Hakkında önceleri bir kaç defa yazdığım, meclisten geçip Köşk'e gönderilen ve TCK 301 de değişiklik ön gören yasa taslağının Köşk'ten döneceği konusunda bir iddiada bulunmuştum. Maalesef öyle olmadı. Bu iddiada bulunurken önemli bir noktayı gözden kaçırmışım. O önemli nokta da Köşk danışmanının eski danışman olmadığı hususu. Köşk kararları ve imzalarında büyük tesiri olan danışmanın değiştini göz önüne almamak böyle şahane iyimser bir iddiada bulunmama sebep oldu, gönül ne dilerse dil onu söylermiş misali oldu.
Ne diyelim, bekleyip görelim bakalım Anayasa'dan Türklük tanımını ne zaman çıkaracaklar!
08.05.2008
301 Tahminim tutmadı!
Etiketler: 301 köşkten döner, 301.madde, abdullah gül, akp, köşk
05.05.2008
Dünyada kıtlık çıkmadan önce stoklayacağınız 3 şey nedir? {mim}
Şöyle memleket ahvalini düşününce aklıma böyle bir fikir geldi; hani meşhur "Issız adaya düşsen yanına alacağın üç şey nedir?" diye sorulurdu ya bir aralar anketlerde falan, o misal.
İşte mim; Dünyada kısa bir sürede kıtlık çıkacağı konusunda bir haber yayınlandı ve her vatandaşa 3 şeyle ilgili stok hakkı verildi. Siz neyi stok yaparsınız?
Blog yazarı kimseye doğrudan ışınlamıyorum bu mimi. Buraya uğrayan blog yazarları isterlerse kendi bloglarında veya okuyucular da yorumlarda bu mimi değerlendirmeye alsınlar isterim.
04.05.2008
İlahi Erdoğan!
Sayın Başbakanımız Newsweek muhabiriyle yaptığı söyleşide birçok şey söylemiş. Benim katula katula gülmeme sebep olan ise Gazeteport un da manşete çektiği : Biz ortalama Türk’ün partisiyiz. Etnik, bölgesel milliyetçiliğe ve dini şövenizme tamamen karşıyız.
lafı oldu. Nasıl bir tanım aklım almıyor. Merkez partisiyiz falan filan olsa neyse de "ortalama Türk" nasıl olunuyor bunun mihengi nedir çok merak ettim doğrusu. Yoksa şunu söylemeye çalışıyor olmasın: Biz milletin değil, bize oy verenlerin partisiyiz. Başka zaman meydanlarda, Türklük, milliyetçilik kimsenin tekelinde değil mealinde sözler söyleyen başbakana bu laf hiç yakışmadı. Bu resmen bir milleti kategorize etmektir. Bize oy vermeyen marjinaldir-uçlardadır demektir. Bir zamanlar Erbakan'ın "Bize oy vermeyen Müslüman değildir" sözünden hiç farkı yok bence. Başbakan da aynı söylemi kullanıyor, bize oy vermeyen marjinaldir; aşırı milliyetçi, ırkçı, dinci ya da laiktir. En ortalama Türk, bize oy veren Türktür.
AKP çeşitli yaftalardan sıyrılmak için kendi çapında söylemler geliştiriyor fakat bence muallakta ve saçma kalıyor bu söylemler. Altı boş görüntüye yönelik girişimler.
Etiketler: akp, kafadan, ortalama türk, recep tayyip erdoğan
Kapitalist mahalle baskısı
Haftaya bugün "Anneler Günü".
Çarşı-pazar ne varsa, o gün için kampanyalar reklamlar önceki haftadan başlayıverdi.
Kapitalist düzenin bir uygulaması olarak gördüğüm bugünler için bir de şöyle bir düşünce geliyor aklıma: İlerleyen senelere, bireyselleşmenin ayyuka çıktığı ve insanların kendisinden başka hiç kimseyi düşünmediği senelere bir hazırlıktır bu.
Ne kadar karşı olsam da oluşan kapitalist mahalle baskısı bilinç altında insanı rahat bırakmıyor. Çevrede insanlar annelerine hediye alırken, sana aldıkları veya alacakları hediyeleri anlatırken sen; bu hengame içinde annenin içinde kalacağı kapitalist mahalle baskısı yüzünden yaşayacağı burukluğu nasıl telafi ederim düşüncesine gireceksin.
Sonuçta annen senin bugünlere yaklaşımını bilse de maruz kaldığı mahalle baskısı içerisinde neden kendisine hediye gelmediğini anlatması onun gönlünü ferahlatmayacak ve karşılıklı bir buhran yaşayacaksınız.
Ne yazık ki kapitalizm galip geliyor bu durumda. Kapitalist mahalle baskısından bireysel olarak kurtulmak mümkün değil, tek çözüm toplu tepki.
