorum  

Aklımda kalan bir fıkra ile sözlerime başlamak istiyorum. Bu fıkra çeşitli memleketlere atfedilerek dillendirilir güncel hayatta.


Komşu iki köy bir merayı paylaşamazlar. Kanun, jandarma falan başedemez bu iki
hasım köylüyle. Sonunda karar verirler; toplanacaklardır merada ve kozlarını
paylaşacaklardır. Her bir köyün halkı kahvelerin toplaşır ve belirledikleri saatte merada toplaşa kararıyla karşı köyle hesaplaşacakları günün sabahını beklerler. Köylerden, Yukarı Köy’ün halkından bir deli cesaretiyle nam salmıştır civarda. Ama Aşağı Köyün nüsufu da yukarı köyü üçe beşe katlamaktadır. Neticede kararlaştırılan gün merada karşı karşıya gelirler. Aşağı Köyün 400 varan yiğidi karşılarında Yukarı Köy’ün tek delisini görünce tabana kuvvet köylerine geri dönerler. Aşağı Köyün kahvesine vardıklarında kahvede oturan ihtiyarların “Ne oldu?” sorusuna, liderleri şu cevabı veririr;
biz 400 kişi tek başımıza meraya vardığımızda Yukarı Köyün delisi hep beraber üzerimize saldırdı biz de kaçmak zorunda kaldık!
Halkı terör belası sebebiyle muazzam acı yaşıyan bir ülke. Gazeteler, televizyonlar yaşanan acının büyüklüğünden dem vuruyorlar. Her gün şehirlerde binlerce insan ellerinde bayraklarla bir araya gelerek teröre lanet okuyorlar 20 gündür. Meydanlardaki kalabalık büyük bir birlik sergiliyor görünse de maalesef gerçek öyle değil. Bir şehir, birkaç sivil toplum örgütü bir öğle saatinde halkı bir araya getirmek için öncesinde ev ev dolaşıp “bayraklarınız ellerinizde teröre lanet mitingine bekliyoruz” ilanları dağıtıyor ve söz konusu günde birilerini şehir meydanında toplamayı başarıyor. Bir kaç gün sonrasında Cumhuriyet Bayramı’nda yani 29 Ekimde bazı sivil toplum kuruluşları yine yerel basında ve televizyonlarda yaptığı duyurular sayesinde öğlen saatlerinde öncekine nispeten daha fazla insanı bir araya getiriyor, amaç yine aynı “teröre lanet”. Aynı günün akşamı valiliklerin resmi programlarında yer alan bir etkinlik “Cumhuriyet Yürüyüşü”, amaç teröre lanet olmasa da bu amaç öngörüsünde “Cumhuriyet Yürüyüşü” şeklinde isimlendirilmiş sloganların, heyecanların ellerdeki bayrakların “teröre lanet” mitinglerinden hiçbir farkı yok. Bunu valilik düzenliyor milli eğitim desteğiyle öğretmen/öğrenciler, aileleri ve bürokratik personelin ailelerinin katılımına ek olarak bundan haberdar kişilerinin katılımının sağlandığı bir yürüyüş. Hele iktidara %47 oy oranıyla hükümet yolunu açan kesimin çoğunluğu, iktidara ihanet olur düşüncesiyle bu milli yasta dahi meydanlarda kendini gösteremiyor. Paramparça bölük pörçüğüz; milliyetçi, ulusalcı,faşist, komünist, laikçi, dinci…
70 milyon tek başımızayız, bir millet hep beraber olamıyoruz.

Amaç aynı, sloganlar hemen hemen aynı, birlik olarak dile getirilenler aynı ama hiçbiri beraber değil. Bu acı gerçeği kendim yaşadım ve ülkemin her yanında yaşandığını içim yanarak seyrediyorum.


Devamını göster

26.10.2007

Avrupa Yakası ve Mesut Barzani

0 yorum  

Ortadoğu cadı kazanı olmuş ABD nin ateşiyle kaynamaya devam ediyor. Her gün gazete köşeleri ve beyaz camın ardından çeşitli değerlendirmeler yapılıyor.

