kafadan etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
kafadan etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

12.05.2008

Hiç de gelmedi!

0 yorum  

Haberi olanların "Rastgele" temennilerine rağmen hiç de öyle olmadı.
Haftasonunda babama uydum, motosiklete çadır ve uyku tulumlarıyla birlikte olta takımlarını da atarak düştük cumartesi sabahı Müezzinler yoluna.

Hava bozuk tabi, hafif yağışlı. Bir yağmur atıyor bi duruyor derken vardık Müezzinler göletine, SAMADER'in tertiplediği "Turna Balık Avı"na.

Derneğin ilk yılı ve ilk faaliyet tertibi, zamanlama konusunda mevcut ufak uyuşmazlıkları saymazsak güzel bir faaliyetti. Ama şunu anladım ki artık bir otomobil şart! Alacağız inşallah.

Cumartesi akşam saatleri, hava buz kesiyor. 6-7 çadır ya var ya yok. Güzel bi akşam yemeği vardı. Sponsor hazır yemek firması, yemeklere özenmiş belli. Gecenin ilerleyen saatlerinde diğer şehirden katılanlar giriş yapmış faaliyet alanına. (Ankara, Uşak, İzmit falan) Önceki gece geç yattığımdan o gece erken uyuyup kamp ateşini kaçırmış ve sabah çevremizi saran çadırlarla şok olmuştum. Her tarafa çiğ düşmüş, cadırlar falan cılıp suya sarmış. Sisten göz gözü görmüyor, müthiş bir manzara.

Pazar sabahı 05:00 te ayağa dikilip, daha dem almamış haşlama çayla insanın içinin ısınması ve sönmeye yüz tutmuş kamp ateşinin başındaki hafif sıcakla insanın kendine gelmemebi pek de olası değil. Kahvaltının ardından hava açılıp da kalabalık ortaya dökülünce işe heyecan binmeye başladı. Botlar gölün yüzünde belirmeye başladı yavaş yavaş.

İçimde; bu kadar uzman oltacının içinden eli boş çıkıp rezil olup döneceğimize dair bir his vardı. :) Bal, fındık ezmesi, reçel,yağ, beyaz peynir ve demleme çay ile güzel bir kahvaltı göle karşı soğuk hava müthiş bir keyif verdi.

07:30 sularıydı, yarışmacı kartlarımızı ve canlı yemlerimizi alarak ben gölün bir başına babam diğer başına yollandık.
Bir saat, iki saat! Gölde çıt yok. Bir on beş dakika sonra bağrışmalar başladı:
- Rasgele var mı bir şey?
- Yok usta, balık oynamıyor!

Yemlerden ikisini acemilikten, diğer kalanları da sazlıklar yüzünden göle verdim. Saat 10:00 u bulmuştu. Bir yarım saat de sahte yem denedim. Baktım tık yok, tası tarağı toplayıp, çadırın yolunu tuttum. Botlar bile kendilerine ayrılan alanı aşıp gölü kürekliyorlardı.
Eveeet, maalesef kimsede balık adına olta oynamıyordu. Kimileri balık olmadığından dert yanıyor, kimileri de havyar döktüğünden yorgun olan balıkların yuvalarında oldukları konusunda ahkam kesiyorlardı. Şahsen bir fikrim yok çünkü acemiyim. :)

Öğle yemeği, göl kenarında deniz balığı; palamut ızgara. Olsundu, sanki faaliyet tertipçileri balıkçıların elleri boş çıkacağını biliyormuş da bu balık ızgarayla bir imada bulunuyorlarmış gibi geldi bana.

12:00 ye doğru 3 balığın çıktığını ve boylarının 40 cm den küçük olduğu için salındıkları konuşulurken karşı kıyıdan 43 lük bir turna alındığı haberi geldi. Umudu kesip toplanma alanında bekleyen onlarca balıkçı bu nazar boncuğunu bekliyordu. Haberi kesinleşmişti, 443 lük bir turna alınmıştı gölden. Artık o şanslı balıkçıyla turnanın gelmesini bekleyedurduk.

Hakem masasında ölçüldü ve 46 net boyut konuldu. Maalesef balık geriye salınamadı çünkü ölmüştü. Bunun üzerine dedikodular çıktı: Balık dışarıdan getirilmiş, balık gölün balığı değil kuyruğundan belli, balık uzun süre önce tutulmuş vs. Her neyse 100'e yakın balıkçı bir göletten kaydadeğer bir balık çıkarabilmişti. O balığın sahibi de kupasıyla beraber bir bot kazandı, diğer hediyeler çekilişle dağıtıldı.