Reklamlara bir baksanıza; tencere, tava, mobilya vs reklamları hep anneler günü temasına döndü.
- Anne seni çok seviyorum, anneler günün kutlu olsun.
-Ayy canım ne aldın bakayım. Aaaa çaydanlık takımı. Ben bununla ne güzel çay demlerim şimdi. Çok mutlu ettin beni hayatım. Çok sağol.
Lütfen uyanalım artık ve şu kapitalist mahalle baskısından topyekun kurtulalım.
Etiketler: 11 mayıs, anneler günü, anneler günü hediyesi, kafadan, kapitalist mahalle baskısı
03.05.2008
Beyaz ekranda özlenen soluk
2007 Eylülünde "Ekrana muhalefet aranıyor" başlıklı bir yazı yazmıştım. "Olacak o kadar", "İnce ince Yasemince", "Reyting Hamdi" ve Makina benzeri tv yapımlarının olmadığından yakınmıştım. FOX'ta bu arayışımı ve çağrımı nispeten sonlandıran bir yapım yayımlanıyor, cumartesi akşamları saat 19:45'te.
Ekranlardan kaybolan yapımların yerini tutumasa da tutacağa benziyor. İlk bölümleri pek sarmasa da tv eleştiremenleri (Burhan AYERİ, Yüksel AYTUĞ) eleştirileri sayesinde olduğunu düşündüğüm bir gelişme göstererek kalitesini haftadan haftaya artıyor. Hem siyasi, hem de güncel konulara değinerek mizah yapıyor. Başarısının artarak devamını diliyorum.
Benim açımdan absürd kalan nokta ise programın adı: Komedi Türk. Türk usulü bir gülmece sloganıyla yola çıkmaları bence garip kalıyor. Sanki bu zamana kadar hiç böyle bir çalışma yapılmamış da şimdi bunlar yapıyorlarmış gibi bu biçimi kendilerine biçmeleri geçmiş yapımlar göz önüne alınınca ukalalık ve bayalık gibi geliyor bana. Tv ekranlarında mizah geçmişine de hakarettir bu. Bu da bir tarafa, programın adı saçma.
Programın adı, sanki ecnebi memleketinde bir azınlığa yönelik hazırlanmış bir program izlenimi veriyor. Bir zamanlar meşhur bir tabir vardı, halen daha zaman zaman dile getirilir; Türk'ün Türk'e propagandası. Aynen o duruma düşüyor program. Türkiye'de Avrupa usulü, Amerika usulü, Afrika usulü, İsveç usulü isimli bir program adı fark yaratır ama Türk usulü gülmece; Komedi Türk saçmalığın daniskası. Hele o logodaki bıyık, ulen memlekette bıyıklı adam mı kaldı üç-beş kişi dışında?
Tamam yayınlandığı tv kanalı ecnebi sermayeli olabilir, bu durum programın hitap ettiği halkı bu şekilde aşağılık kompleksine sokma hakkını vermez onlara. Bir an evvel programın adı değişmeli bence, her seyrettiğimde kendimi ecnebi bir memlekette gurbetçiymişim gibi hissediyorum.
Siz neler hissediyorsunuz bilmek isterdim.
Etiketler: altan erkekli, fox tv, kafadan, komedi türk, rasim öztekin, türk usulü gülmece, yüksel aytuğ, zuhal topal
Sigortalıların Şövalyesi : Ali TEZEL
Ali TEZEL, bu müstesna şahsiyeti Türkiye sathında tanımayan kalmadı. Ama o şöhretini, şaşalı gösteri dünyasından değil emekçileri hakları konusunda aydınlatıp, sosyal güvenlik kurumunun haksız uygulamaları ve açıklarını dile getirerek edindi.
10.09.1966 tarihinde Ödemiş'te doğmuştur. İlkokulu Ödemiş'te tamamladıktan sonra ortaokulu devlet parasız yatılı olarak İzmir Buca Lisesi Ortaokulunda ve Lise'yi de yine devlet parasız yatılı olarak Konya Atatürk Sağlık Meslek Lisesi'nde 1985 yılında tamamlamış ve aynı yıl Nevşehir'de sağlık memuru olarak göreve başlamıştır. 1987-1989 yıllarında Ankara Numune Hastanesi Hızır Acil Servisinde geceleri çalışıp, gündüzleri de Hacettepe Üniversitesi Anestezi Teknikerliği bölümüne devam etmiştir.
1989 yılında İzmir Alsancak Devlet Hastanesi acil servisinde geceleri çalışırken, gündüzleri de Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümüne başlamış ve 1993 yılında, 4 yılda tamamlamıştır.