Bütün bunlar devam ederken tvde Avrupa Yakası adlı diziyi seyrettiğimde benim aklıma Ortadoğu daha doğrusu Mezopotamya geliyor. “Ne alakası var?” diye sorabilirsiniz. İstendiği zaman her konu birbiri ile alakalandırılabilir.

Avrupa Yakası, bilindiği üzere Nişantaşı eşrafından seçilmiş bireylerin hayatı üzerine çeşitlemelerle yürümeye devam ediyor. Aslına bakarsanız Ortadoğu’da yaşananların Avrupa Yakasında yaşananlardan pek de farkı yok.

Bu diziye en büyük keyfi veren ise; bir Anadolu çocuğu olmasıyla beraber ekonomik ve kültürel seçkin bir çevrede, Açıköğretim fakültesi diplomasıyla, sosyete hastalığı panik atağıyla, bulunduğu çevreye uydurmaya çalıştığı sosyal hayatıyla Burhan Altıntop!
Bu Burhan Altıntop, adi, şerefsiz, haysiyetsiz ilginç bir kişilik. Bulunduğu yerden daha yükseklere çıkmak, içinde yaşadığı topluma kendini kabullendirmek için yapmayı göze almayacağı ipnelik(muziplik vermek açısından bilerek ibne yazmıyorum) yok! Ev sahibine çeşitli şekillerde yaranmaya çalışarak; evden atılma ve kiraya zam yapılması gibi aleyhindeki konuları gündem dışı tutmak için poposunu yırtıyor desem yeridir. Ev sahibine yaranma çeşitliliği şu şekilde cereyan ediyor genelde ; ya ev sahibi için oturduğu evin garsoniyer olarak kullanılmasına izin veriyor ya da ev sahibini eve davet ederek beş yıldızlı otellerde dahi gösterilmeyecek ihtimamı sergiliyor . Burhan Altıntop’un yaranma çabaları sadece ev sahibine değil, iş yerindeki genel yayın yönetmeni, fiili şiddetinden tırstığı çaycı, şirket ortakları ve dahi kapıcı.

Ne ki Burhan Altıntop’u yeni sezona kadar dizginleyen bir kişilik vardı dizide; Goffır. Bu kişilik; ulaşmaya çalıştığı emelleri uğrunda karşısındakileri kullanmaya çalışan, genelde kendisinin kullanıldığının farkına varamayan Burhan’ı piskopat tavırlarıyla sus pus ediyordu. Psikolojik ve fiili şiddet baskısıyla Burhan azmanını zaptetmeyi başarabilen Goffır yeni sezonda yerini, kapitalizmin simgesi, sosyetik ve kültürel değerlere sanip olduğu kadar zaman zaman da karşısındakilerin hakkını bildirebilmek amacıyla kalitesini bozmayı göze alabilen Şahika’ya bıraktı. Goffır sağa sola fiili şiddete yönelik tehditler savururken Şahika; hayatın gerçeği parayı kullanıyor tehdit unsuru olarak.

Saadete gelecek olursak; diziyi seyretmeye başladığınızda ekrandaki kişilikleri Mezopotamya’daki oyuncuları göz önüne alarak birbirleri ile eşleştirmeye - hafızanızdaysa bunu şimdi bile deneyebilirsiniz – çalışınız. Deneyin bakalım, ne kadar haklılık payı bulabileceksiniz Ortadoğu ile Avrupa Yakası dizilerini birbirlerine benzetmem konusunda.

Nişantaşı’na kendini kabul ettirmek için poposunu yırtan Burhan Altıntop – Ortadoğu’da kendini dünyaya kabul ettirmek için (afedersiniz) götünü yırtan Mesut Barzani.
Ben sadece asıl kişiliği vereyim siz ona göre diğerlerini konumlandırın. Bakalım neler olacak beyninizde!

Bir Mesut Barzani kolay yetişmiiiiyi! Öyle değil mi?


Devamını göster

19.10.2007

DTP'ye güvenelim mi?