Böyle bir haftasonunun benim açımdan en kötü yanı ise babamdan önce eve döndüğümden, annemin evde olmaması ve yanımda anahtar bulunmamasından dolayı 2.5 saat kapıda kalmış olmam. Üst baş berbat ne şehre çıkabiliyorum ne de birine misafir olmaya bu pislikle cesaret edebiliyorum. Hava çarpmış, halsizlik bir yana bayıldım bayılacağım derken babamın biraz geç de olsa yetişmesiyle eve varıp uykuya sardım kendimi.
Dünyadan irtibatı koparıp kafayı zokayı yutacak balığa odaklayıp kendini hayattan soyutlamak insanı rahatlatıyordu. Ta ki eve dönüp de tv ekranlarında verdiğimiz 6 şehitin haberini duyup gerçek dünyayla yüzleşene kadar.

Fotolara gün dönmeden yer vermeyi düşünüyorum, işin garibi sağı solu gölü çekmekten kendimi fotoğraflatmamışım :)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

05.05.2008

Dünyada kıtlık çıkmadan önce stoklayacağınız 3 şey nedir? {mim}

0 yorum  

Şöyle memleket ahvalini düşününce aklıma böyle bir fikir geldi; hani meşhur "Issız adaya düşsen yanına alacağın üç şey nedir?" diye sorulurdu ya bir aralar anketlerde falan, o misal.

İşte mim; Dünyada kısa bir sürede kıtlık çıkacağı konusunda bir haber yayınlandı ve her vatandaşa 3 şeyle ilgili stok hakkı verildi. Siz neyi stok yaparsınız?

Blog yazarı kimseye doğrudan ışınlamıyorum bu mimi. Buraya uğrayan blog yazarları isterlerse kendi bloglarında veya okuyucular da yorumlarda bu mimi değerlendirmeye alsınlar isterim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

04.05.2008

İlahi Erdoğan!

0 yorum  

Sayın Başbakanımız Newsweek muhabiriyle yaptığı söyleşide birçok şey söylemiş. Benim katula katula gülmeme sebep olan ise Gazeteport un da manşete çektiği :

Biz ortalama Türk’ün partisiyiz. Etnik, bölgesel milliyetçiliğe ve dini şövenizme tamamen karşıyız.
lafı oldu. Nasıl bir tanım aklım almıyor. Merkez partisiyiz falan filan olsa neyse de "ortalama Türk" nasıl olunuyor bunun mihengi nedir çok merak ettim doğrusu. Yoksa şunu söylemeye çalışıyor olmasın: Biz milletin değil, bize oy verenlerin partisiyiz. Başka zaman meydanlarda, Türklük, milliyetçilik kimsenin tekelinde değil mealinde sözler söyleyen başbakana bu laf hiç yakışmadı. Bu resmen bir milleti kategorize etmektir. Bize oy vermeyen marjinaldir-uçlardadır demektir. Bir zamanlar Erbakan'ın "Bize oy vermeyen Müslüman değildir" sözünden hiç farkı yok bence. Başbakan da aynı söylemi kullanıyor, bize oy vermeyen marjinaldir; aşırı milliyetçi, ırkçı, dinci ya da laiktir. En ortalama Türk, bize oy veren Türktür.

AKP çeşitli yaftalardan sıyrılmak için kendi çapında söylemler geliştiriyor fakat bence muallakta ve saçma kalıyor bu söylemler. Altı boş görüntüye yönelik girişimler.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kapitalist mahalle baskısı

0 yorum  

Haftaya bugün "Anneler Günü".

Çarşı-pazar ne varsa, o gün için kampanyalar reklamlar önceki haftadan başlayıverdi.

Şahsen teoride anneler, babalar, dedeler,neneler günü gibi uygulamalara karşıyım. Hiç hazzetmem. Geleneğimizde ve inancımızda insanlara karşı duyduğumuz sevgi materyalist ve takvime bağlı bir düzeyde değil. İnsanı aşağılık kompleksine sokuyor bugünler. Kendimi bir sene boyunca kendilerine gün atfedilen insanlara hiç değer vermeyip sadece o gün hatırlayan biri olduğum hissine kaptırıyorum.

Kapitalist düzenin bir uygulaması olarak gördüğüm bugünler için bir de şöyle bir düşünce geliyor aklıma: İlerleyen senelere, bireyselleşmenin ayyuka çıktığı ve insanların kendisinden başka hiç kimseyi düşünmediği senelere bir hazırlıktır bu.