1995 yılında ÖSYM tarafından yapılan merkezi sınav sonrasında girdiği SSK Sigorta Müfettiş Yardımcısı sınavı ile SSK'da Sigorta Müfettiş Yardımcısı olarak göreve başlamıştır.
1998 yılında da Sigorta Müfettişliğine atanmış olup, halen Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, İstanbul 1 Nolu Grup Başkanlığı'nda Başmüfettiş olarak görev yapmakta olup ve 2004 yılından, görevden alındığı 2007 yılı ekim ayına kadar da Grup Başkanı olarak görev yapmıştır.
10 yıla yakın zamandır AKŞAM Gazetesinde haftanın üç günü ( Pazar, pazartesi ve çarşamba günleri) “Çalışma Hayatı” ile “Sosyal Güvenlik Köşe”sini hazırlamıştır. 2 yıla yakın süreyle pazar günleri SKYTURK Televizyonunda (saat 13.10) canlı olarak Çalışma Hayatı Proğramının yapımcı ve sunuculuğunu da üstlenmiştir.
İlki (Yargı Kararlarıyla Donatılmış Sosyal Sigorta Mevzuatı ve Bağ-Kur Yasası) 1998 de ve diğeri (Sosyal Sigortalar Mevzuatı ve Örnek Yargı Kararları) 2000 yılında ve diğerleri 2005 yılında olmak üzere, yedi adet yayınlanmış kitabı bulunmaktadır.
Halen, AKŞAM Gazetesinde yazı dizileri ve (salı-perşembe-cumartesi günleri)köşe hazırlamaktadır. 2005,2006 yıllarında her cumartesi günü saat 12.00 de Kanaltürk Televizyonunda “Ali Tezel’le Çalışma Hayatı” programını hazırlamış ve sunmuştur. Şimdi ise her cumartesi Samanyolu Haber (SHaber) Kanalında saat 21.20 de başlayan ve 22.55 de sona eren "Ali Tezel'le İşimiz Var" programını hazırlayıp canlı olarak sunmaktadır.
Eşi öğretmen olup dört çocuk babasıdır.
Kendi internet sitesindeki özgeçmişi böyle diyor. Ama ben onu, affına mahcuben "Sigortalıların Şövalyesi" olarak tanımlamak istiyorum. Sosyal güvenlikte açık gedik ne varsa dile getiriyor, insanlara, köhne sosyal güvenlik düzeni içerisinde refaha giden yolları gösteriyor.
Ali TEZEL gibi şovalyelere her konuda ihtiyacımız var ama bunu yapabilecek insanlarda yürek olması gerekir.
İlk türkiye gündemi sarsan girşimi emekli maaşını artırma konusunda olmuştu. Bu durum medyada çok sıkı gündeme gelince durum, yetkililer tarafından farkedildi ve gerekli yasal düzenleme yapılarak emekli maaş artırımının önüne geçildi. Hatta bu durum kendisinin görevden alınmasına dahi sebep oldu. Ülkemizde çalışan, yanlışı gören bürokratın durumu genelde hep böyle olur.
Ali TEZEL durdu mu? Hayır!
Yeni sosyal güvenlik yasası yürülüğe girdiği zaman yaş konusunun gündeme geleceğini söyledi ve ileri yaşta emeklilik olacağını dile getirip bundan faydalanmak isteyenlerin yasa yürülüğe girmeden önce sigorta girişi yapmasını önerdi.
İş o raddeye vardı ki daha konuşma bile bilmeyen bebeklerin, 16 ve 14 yaş altı çocukların nasıl sigortalı yapılabileceği Türk Milleti'ni aydınlatmaktan geri kalmadı. bu çalışmalar sebebiyle sigorta kurumları tarihleri boyunca hiç yapmadıkları kadar iş yapmak durumunda kaldılar. Öyle ki insanlar sigorta giriişi yapabilmek için sigorta müdürlükleri önünde metrelerce kuyruk oluşturdular.
İktidar birşeyler yapmaya çalıştıkça Ali TEZEL de insanların bu düzenlemelerden en az zarar ile çıkmaları için gerekli yolları gösteriyordu.
Ali TEZEL, kılıcını kuşanmış halkı için yeni kurtuluş yolları arıyor. Yolun açık olsun, senin gibilere ihtiyacımız var.
02.05.2008
1 Mayııııııs, 1 Mayıııııs
Bir "1 Mayıs"ı daha büyük bir yıkım olmadan geride bırakmanın sevincini yaşıyorum.
1 Mayıs, terör örgütünün düzenleyeceği büyük bir eylemin istihbaratı sebebiyle yoğun güvenlik güçleri baskısıyla geçti.
Polisin bireysel şiddetine maruz kalan insanların mağduriyeti, en azından bunu gerçekleştirenlerin cezalandırılmasıyla telafi edilmeli.