1 yorum  

Ülkemizin müstesna aydınlarından Hıncal ULUÇ, 16 Ekim de Sabah Gazetesindeki köşesinden:

... Ama her ne olursa olsun, bugün için DTP, PKK'ya yatkın, PKK'ya meyyal Kürt gencine düz ovada siyaset yaparak başarıya ulaşabileceğini söyleyecek, gösterecek, inandıracak, kanıtlayacak, onları PKK yolundan çevirecek tek kuruluş. DTP'ye güvenmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum.. Ve de onlara şans tanıyıp, fırsat verip, sabır içinde beklemek.. Bu süre içinde DTP'yi "Öyle konuş.. Böyle de.. Şunu açıkla" diye de zorlamamak gerek.. Bırakalım adamlar siyaset yapsınlar..Siyasetin gereğini yapsınlar..

şeklinde buyurmuş. Bu buyurma, feverana gelen bir çok demokrat(!) yazar, aydın tarafından olumlu karşılanmış ve sanki sihirli bir değenekmiş gibi dillere, köşelere yayılmış.

Neymiş; DTP'ye fırsat verilirse dağdakiler ovaya iner, dağa çıkmaya meyilli olanlar siyasete girer ve PKK nın önü kesilmiş olurmuş. DTP nin siyasi olarak amacı nedir ki? Terörün boynuna demokrasi yaftası asmış bir siyasi partiden ne beklenir! Hala daha oligarşinin hüküm sürdüğünü ve buna karşı Türkiye'de demokrasiye geçme konunsunda yapılan vurgudan başka bir şey bulunmayan parti programı ortada (diğer vurgular öteki partilerinkilerle aynı formal söylemler işte, kadının toplumdaki yeri, siyasi partiler kanunu vs) , Kürt Milliyetçiliği yapan bir parti siyaseten ne elde etmenin peşinde, DTP ye şans tanınmasını arzu edenlerin önce buna bir açıklık getirmeleri gerekir diye düşünüyorum.

Kürt Sorunu konusunda diretenler AB ve ABD'nin elindeki dizginleri ile PKK ya hizmet etmekteler. Asıl sorun PKK sorunudur, sadece PKK sorunu da değil bölgenin özerkleştirilmesi yönünde demokrasiden hareketle T.C. Anayasası na resmi dil olarak Kürtçe'nin dahil edilmesiyle başlayacak bölgenin özerkleştirilmesi hareketidir.

İhtimaldir ki güneydoğuda yaşayan Kürt kökenli halkımızdan daha fazlası Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşamaktadır, iç göç sebebiyle(İstanbul, İzmir, Ankara, İçel, Erzurum, Kars ağırlıklı). Yaklaşık Kürt nüfusu kadar bu ülkede varlık gösteren (Çerkez, Abhaz, Gürcü, Tatar, Arap-ki Kürt nüfusun ağırlıklı olduğu bölgelerdeki ağırlığı Kürt nüfus kadar vardır hemen hemen) diğer etnik kökendeki vatandaşlarımız da neden Kürt nüfusu üzerinde olduğu iddia edilen sorun benzeri bir sorun dile getirilmez? Çünkü sorun ne etniktir, ne dildir ne de dindir; sorun tamamen ideolojik bölgesel bir sorundur ve DTP ile PKK a da bu sorunu yaratanların piyonlarıdır. Çeyrek asırdır bölgede terör eksik edilmeyerek(Özellikle öğretmenelere ve okullara yönelik) bölge halkının aydınlatılması çalışmaları kösteklenmiştir. Yine terör saldırıları sebebiyle lojistik olarak bölge kalkınması engellenerek ekonomik yönden bölgenin gelişmesinin engellenmesi amacı başarıya ulaşmıştır. Diyarbakırdan, Batmandan yüzlerce işçi mevsimlik olarak (özellikle fındık toplama, pamuk toplama) diğer şehirlere (Sakarya, Adana gibi) göç etmekten kurtarılmalıdır.

Dil konusu yerli yerince bir oyundur zaten, özel dil kurslarının açılması yasalaştı, kurslar bomboş. Zaten anadilini öğrenen, neredeyse hiç Türkçe bilmeyen aile kadınlarından yani aileden öğreniyor. Nüfusun büyük ölçüde artması sebebiyle (zamanında uygulanan aile planlaması çalışmaları nedense güneydoğuda ve doğuda özellikle kırsal kesimde hiç başarı sağlayamamıştır desek yeridir, ne hikmetse?) bölgeden iç göç tavan yapmış durumdadır.