Düşünsenize; bir aile analı,babalı,çoluklu, çocuklu topyekün hayatlarını idame ettirebilmek için çalışıyorlar ve tek amaçları geceli gündüzlü çalışarak para kazanmak. Yetmiyor, bugün bile çalışan bir çiftten oluşan bir aile çalışıyor ve kendi ihtiyaçlarını lükse kaçmadan ancak karşılayabiliyorlar. İş dömüşü bitkinlik vs ile ancak akşa yemeklerinde bir araya geliyorlar ve birbirlerine hal hatır bile soramıyorlar. Böyle bir durumda anneye, babaya, oldu ki çocuklarına nasıl hakettikleri değerleri yansıtacaklar. İşte böyle bir gün vesilesi ile en azından bir telefon etme zorunluluğuyla bu ihtiyacı gidermelerini sağlayacak bir kapitalist mahalle baskısıyla.

Ne kadar karşı olsam da oluşan kapitalist mahalle baskısı bilinç altında insanı rahat bırakmıyor. Çevrede insanlar annelerine hediye alırken, sana aldıkları veya alacakları hediyeleri anlatırken sen; bu hengame içinde annenin içinde kalacağı kapitalist mahalle baskısı yüzünden yaşayacağı burukluğu nasıl telafi ederim düşüncesine gireceksin.

Sonuçta annen senin bugünlere yaklaşımını bilse de maruz kaldığı mahalle baskısı içerisinde neden kendisine hediye gelmediğini anlatması onun gönlünü ferahlatmayacak ve karşılıklı bir buhran yaşayacaksınız.

Ne yazık ki kapitalizm galip geliyor bu durumda. Kapitalist mahalle baskısından bireysel olarak kurtulmak mümkün değil, tek çözüm toplu tepki.

Reklamlara bir baksanıza; tencere, tava, mobilya vs reklamları hep anneler günü temasına döndü.

- Anne seni çok seviyorum, anneler günün kutlu olsun.
-Ayy canım ne aldın bakayım. Aaaa çaydanlık takımı. Ben bununla ne güzel çay demlerim şimdi. Çok mutlu ettin beni hayatım. Çok sağol.

Olabilir mi böyle bir şey? Anneni seviyorsun hatta tapıyorsun ve ona anneler gününde rondo, çay takımı, fincan takımı, yatak örtüsü vb şeyler hediye ediyorsun. Evet anne seni çok seviyorum ama aldığım hediye senin için değil bana daha iyi hizmet edebilmen için.

Lütfen uyanalım artık ve şu kapitalist mahalle baskısından topyekun kurtulalım.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

03.05.2008

Beyaz ekranda özlenen soluk

0 yorum  

2007 Eylülünde "Ekrana muhalefet aranıyor" başlıklı bir yazı yazmıştım. "Olacak o kadar", "İnce ince Yasemince", "Reyting Hamdi" ve Makina benzeri tv yapımlarının olmadığından yakınmıştım. FOX'ta bu arayışımı ve çağrımı nispeten sonlandıran bir yapım yayımlanıyor, cumartesi akşamları saat 19:45'te.

Ekranlardan kaybolan yapımların yerini tutumasa da tutacağa benziyor. İlk bölümleri pek sarmasa da tv eleştiremenleri (Burhan AYERİ, Yüksel AYTUĞ) eleştirileri sayesinde olduğunu düşündüğüm bir gelişme göstererek kalitesini haftadan haftaya artıyor. Hem siyasi, hem de güncel konulara değinerek mizah yapıyor. Başarısının artarak devamını diliyorum.

Benim açımdan absürd kalan nokta ise programın adı: Komedi Türk. Türk usulü bir gülmece sloganıyla yola çıkmaları bence garip kalıyor. Sanki bu zamana kadar hiç böyle bir çalışma yapılmamış da şimdi bunlar yapıyorlarmış gibi bu biçimi kendilerine biçmeleri geçmiş yapımlar göz önüne alınınca ukalalık ve bayalık gibi geliyor bana. Tv ekranlarında mizah geçmişine de hakarettir bu. Bu da bir tarafa, programın adı saçma.

