ulusalcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulusalcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.06.2008

Milliyetçilik nasıl sürdürülür?

0 yorum  

Vaki sadece siyasetle olamayacağı yönündedir.Arslan Bulut, bu konuda özetle bir şeyler söylemiş:

Türk milliyetçiliği iddiasıyla ortaya çıkmış insanlarımıza baktığımızda genellikle orta ve dar gelirli gruplardan geldiğini görürüz. Oysa Batı Avrupa ülkelerinde milliyetçilik, bizim solcularımızın eskiden çok sık belirttiği gibi burjuva ideolojisidir.
Türkçesi, Batı Avrupa’da milliyetçiliği zenginler besler! Çünkü milli pazar onlarındır. Milli pazarın korunması, kendilerinin de korunmasıdır.
Türkiye’de ise milli mücadele, fakir milletin büyük fedakârlığıyla gerçekleştiği için burjuva sınıfı sonradan oluşturulmak istendi.
Bunların hiçbiri milli kültür endüstrisini desteklemedi! Aksine, Batı kültürünü yerleştirmek için trilyonlar harcadılar.
İnsanlarımız zenginleştikçe, kuruluş felsefesinden, milli kültür ve milli hedeflerden koptu.
Milleti ve devleti ayakta tutmak yine orta sınıfların ve dar gelirlilerin görevi oldu.

* * *
Siyasal milliyetçiler, ekonomik bir atılım yapamadı, dolayısıyla güç sahibi olamadı. Güç sahibi olamadıkları için de medyaya hemen hemen giremediler, siyaseti yönlendiremediler; son dönemdeki birkaç çaba dışında, kültür endüstrisinde, sinemada, müzikte, edebiyatta zayıf kaldılar!
Bunlar da milletin maneviyatını, düşünce yapısını, kültürel yapısını oluşturan unsurlardır.
Türk Milliyetçileri, çizgi filmden oyuncak sektörüne kadar bütün alanlarda bir milli kültür endüstrisi oluşturabilse, o zaman beyinlerde oluşturulmak istenen duvarları yıkar ve sadece Türkiye’nin değil, Türk Dünyası’nın birbiriyle kaynaşmasını da sağlar.
Ben konunun basın kısmındayım. Siyasi olarak ortada bazı milliyetçi hassasiyetleri korumasına rağmen MHP de dahil herhangi bir siyasi oluşum göremiyorum milliyetçilik bağlamında.

Devam etmeden önce Cengiz SEMERCİ'nin 30.06.2008 tarihli yazısından bir alıntı:


Oyuncakçı dükkanı
Geçen gün bir arkadaşım elinde bir oyuncakla çıktı geldi, iki tane serçe bir taşın üzerine tünemiş, düğmesine basınca başlıyorlar ötmeye.
Öterken kafalarını sağa sola çevirip kanatlarını da açıyor kuşlar.
Nasıl sinir bozucu bir oyuncak anlatamam.
Arkadaşımızın 1,5 yaşındaki kızı ilgilenince almış oyuncağı, tabii çocuğun ilgisi 3 dakika sürdü, biz yarım saat kurcaladık o ayrı...
Çocuğun evi zaten oyuncak dolu.
Ve geçenlerde yine aynı yavrucağa oyuncak almak için bir oyuncakçı dükkanına girdiğimizde fark ettim ki Türkiye’de satılan oyuncakların neredeyse hiçbiri Türkçe konuşmuyor.
Mesela telefonlar var, düğmelerine basınca numarayı da söylüyor; one, two, three diye...
Çiftlik hayvanları var sonra, resmine basınca hepsi kendi adını haykırıyor; cow, pig, horse...
Bütün bebekler, mammy-daddy diye ağlıyor...
Ayılar, köpekler, filler, timsahlar İngilizce konuşuyor.
Çocuk şarkıları Fransızca...
Türkçe konuşan bir oyuncak yok mu dedim.
İnanmayacaksınız koca dükkanda ilaç niyetine bir tane bulamadılar.
Çin malı oyuncaklar karşısında iflas bayrağını çekeli çok olmuş çünkü Türk oyuncakçılığının.
Fatoş Oyuncakçılık bile kapanmış.
Çin’den üçe beşe, zehirli zehirsiz ne gelirse artık onunla oynuyor bizim çocuklar.
Elin Fransız’ının, İngiliz’inin Türkçe konuşan oyuncak yapacak hali de olmayacağına göre...
Zaten dünyada oyuncağa en az para harcayan Türk çocuklarıymış, Afrikalılar’dan sonra.
Bir Japon çocuğun yıllık oyuncak harcamasını Türkiye’de 60 çocuk ancak yapabiliyor.
Modern şehirli anneler çocuğumuz hiç değilse bir-iki kelime İngilizce öğreniyor diye şikayetçi değil durumdan...
Peki çocukları kendi dilinde oyuncakla oynayamayan bir başka ülke var mıdır dünyada?..

