Felsefe bilimci, “Hastalık Deneyimleri” adlı kitabında, Heidegger’in “dünyada olma” ve “bakım” kavramları, Jean-Paul Sartre’ın sağlık analizleri ve Maurice Merleau-Ponty’nin “beden-özne” anlayışı gibi fenomenolojik kavramları kullanarak hastalığın nasıl deneyimlendiğine dair kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. Bu çerçevenin temel iddiası, hastalığın yalnızca yaşadığımız deneyimlerin türünü değil, aynı zamanda bu deneyimleri nelerin kısıtladığını veya serbest bıraktığını da değiştirdiği yönündedir. Örneğin, hastalık ve sakatlık, yaşam beklentilerimizi olumsuz etkilediğinde, uzamsal algımız ve zaman kavramımız temelden değişebilir. Seçeneklerimizin ve kaynaklarımızın azalmasıyla birlikte değer yargılarımız da kayabilir; bir zamanlar önemli olan şeyler (örneğin, dış görünüş) anlamsız hale gelebilir. Hastalık ilerledikçe, neyin arzu edilir, kabul edilebilir ve yaşanabilir olduğuna dair genel bir yeniden değerlendirme kaçınılmazdır. Başka bir deyişle, hastalık, hastayı hem epistemolojik (bildikleri şeyler) hem de kişisel (değer verdikleri şeyler) olarak dönüştüren derin bir değişim deneyimidir.
Bedenin yarattığı şüpheler, kişinin kendini yetersiz hissetmesine neden olabilir. Kaybedilen becerilerle yüzleşmek ve “yapamamak” durumunun getirdiği hayal kırıklığı, normalde hissedilen yeterlilik ve beceri duygusuyla keskin bir tezat oluşturabilir. Örneğin, yürüyüşe çıkmak istediğimde, sonsuza kadar yürüyeceğimi bilsem de, fiziksel sınırlı olduğumu da bilir ve bu durum projenin (yürüyüş) tamamlanmasını etkiler. Ancak, bedenle ilgili şüpheler varken, her adımda fiziksel sınırlamalarla yüzleşmek zorunda kalınır. Bu durumda, eylemler fiziksel sınırlamalar tarafından belirlenir ve kişinin kendi projeleri arka plana atılır. Bedenin yarattığı bu şüpheler, gerçekliğin yapısını ortaya çıkarır ve bu nedenle felsefi açıdan önemlidir.
Bu pasiflik durumu, hastanın fiziksel durumundan kaynaklanır: yoğun bakımda yatan hastalar genellikle kendilerine bağımsız olarak pek bir şey yapamazlar. Kendilerini savunma yetenekleri sınırlıdır; konuşamayabilir veya bilinçsiz olabilirler. Ancak, bu durum aynı zamanda hasta ile bakım verenler arasındaki ilişkilerden de etkilenir; bu durum kötü niyetten kaynaklanmaz, ancak hastanın fiziksel ve iletişimsel engellerle karşı karşıya olması nedeniyle ortaya çıkar. Bakım verenlerin rolü, hastanın bedenine dair algısını ve özerkliğini şekillendirmede önemlidir. Hastanın en temel özerkliği olan “bedeniyle ilgili kararlar alma” yeteneği, başkaları tarafından desteklenir veya engellenir. Örneğin, yoğun bakımda yatan hastalara beslenme, ilaç uygulama gibi işlemler başkaları tarafından yapılır ve bu durum hastayı pasif bir nesne haline getirme riski taşır.

Bu durum, hastanın bedenine dair algısını ve özerkliğini şekillendirmede önemli bir rol oynar. Hastaların en temel özerkliği olan “bedeniyle ilgili kararlar alma” yeteneği, başkaları tarafından desteklenir veya engellenir. Örneğin, yoğun bakımda yatan hastalara beslenme, ilaç uygulama gibi işlemler başkaları tarafından yapılır ve bu durum hastayı pasif bir nesne haline getirme riski taşır. Bu süreçte, hastanın bedenine dair algısını ve özerkliğini şekillendirmede önemli bir rol oynar.
Kaynak:
Bu gelişme hakkında düşüncelerinizi, donanım deneyimlerinizi veya sorularınızı Topluluk Forumumuzda paylaşın.
Foruma Katıl & Yanıtla ➔




İlk yorumu siz yazın
Fikrinizi bir kaynak, soru veya yapıcı karşı görüşle geliştirin.