Programın adı, sanki ecnebi memleketinde bir azınlığa yönelik hazırlanmış bir program izlenimi veriyor. Bir zamanlar meşhur bir tabir vardı, halen daha zaman zaman dile getirilir; Türk'ün Türk'e propagandası. Aynen o duruma düşüyor program. Türkiye'de Avrupa usulü, Amerika usulü, Afrika usulü, İsveç usulü isimli bir program adı fark yaratır ama Türk usulü gülmece; Komedi Türk saçmalığın daniskası. Hele o logodaki bıyık, ulen memlekette bıyıklı adam mı kaldı üç-beş kişi dışında?

Tamam yayınlandığı tv kanalı ecnebi sermayeli olabilir, bu durum programın hitap ettiği halkı bu şekilde aşağılık kompleksine sokma hakkını vermez onlara. Bir an evvel programın adı değişmeli bence, her seyrettiğimde kendimi ecnebi bir memlekette gurbetçiymişim gibi hissediyorum.

Siz neler hissediyorsunuz bilmek isterdim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Sigortalıların Şövalyesi : Ali TEZEL

0 yorum  

Ali TEZEL, bu müstesna şahsiyeti Türkiye sathında tanımayan kalmadı. Ama o şöhretini, şaşalı gösteri dünyasından değil emekçileri hakları konusunda aydınlatıp, sosyal güvenlik kurumunun haksız uygulamaları ve açıklarını dile getirerek edindi.

10.09.1966 tarihinde Ödemiş'te doğmuştur. İlkokulu Ödemiş'te tamamladıktan sonra ortaokulu devlet parasız yatılı olarak İzmir Buca Lisesi Ortaokulunda ve Lise'yi de yine devlet parasız yatılı olarak Konya Atatürk Sağlık Meslek Lisesi'nde 1985 yılında tamamlamış ve aynı yıl Nevşehir'de sağlık memuru olarak göreve başlamıştır. 1987-1989 yıllarında Ankara Numune Hastanesi Hızır Acil Servisinde geceleri çalışıp, gündüzleri de Hacettepe Üniversitesi Anestezi Teknikerliği bölümüne devam etmiştir.

1989 yılında İzmir Alsancak Devlet Hastanesi acil servisinde geceleri çalışırken, gündüzleri de Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümüne başlamış ve 1993 yılında, 4 yılda tamamlamıştır.

1995 yılında ÖSYM tarafından yapılan merkezi sınav sonrasında girdiği SSK Sigorta Müfettiş Yardımcısı sınavı ile SSK'da Sigorta Müfettiş Yardımcısı olarak göreve başlamıştır.

1998 yılında da Sigorta Müfettişliğine atanmış olup, halen Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı, İstanbul 1 Nolu Grup Başkanlığı'nda Başmüfettiş olarak görev yapmakta olup ve 2004 yılından, görevden alındığı 2007 yılı ekim ayına kadar da Grup Başkanı olarak görev yapmıştır.

10 yıla yakın zamandır AKŞAM Gazetesinde haftanın üç günü ( Pazar, pazartesi ve çarşamba günleri) “Çalışma Hayatı” ile “Sosyal Güvenlik Köşe”sini hazırlamıştır. 2 yıla yakın süreyle pazar günleri SKYTURK Televizyonunda (saat 13.10) canlı olarak Çalışma Hayatı Proğramının yapımcı ve sunuculuğunu da üstlenmiştir.

İlki (Yargı Kararlarıyla Donatılmış Sosyal Sigorta Mevzuatı ve Bağ-Kur Yasası) 1998 de ve diğeri (Sosyal Sigortalar Mevzuatı ve Örnek Yargı Kararları) 2000 yılında ve diğerleri 2005 yılında olmak üzere, yedi adet yayınlanmış kitabı bulunmaktadır.

Halen, AKŞAM Gazetesinde yazı dizileri ve (salı-perşembe-cumartesi günleri)köşe hazırlamaktadır. 2005,2006 yıllarında her cumartesi günü saat 12.00 de Kanaltürk Televizyonunda “Ali Tezel’le Çalışma Hayatı” programını hazırlamış ve sunmuştur. Şimdi ise her cumartesi Samanyolu Haber (SHaber) Kanalında saat 21.20 de başlayan ve 22.55 de sona eren "Ali Tezel'le İşimiz Var" programını hazırlayıp canlı olarak sunmaktadır.

Eşi öğretmen olup dört çocuk babasıdır.

Kendi internet sitesindeki özgeçmişi böyle diyor. Ama ben onu, affına mahcuben "Sigortalıların Şövalyesi" olarak tanımlamak istiyorum. Sosyal güvenlikte açık gedik ne varsa dile getiriyor, insanlara, köhne sosyal güvenlik düzeni içerisinde refaha giden yolları gösteriyor.
Ali TEZEL gibi şovalyelere her konuda ihtiyacımız var ama bunu yapabilecek insanlarda yürek olması gerekir.