Bölgenin kurtuluşu, terörün sona ermesi DTP'nin değil diğer siyasi partilerin elindedir. Bölgedeki feodal yapının dağıtılması gerekmektedir. Koca GAP bile bilinçsizlikten, cehaletten iflas etmiş durumdadır, bölge tarım alanları tuzlanmaya maruz kalmıştır bilinçsiz sulama yüzünden. Eğer DTP bir çözüm peşinde koşuyorsa dağdakileri, dağa çıkmaya meyilli olanları ovada siyasete ortam hazırlamaktansa, ovada karınlarını doyurabilecekleri istihdamı sağlamaya çalışmalıdırlar, tabi eğer gerçekten ABD nin piyonu değillerse. Bunun içinse özellikle bölgedeki terörü ve içindeki teröristleri desteklemekten vazgeçmeleri gerek, nasıl yapacaklarsa artık. Hem içerde hem dışarda yaklaşık 8000 teröristle ne siyaseti yapmayı hedefliyorlarsa artık!!!

Eğer DTP çözüm için mecliste olduğunu iddia ediyorsa senelerdir Kürt Milliyetçiliğiyle beynini yıkadığı Kürt kökenli halkın devletle barışmasını, devlete güvenmesini sağlamaya çalışmalı. Etnik siyasetten vazgeçmeli. Devletin bölgeye gönderdiği her memuru (Doktor, mühendis, öğretmen ) kendileri için düşman görme yaklaşımından halkı kurtarmalıdır. Gerek kendilerine Kürt aydını olarak tanımlayanları gerek diğer aydınları biraz da bu konuda düşünmeye çağırıyorum.


Devamını göster

17.10.2007

Hangi güvercin elinde silahla insan katlediyor?

0 yorum  

Bu Ahmet Türk'e ve DTP ye kim akıl veriyorsa tebrik etmek gerek. ABD'den mi AB'den mi meşhur bir reklamcıyla anlaşmışlar çok merak ettim. Bizim ülkemiz reklamcıları siyasi söylem konusunda bunlara akıl verenler kadar yaratıcı ve başarılı(!) değiller maalesef! Bakar mısınız hazret ne buyurmuş:


Bu güvercinlere saldırtmak üzere şahinleri hazırlamış bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir linç politikasıyla karşı karşıyayız. Bunun izlerini ve işaretlerini almaya başladık. Gerçekten vahim bir durum.
Sizin için gerçekten vahim bir durum. DTP nin mi PKK/KADEK in mi grup başkanı olduğu belli olmayan hazretin sözleri gerçekten oldukça yaratıcı. Bu zamana kadar hangi güvercin elinde ABD silahıyla insan katletmiş? Yoksa ellerindeki ABD silahları mı onları güvercin yapıyor?

Yok yok ben anladım, mağaralarda, kaya başlarında tünedikleri için teröristi güvercin diye tabir ediyor, kesin. Kırsal kesimde yaşamış-görmüşler bunu bilir, yabani güvercinler, uçurumlar, kayalıklar üzerlerinde yer tutarlar kendilerine ki şahin veya kartal gibi yırtıcı kuşların görüş alanlarından uzak kalsınlar.

Adi emellerinize hiç değilse masum ve barışın sembolü güvercinleri alet etmeyin!!! Ama kusura baksın hazret, güvercin müvercin tanımlamalarıyla teröristlerin aldıkları canları, emellerini örtbas edemezler. Bu ülkenin canına kast eden güvercin de olsa martı da olsa baykuş da olsa Silahlı Kuvvetlerin Şahinleri hepsine hadlerini bildirecektir.
Güneş balçıkla sıvanmaz, terörist de güvercin demekle masumlaştırılamaz!