Ne yazık ki ülkemiz küresel bir sermaye yapısına ulaşamamıştır. Bu nedenledir ki bu durumda da doğal olarak milliyetçi bir sermaye de oluşamamıştır.


Bir fikrin propagandası içinde gerekli olan en büyük destek maddi destektir. Ne kadar gönüllü olursa olsun maddi destek olmadığı sürece fikirler beyinlerde kalır ve fiiliyata geçemez. Çünkü firilerin yayılması ve fiiliyata geçebilmesi için geniş kitlelere yayılması ve kabul görmesi gerekmektedir.

2002 seçimlerinde bu kendini açıkça ortaya koymuştur. Ağır bir ekonomik çöküntüye maruz kalan koalisyon hükümeti, iktidar olduğu süre boyunca; Ecevit'in aşırı muhafazakar, Bahçeli'nin herhangi bir sosyal ve siyasi soruna sebep olmamak adına durağan ve Yılmaz'ın umursamaz ve fırsatçı bekleyişi ile aralarında birlik sağlanamamış ve kriz sonrasında da kendilerine destek verecek bir sermaye olmamıştır. Yabancı/uluslararası sermaye, ülkede gerçekleştirmek istedikleri için koalisyon hükümetinin izin vermeyeceğini anlayınca onları devirmek için tek silah olan parayı devreye sokmuş, çıkan krizin ardından da gizli saklı söz aldıkları AKP'yi iktidara getirebilmek amacıyla da propagandaya başlamıştır.

Vakıa her iktidar kendi sermayesini oluşturur. Bunun tersi mümkün olmamakla birlikle koalisyon hükümeti kendini destekleyecek milli bir sermayeyi oluşturamamak/sahip çıkamamakla birlikte koalisyonun sonunu hazırlamıştır.

Ülke siyasetine tesir edecek milli sermaye bulunmamakla birlikte, ülke siyaseti halen daha uluslararası sermayenin hegamonyasındadır.
Konuyu daha fazla uzatmadan sadete geleyim:
Ülkemizde milliyetçi fikirlerin yayılması için, mevcut milliyetçi yayınlara sağdan soldan olsun farketmemekle birlikte destek vermek gerektiği düşüncesindeyim. Halkımız doğrudan uluslararası sermaye tesirindeki medyanın propagandasına maruz kalmaktadır. Türk Milletinin gözünü açabilmek için gerçekleri haykıran, milli değerleri esas almış, inançlar karşısında saygılı medya organlarının desteklenmesi gerekmektedir. Ülkemizde çerez yazılarla haber yayınlayan ve bir bulvar gazetesi olan bir gazete 650.000 satmakta ve bunun okuyucusu kahveler vb sosyal ortamlarla yaklaşık 2 milyonu bulmakta.

Oysa milliyetçi hassasiyetlerle yazan bir gazete; Yeniçağ, arkasında büyük bir sermaye grubu olmamasına rağmen, özveri ve okuyucuların desteğiyle bağımsız, iktidara yalanmadan, bir siyasi partinini hegamonyasına girmeden yayın hayatına devam etmekte ve birileri gibi halka "Cumhuriyet elden gidiyor" siye sızlanıp smsle, bağışla toplayıp da iç etmek gibi bir düşünceye meyil etmemekle birlikte Türk milletinden sadece, fikirlerin neşredildiği gazeteyi alarak destek vermelerini ve gazetenin okunmasını yaygınlaştırmalarını beklemektedir.

Madem bu fikirlerin ardında duran bir sermaye yok o halde Türk milleti olarak bize düşen bu neşriyatlara elimizden geldiğince destek çıkmaktır.