İlk türkiye gündemi sarsan girşimi emekli maaşını artırma konusunda olmuştu. Bu durum medyada çok sıkı gündeme gelince durum, yetkililer tarafından farkedildi ve gerekli yasal düzenleme yapılarak emekli maaş artırımının önüne geçildi. Hatta bu durum kendisinin görevden alınmasına dahi sebep oldu. Ülkemizde çalışan, yanlışı gören bürokratın durumu genelde hep böyle olur.

Ali TEZEL durdu mu? Hayır!
Yeni sosyal güvenlik yasası yürülüğe girdiği zaman yaş konusunun gündeme geleceğini söyledi ve ileri yaşta emeklilik olacağını dile getirip bundan faydalanmak isteyenlerin yasa yürülüğe girmeden önce sigorta girişi yapmasını önerdi.

İş o raddeye vardı ki daha konuşma bile bilmeyen bebeklerin, 16 ve 14 yaş altı çocukların nasıl sigortalı yapılabileceği Türk Milleti'ni aydınlatmaktan geri kalmadı. bu çalışmalar sebebiyle sigorta kurumları tarihleri boyunca hiç yapmadıkları kadar iş yapmak durumunda kaldılar. Öyle ki insanlar sigorta giriişi yapabilmek için sigorta müdürlükleri önünde metrelerce kuyruk oluşturdular.

İktidar birşeyler yapmaya çalıştıkça Ali TEZEL de insanların bu düzenlemelerden en az zarar ile çıkmaları için gerekli yolları gösteriyordu.

Ali TEZEL, kılıcını kuşanmış halkı için yeni kurtuluş yolları arıyor. Yolun açık olsun, senin gibilere ihtiyacımız var.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

25.04.2008

Çoktan seçmeli hayat

0 yorum  

Formüle edilerek, çoktan seçmeli dört şık arasına yerleştirilip tarafımızdan daha tanınmadan çözülmesi istenen hayatın, işlem hatalarıyla ulaşılan yanlış sonuçları arasından merhaba.

Tek, bir doğruyu götürmek için kaç yanlış yerleştirdiniz acaba yaşamımıza düşünmüşlüğünüz var mı hiç? Haksızlıklar arasında bin bir güçlükle ulaşılıp da bulunan bir sonucun, daha doğrusunu bulamadan elimizde kalan yanlışlarla bezendi yaşamımız.

Daha hayatın o “şık” görünüşünün yansıması yüzüne vurmayanların o küçücük daireleri karalamadan yaşamlarında ellerinden giden doğrulara kaç puan veriliyor acaba sizin not sisteminizde?

Hayatın formülünü çözmüş kocaman ayakların hemen serçe parmağının dokunup geçtiği yerde sizden bilmem kaç üzerinden not beklemeyen, gözlerinden bir göz damlası düşmesine ramak kalmış serçelere ne vaat ediyor not sisteminiz?

Bir tarafta şıklar arasındaki girift hayatın iplerine dolanmış, diğer tarafta hiç de “şık” olmayan yaşamın moda rüzgârına kapılıp kendisine tutunacak dal bulamayan solmuş yaprakların hesabını bir soran çıksa verecek cevabınız var mı acaba?

Suçüstü yakalanan kaypak kalpazan gibi “Eğitim şart!” diyip kameralar önünde sırıtmayı mı düşünüyorsunuz cevap olarak?

Her sabah bir ağızdan varlığını Türk varlığına armağan eden bizlere, Türk’ün varlığında var olmak için siz neyi armağan ettiniz? “Şık”larla bezenmiş, gidiş yolundan dahi puan alamadığımız hayatı mı yoksa?

“Ey yükselen yeni nesil! İstikbâl sizindir. Cumhuriyet'i biz kurduk; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz.” diyor Mustafa Kemal Atatürk.

Puan vermeseniz dahi çözmeye çalıştığımız hayatın “gidiş yolunda” önümüzdeki engelleri kaldırın. Biz, sizin bir doğruyu götüren dört yanlışınızla değil bütün yanlışları ortadan kaldırmaya muktedir bir doğruyla muasır medeniyetler seviyesinin üstüne varılacağının bilincindeyiz.
Hayatımızı çoktan seçmeli şıklara değil bize bırakın!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

16.04.2008

Türkiye'de düşünce özgürlüğü yok (mu acaba?)