Devamını göster

13.10.2007

İçimizdeki, yabancı mı? (Strangers Gate)

0 yorum  

Bu zamana kadar hiç bir film hakkında yazmadım ama filmi seyrettikten sonra içimde farklı duygular uyandığından filmden hareketle günümüzü gündemi naçizane değerlendirme ihtiyacı hissettim. Filmi, henüz seyretmemiş olanlar için anlatarak büyüsünü bozmama arzusundaydım ki günde bir ton tık alan bir web sitesinin film eleştirisi yapmak adına bütün filmi anlattığı şuradaki yazıyı gördükten sonra benim anlatacaklarım o kadar da büyüyü bozan bir durum olmayacaktır düşüncesiyle hareket ediyorum.


Filmin orjinal adı "The Brave One" bizimkiler bunu "İçindeki Yabancı" diye Türkçeleştirmişler. Bu adı kim koymuşsa gerçekten işi bilen dikkatli bir şeyirci olduğuna kanaat getirdim neyse geçeyim asıl konuya.

Radyo programcısı Erica ablamız sevgilisi ve köpeği ile berabaer New York Cenral Park'ta akşam gezintiye çıkarlar. Parktaki "Strangers Gate" ten geçmeleriyle başlıyor bütün olay( işte sinemadaki bu ayrıntılar beni filme hayran bırakıyor.belki bizimkiler de bu ayrıntıdan hareketle Türkçeleştirmişler filmin adını diye düşünüyorum.) İki serseri tarafından bir tenhada kıstırılıyorlar (yok yok Gaffır gelmesin aklınıza o, melek kalır bu filmdeki serserilere nispeten ) Hem Erica'yı hem de sevgilisini öyle bir hırpalıyorlar ki herif diğer tarafı boyluyor esas kız tabi ki komalık. Uzun bir süre hastanede kalıyor akabinde iyileşince yaşadıkları olayla ilgili bilgi almak maksadıyla polis merkezine gidiyor ve masa başında karşılaştığı bürokrasi tahammüllerini aşınca merkezden ayrılıyor ve ilk iş olarak bir silah mağazasına varıp tabanca almak istediğini söylüyor. Eee kolay mı ruhsat lazım tabi ama ona da hemen bir çare hasıl oluyor ve göçmen kılıklı bir eleman mağazadan ayrılmasına mukabil ensesine yapışıp almak istediği tabancayı bin dolar karşılığında tutuşturuyor avuçlarına. Bundan sonrasında asıl hareket ve şiddet baş gösteriyor.
Sıkıldım gerisini yukarıda verdiğim linkten okursunuz ben konuma döneyim.
Birçoğumuz tvlerde yayınlanan; faili, osuruk kokusundan anında tespit eden CSI, kriminal dizilerini seyretmişizdir. İşte bu film, teknoloji ve bilim ne kadar gelişmiş olursa olsun bu ütopik kriminal dünyayı yerle bir ediyor ve gerçek suç dünyasının hiç de o osuruktan dizilerde anlatıldığı gibi olmadığını seyredenlerin suratına çarpıyor.
Film, gerçek suç-ceza dünyasındaki bürokrasi sorunlarını ve insanların adalet anlayışını sorguluyor. Adalet ve emniyet görevlilerinin kanunları temel alarak kendilerine görev saydıkları suçluyu cezalandırma görevini, insanların vicdanlarından alıp alamayacakları da ayrı bir sorgu konusu. Aslında bu filmde sorgudan ziyade doğrudan karar veriliyor. Filmin son sahnelerinde bu görevi kendisine kanunlarla adleden dedektifin kendi elindeki silahı, yerde yatan adamı (parkta sevgilisini ölesiye döven serseriyi) vurması amacıyla Erica ablamıza vermesi aracılığıyla; bir insan vicdani olarak kendine adalet sağlama görevini adledebilir kararı veriliyor ve suça karşı işlenen cinayetleri(!) meşrulaştırıyor.
Eeee, sen de! Biz bunları film kritiklerinden de okuruz diyorsunuz, değil mi?
Koskoca(!) ABD'de dahi adalet sağlama temayülü artık sosyal olarak bu düzeye geldiyse biz ne yapalım değil mi?
Benim değinmek istediğim o değil. Zaten bizim halkımız arasındaki kanı da bu şekilde, suçluya cezasını ver-e-meyen ya da geciktiren adalet sistemi olduğunda, o suçluya cezasını şahsen vermeyi başarabilen insan kanun önünde suç işlemiş olsa dahi halk nezdinde bir kahramandır ve suçsuzdur vicdani olarak. Örneğin; hangi vatan evladı İmralı'daki köpeğe otuz bin kişisinin hesabını sorarcak şekilde acı çektirerek öldürmeyi arzulamaz(!) değil mi?
Devlet yaklaşık 23 yıldır bir terör örgütünü ortadan kaldıramıyor, kapkaç çetelerini, mafyayı bertaraf edemiyorsa halk da kendine vicdani olarak bir görev biçmez mi? Tahammül denen erdemi rafa kaldırıp ardına bakmayı bir an olsun aklından geçirmeden "Strangers Gate" ten isteyerek geçmez mi? Bunun neticesinde teröre karşı lojistik destek sağlayanlar keza kapkaç çeteleri, haraç çeteleri belirlendikten sonra çeşitli güçler bunları -devletin kanıt bulmasını beklemeden, vicdani olarak- ortadan kaldırmak m
aksadıyla teşkilatanmaz mı devletten umudu keserek? İşte asıl gelmek istediğim nokta burasıydı.
Şimdi en son bayram arefesinde 15 şehit, daha bugün 1 şehit ve iki gazi verdiğimiz terör belasıyla mücadele için topyekun "Strangers Gate" ten geçip herbirimiz birer silah edinip toplumun huzuru için Şırnak, Diyarbakır, Batman dağlarına mı yollanalım?