Taksim olayı ayrı bir muamma zaten. Taksime çıkma konusunda sendikaların sınırlı katılımı kabul etmesi bazı çevrelerce geri adım olarak dile getirilse de mevcut durumlar göz önüne alınınca bence olumlu ve duyarlı bir yaklaşımdı, kabul edenleri takdir etmek gerek.
1 Mayısın öncesinde ve sonrasında çok şeyler yazıldı çizildi, ekranlarda görüntüler yayımlandı.
Medyanın büyük bir çoğunluğu polisin tavrını eleştirirken, cuzi bir kısmı ise provakasyon eğilimli, suratları maskeli, elleri taşlı sopalı küçük grupların polisle mücadelesini öne çıkardı.
Şahsen en beğendiğim yazı Yeniçağ'dan.
Devletin idare kadrosunda bulunanların sorumluluğu çok büyük, o görevde olmadan onların tepkilerini ve uygulamalarını anlamanın imkanı yok. ( Bu konuyla ilgili kısmen de olsa faydalı olabilecek bir kaynak: Doğan PAZARCIKLIOĞLU, Türklerin Tanrısı Devlet) Sadece ortaya çıkan görüntüler eleştiriliyor.
1 Mayısın gecesinde ekranlarda da iki program dikkatimi çekti; biri Siyaset Meydanı diğer de 32. Gün. Seyredince sarmadı, beylik laflar, sloganlar...
Taksime çıkma olayı bir hesaplaşma ve bu hesaplaşmanın ortadan kalkması mümkün değil. Tek çözüm fedakarlık ve zaman.
Kutlu olacak bir tarafı varsa KUTLU OLSUN demekten başka yapacak birşey yok. O da tabi kamu emekçilerine, özel sektör resmi tatil de olsa işçisinin işini bırakıp da meydanlarda bayramını kutlamasına izin vermez. Artık tadını en azından bütün işçi kardeşleri adına kamu işçisi çıkarıversin n'olcak?
Etiketler: 1 mayıs, gündem, taksim meydanı
30.04.2008
301 Köşk'ten döner!
TBMM'den TCK 301 hakkında yapılan değişiklik geçti. Şimdilik bekleyenlerin gözü aydın diyeyim.
Yapılan değişiklik:
301. Madde'de yer alan " Türklüğü" tanımı "Türk Milleti" olarak,
"Cumhuriyeti" tanımı ise "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" olarak
değiştiriliyor.
Soruşturma açılma izni Bakanlığa veriliyor.
Soruşturma izininin Bakanlığa bırakılması soruşturma ve netice üzerindeki siyasi gölgeyi gözler önüne sermektedir. Soruşturma açılması izin yetkisinin bir siyaside bulunması 301 konusunu tamamen siyasi bir boyuta çekmektedir.
"Cumhuriyeti" tabirinin "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" olarak değiştirilmesi düşünce özgürlüğü açısından olumlu ama değişiklik, hassas çevreler tarafından rejim problemi yaratabilir.
Esas önemli olan "Türklük" tanımı. Çünkü pozitif hukukumuzda millet değerlendirmesi özellikle Anayasa açısından "Türklük" tanımı üzerinden yapılmıştır. Bu sebepledir ki bu yasanın Köşk'ten döneceği kanaatindeyim.
Ayrıca bir hususa da değinmekte fayda var. TBMM'deki 301 tartışmaları esnasında şuradaki yazımda dile getirdiğim konuyu dikkate alanın sadece DTP olması ilgimi çekti:
Tabi öncesinde aklınız neredeydi? Kimse düşünemedi siz bari suç duyurusunda bulunsaydınız demek lazım ama bu da birşeydir. En azından Türklük tanımına sahip çıkıp uygulamalardan veryansın etmek de onlar açısından bir gelişmedir heralde. Bu veryansını da 301. Maddenin değişeceği konusuna kesin baktıklarından dolayı dile getirdiklerini düşünüyorum.KÜRTLER'E HAKARET EDENLERE 301'DEN DAVA AÇILMADI
DTP Grubu adına konuşan Batman
Milletvekili Bengi Yıldız, Kürtlere hakaret edenlere 301. maddeden dava
açılmadığını iddia ederek, ''Türklüğün bir üst kimlik haline gelebilmesi için
Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına hakaretten
dolayı insanlar ceza alsaydı, Türklük gerçek anlamda üst kimlik olabilirdi. Kim
hangi ırka, mensubiyete hakaret ediyorsa, esas o haindir. Birileri kınanıyor,
eleştiriliyor, hakarete uğruyorsa, o ülkenin bütünlüğüne, birliğine bir dinamit
konuluyor'' diye konuştu.
Bu yaklaşımı daha önce sergilemiş olsalardı herşey daha farklı olurdu.
Köşk görelim neyler...