Devamını göster

04.12.2007

Ulusalcılığın şovenist adımları

0 yorum  

Türk milliyetçileri, ülkemiz gündeminde cereyan eden olaylar karşısında soğukkanlılığını korurken, ulusalcıların milliyetçiliği aşarak ortadaki sorunlarda şovenizme kayan provakatif eylemleri, ülkemizin yürümeye devam ettiği Sırat köprüsünde beni oldukça korkutuyor. gönlüme su serpen ise bu ortamda ağırlık olarak duyarlı halkımızın bu tür yaklaşımlara itibar etmemesidir.

Alttan alta senelerdir ülkemizde işlenmekte olan bir Kürtçülük gerçeği var. Bu konuya şu yazımda değinmiştim o yazımda şöyle demiştim:

... Büyük Kürdistan hayalinde yer alan ülkemiz toprakları üzerinde demografik yapı oldukça uygun. Senelerce PKK/KADEK terör belası sebebiyle bölgeye ne öğretmen ne doktor ne de ihtisas(mühendis vs) sahibi insanlar sokuldu. Aile planlaması adı altında yapılan demografik çalışma da meyvelerini verdi ve hala daha vermeye devam etmektedir. Ülke çapında etnik olarak Kürtlerin yaşadığı ve bilhassa bu bölgelerin dışında aydın bir çok insan devlete inanıp aile planlaması oyunana ekonomik şartlar sebebiyle yenik düşerken;açlıktan her dakika ağlayan, devlet nerede diye sorup, elini uzatan devletin alnına kurşun sıkmayı bile başarabilen insanlar için aile planlaması zaten bir anlam ifade etmiyordu ve bu da bu tezgahı kuranların işine geliyordu. Bölgede nüfuz sahibi aileler kaçakçılık sayesinde cukkayı sağlamlaştırıp Bursa, İstanbul, İzmir, Kayseri gibi şehirlerde ticaret ve sanaiye dahil oldular hatta bazıları mafya tabir edilebilecek bir güce ulaştı. Bu oyunun içinde olmayan Kürt kökenli insanların varlığı elbette inkar edilemez....

Zamanla ortaya çıkan gizli planları ortaya çıkarmak ve bu planların altında yatan amaçlara hizmet etmemek adına bir takım adımlar atmak elbette gerekli. Bu planlar konusunda açığa çıkan gerçekleri duyurma konusunda ulusalcılar bir takım şeyleri dile getiriyorlar. Bunların ardından bölücülüğe varan şovenist yaklaşımlar ülke bütünlüğü adına tehlikeli görünüyor bana. Buna örnek olarak bugün haberdar olduğum, yine ulusalcıların ön ayak olduğu "Alışverişimi Türk'ten yapıyorum param PKK'ya gitmiyor" adıyla duyurdukları kampanya iyi niyetli görünmesine rağmen tam aksi amaçlar taşıdığı görüşündeyim.
Tamam fikir güzel ve faydalı görünüyor da alışveriş yapacağımız Türk'ün ayırdını kim yapacak? Birileri bunu işaret mi edecek? Asıl olayın provakasyona açık ve uçurum kenarında gezen noktası burası!
Kürtlerin, devlete takındıkları düşmanca tavırlara bizzat şahit olmuş biri olarak her Kürt'ün de bu şekilde yaftalanacak potansiyel terörist olmadığı inancındayım. Bununla ilgili en son provakasyonu on gün öncesinde Mardinli işletme sahibinin işyerinin birileri tarafından fiili saldırıya uğraması şeklinde gördük.

Bence bu tür kampanyalar ülke bütünlüğüne zarar verici girişimler. Ülkeye zarar veren iç-dış, bölücü-kırıcı her oluşuma destek veren, Türk-Kürt ayrımı gözetilmeksizin fark edildiği yerde tepki görmeli. Söz ettiğim tepki elbette ki fiili değil, ekonomik ve benzeri şekillerde olmalı-günümüz deyimiyle izole edilmeli.
Her Kürt asıllı terörist değildir, bunu unutmamak gerek. Ulusalcılık adı altında kaş yaparken göz çıkarmanın alemi yok!


Devamını göster
Hakkı saklı değildir. Hakkı kayıptır. nebilim.net