Devamını göster

07.10.2007

Terör, nereye kadar? Protestoya çağrı

0 yorum  

Allah'tan bu toprak için can veren herkese rahmet, ailelerine sabır diliyorum.


Terör, terör nereye kadar?
DTP'nin yaptığı her yıkıcı açıklamanın/hareketin ardından doğal olarak da ülkemizin bu konudaki söz sahibi kurumlarının başında gelen TSK'nin yaptığı açıklama ve çıkışı takiben, pkk/kadek/kongragel artık başka ne adı varsa bu bölücüler kanlı bilançolarına yeni bir kalem ekliyorlar. Bu terörün milletçe mağduru olduğumuzu birlik içinde dile getirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu düşünce hasebiyle internet üzerinde yer alan bütün kişisel ve kurumsal web sitelerini terörü lanetleyen sloganlarla birlikte en azından milletçe maruz kaldığımız terör eylemleri aleyhinde yazılar bulundurarak bu terör örgütünü ve içten içe bunları siyasi çözüm arıyoruz lafları altında destekleyen DTP'yi protestoya çağırıyorum.
Mehmedim:


Devamını göster

02.10.2007

Barış, anlayış da bir yere kadar artık!

0 yorum  

Sen tut, dağda eşkıyalık yapan, kente inip dehşet saçan terörist köpekleri bu topraklardan temizlemeye and içmiş bu emele baş koymuş bir orduya, dokuz tane gence karşı bir taburu sürmek mi kahramanlık diye eleştiri de bulun!
E be adiler, o dağdaki dokuz çocuk dediğiniz kanı bozuklar, yemek vakti karakola bomba yüklü kamyonla girerlerken, nöbetteki mehmetçiğe kurşun sıkarken pek bi kahramandılar değil mi sizin için? Bir tabur askerin dağlarda yoketmek için uğraştığı, masum(!) dokuz çocuk(!) diye tabir ettiğiniz köpekten de aşağı yaratıklar daha iki gün önce on iki kişiyi taşıyan dolmuşu havaya uçurmadı mı?
Neymiş, suç devletteymiş! Devlet ne yapacak, ağalarınızın isteği üzerine devletin dilini Türkçe'den başka bir dil olarak olarak mı tanımlayacak? Yoksa ayyıldızlı bayrağı indirip yerine kadekin paçavrasını mı asacak siz sevgili masum teröristleri dağdan indirmek için. Has... in ordan!

Ya şu Almanya'nın yeşermiş eski kaşarı Roth hazretlerine ne demeli? Genelkurmay Başkanımız barışın önünü tıkıyormuş.
Büyükanıt ne demiş de bu kaşarın bitleri oynamış bakalım:

Terör örgütünün Ankara’da destekçileri olduğunu belirterek DTP’lileri kastetmiş
ve “Teröriste ‘kardeşim’, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne 'bölücü' diyen bir
zihniyetle karşı karşıyayız. Demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye
Cumhuriyeti bu sorunu hukuk içinde çözmek zorundadır. Bu kişilerden biri 'Biz
PKK'ya terör örgütü diyemeyiz. Terör örgütü dersek biz sizleşiriz' diyor.
ederken ülkenin başkentinde bu tarz konuşmaların olması çok hazindir ve tedbir
alınması gerekir. Terörle mücadelesinde on binlerce asker ve vatandaşını teröre
kurban veren hiçbir ülke böyle bir zaafiyetin içine düşmemiştir'


Elbette öyle diyecek Büyükanıt, sayın kaşar hazretleri. Teröristi kardeşim diyerek savunan, halkın huzuruna kasteden terörle mücadele eden orduyu bölücülük gibi saçma bir şeyle suçlayan, pkk/kadek destekçisi, meclise siyaset yapmak için girdik diyen sözüm ona siyasetçi posteşkıyalık mertebesine erişmiş insanlara başka ne cevap verecekti?

Allah için şunu çok merak ediyorum; her zaman pkk/kadek le arasına mesafe koyarak adamları desteklemeyi başaran bu dtpliler gerçekten devletten ne istiyorlar. Hiç sağa sola bulaşmadan, yokuşa vurmadan net bir şekilde söyleyiverseler. Ama söyleyemezler öyle birşeyi çünkü ortada sorun olan bir şey yok bariz çözüm isteyerek dağdaki terörü biterebilecek bir vaadde bulunmak için.
O köpekler dağda bunlar mecliste bölgenin huzursuzluğunun devamını sağlayarak ABD, Barzani, Talabaninin ceplerini doldurmasını sağlamaktan yorulmadılar. Bir gün gelecek ABD Saddam gibi bunları da darağacında sallandıracak ama temennim, o zaman memleketimiz toprakları dahilindeki bu köpeklerin Barzani ve Talabanin eteğinde o darağacında sallandığını görmek, temiz olur en azından ABD elinden.


Devamını göster

19.09.2007

Dön baba, dönelim!

0 yorum  

Dönelim ama hangi tarafa?

Bu ülke üzerine plan yapmayın sözlerini içeren türküyü dile getiren şarkıcıya karşı toplumsal linç girişiminde bulunanlar (Aydınlar! medya, hukukçular) nedense bir zamanlar "biji apo, biji kurdistan" sloganları eşliğinde sözde kürdistan haritası (Türkiye'nin doğusunun büyük bölümünü içine alan)önünde şarkı söyleyip, memleketten yurtdışına kaçınca yine bölücülerin tertiplediği bir konserde "arabam, şerefsizlerin ülkesinde" kaldı diyebilme küstahlığını gösteren şarkıcıya, hadi bu epey geçmişte kaldı herif de diğer tarafı boyladı; en yakın zamanda Edip Akbayram ismiyle nam şarkıcının yurtdışı konserinde yine aynı sahneler ekranlara taşınınca hiç seslerini çıkarmadılar.

Bu ülkede terörist cenazeleri, yine aynı sloganlar eşliğinde hem de belediye başkanının katılımıyla, belediye imkanlarıyla kaldırıldı buna da bu aydınlar, hukukçular, medya bir ses çıkarmadı.

En son dağdaki teröriste, onlar bizim kardeşimiz katil, terörist diyemeyiz diye bangır bangır bağıran vekillere de bu tayfa ses çıkaramadı.

Ama iş şarkı sözlerinde "hainlik yaparsa bir kişi anında biter işi", "plan yapmayın plan" diyerek milli duygular hassasiyetiyle şarkı söyleyen İsmail Türüt'e gelince ortalığı ayağa kaldırdılar. Vay efendim, hainleri öldürmek amacındalar, faşistler, ırkçılar diye yüreklerde yanan ateşi dağdan huzuru kavuran yangına eş tutup halkı galeyana getirmekten geri kalmadılar.

Acınacak durumdalar ama ne yana, ne maksatla döneceklerini bilemediklerinden kendileri de içinde bulundukları garabetin farkında değiller. Bir gün o şuursuzca döndükleri taraftan sağlam bir tekmeyi yiyince ne olduklarını anlayacaklar ama o zaman da geç kalmış olacaklar. Zavallılar, zavallılar.


Devamını göster

14.09.2007

Kendinize küfretmezseniz, küfürle o meclisi terkedersiniz.

0 yorum  

DTP'den Bengi YILDIZ : Kendimize küfretmeyiz!

Fotoğrafını da koyuyuyorum ki bu hainleri iyice belleyinBunu da bir başka milletvekili hazretleri buyurmuş. Neymiş kendilerine küfretmezlermiş.
Bir taraftan Sebahat Tuncel; terör örgütü mensuplarını kardeş olarak gördüklerini ve katil olduklarını söyleyemeyecekerini belirtiyor diğer taraftan bir başka milletvekili PKK/Kadek adlı terör örgütü olarak yayın yapan tvnin programında çıkıp pkkyı terör örgütü olarak tanımıları yönünde yapılan telkinleri kastederek "kendimize küfretmeyiz" diyebiliyor. Bu şahıslar, üzerlerinde taşıdıkları milletvekili makamını taşıyamıyorlar ve meclis açılışında yaptıkları yemini; bir terör örgütünü kardeş olarak görerek, terör örgütünü kendileriyle ne kadar bütünleştirdiklerini göstererek bunun dışında davranmalarının kendilerine küfür olacağından söz ederek, ayaklar altına alıyorlar. Yetkili mercilerin bu konuşmaları ve açıklamaları suç duyurusu kabul ederek gerekli işlemleri başlatmaları gerekmektedir. Bu kadar bariz destekler göz ardı edilip de demokrasi, fikir özgürlüğü kisvesine büründürülmemeli.

Dikkati çeken başka bir nokta ise; DTP'li vekillerin bu tür çıkışlarına genelde iktidarın kankası Doğan grubu yayınlarında yer verilmekte, diğer tv ve gazete yayınlarında bunların açıklanması rastlanılmıyor.


Devamını göster

09.09.2007

Kardeşlerine terörist diyemezmiş!

0 yorum  

Başbakan Erdoğan'ın çağrısına yanıt veren DTP Milletvekili Sebahat Tuncel: Kimse bizden kardeşlerimizi terörist ilan etmemizi beklemesin. Hiçbir Kürt ferdi bunu kabul etmez

Böyle buyurmuş milletvekili hazretleri. Peki o halde şöyle birşey soralım kendilerine:
- Kardeşleriniz(!) içerisinde hırsızlık, dolandırıcılık, üç kağıtçılık yapanlar, cinayet işleyenler olduğu zaman bunlara ne diyorsunuz?

E doğal olarak kardeşleri içinden bu suçları işleyenler olduğu zaman, "kardeşler" ya onlara elbetteki işledikleri suçtan dolayı; hırsız, katil, dolandırıcı, üç kağıtçı demezler heralde. Böyle bir mantık olabilir mi? Suçlu kişiyi kardeşin(!) olarak adlettiğin için işlediği suçu kabul etmeyeceksin, suçluysa suçlu demeyeceksin. Peki ne diyeceksiniz sayın milletvekili hazretleri?
Kardeşlerinizden(!) birisi ananıza tecavüz etse, dönüp ona baba mı diyeceksiniz?
Hırsıza, ihtiyacını giderdi; katile, nefsini terbiye etti; dolandırıcıya da hak edene hakkını verdi mi diyeceksiniz? Siz bu kafayla giderseniz; o ağzınızdan düşürmediğiniz kardeşlik, özgürlük, uzlaşma lafları bir yanınıza batar benden söylemesi.


Devamını göster
Hakkı saklı değildir. Hakkı kayıptır. nebilim.net