0 yorum  

Cemil İpekçi, Guardianturk te yazdığı bir yazıda dile getirdiği görüşlerinden dolayı kendisine yöneltilen eleştiri ve ithamlardan dolayı Türkiye'de düşünce özgürlüğü olmadığına kanaat getirmiş ve internethaber de bunu haber yapmış.

Yazıdan giriş:

Türkiye’de düşünce özgürlüğünün olmadığını geçen üç dört ay içerisinde daha iyi anladım. Benden başka pek çok kişinin de savunduğu gibi, üniversitelerde türban yasağının bireysel özgürlükler açısından yanlışlığını ifade ettim. Ben bir düşünce dile getirdim ama karşıma çoğunlukla bir başka düşünceyle çıkılmadı.
Bu süreci kamuoyu çok iyi biliyor. Bazıları cinsel seçimime doğrudan ya da dolaylı göndermeler yaparak saldırdı. Bazıları da bu düşünceleri dile getirmemi, iktidardan maddi kazanç sağlama isteğime bağladı. Bu sırada asılsız o kadar çok iddia gündeme getirildi ki, saymakla bitmez.

Düşünce özgürlüğü izafi bir değer. T.C. olarak Anayasa'da (Md.25,26) özgürlük tanınsa da "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." diye bir fıkra bulunur.

Dile getirilen bir düşünceden dolayı çeşitli çevrelerden alınan tepkiler, nasıl oluyor da Türkiye'de düşünce özgürlüğü olmadığı şeklinde değerlendiriliyor şaşkınlıkla seyrediyorum. Bu sadece Cemil İpekçi'ye özgü bir tutum değil, ülkemiz yazarının, çizerinin genel tavrı. Söylenenler karşısında bir tepki doğduğu zaman hemen öne sürülen; Türkiye'de düşünce özgürlüğü olmadığıdır. Garip! Hayır noldu anlamadım! Söylediklerinden dolayı hakkında soruşturma mı açıldı, karakola çekilip dövüldü mü, hakkında hapis kararı mı çıktı?

Sen nasıl bir düşünceyi dile getirme hakkınına sahipsen karşındakiler de buna mukabil birşeyler söylemek ve söylenenleri eleştirme hakkına sahipler elbette. Karşıdakinden hoşgörü ve tahammül bekliyorsan aynısını sen de göstermelisin.

İlginç! Bazı şeyleri söylemeden önce bir terazide tartmak gerektiğine inanıyorum. Şimdi bir restorana gidip, garsonun giysisini beğenmeyip, çatalın kirinden dem vurup restoranı birbirine katıp kıçına tekmeyi yiyince; bu ülkede düşünce özgürlüğü yok diye feveran etmek gibi bir durum bu.

Haa! Söylediklerin karşısında hakaret eden olur, cinsel minsel yaşamını ortaya katıp hakir görenler olur o ayrı. Şahsa hakaret vs durumlar için yargı yolu açık. Hakaret aşağılama, haysiyete taciz söz konusu ise ya (kendine yakıştırıyorsan) onlar gibi cevap verirsin veya yargıya gidersin. Düşünce özgürlüğü yok diyerek bu tür yaklaşımlara sözde aydın popülizmi yaparak tavır koymak pek şık durmuyor düşünce özgürlüğü açısından.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

23.03.2008

İngiltere'den çocuklara yönelik ilginç obezite çözümü

0 yorum  

İngiliz hükümeti obez çocukların sayısındaki artıştan endişe ettiğinden dolayı çocuklarda baş gösteren bu obezite sorununa nasıl çözüm buluruz diye biraz kafa yormuş. Sonuçta ilginç denebilecek bir yöntemi ocak ayından itibaren uygulamaya koymuş.

Belli bir ağırlığın üzerindeki çocuklara, kaybettikleri kiloya göre alışveriş çeki vermeye başlamış.

Bu projeyi düşünüp ortaya atanların, o çocukların aldıkları alışveriş çekini tekrar "fast-food"ta harcamayacaklarına dair bir taahhüt ve önlem almayı akıl edip etmediklerini ise bilmiyorum. The Times of London'un yalancısıyım.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

10.03.2008

Paralı kuyruk

0 yorum  

Ödeme, alışveriş vb kuyruklarından hepimiz nefret ederiz öyle değil mi? Zorunlu olmasak kimse bizi orada tutamaz hatta işimiz olmasa para verseler dahi kuyruğa girip sıra beklemeyiz. Offf ızdıraptır o kuyruklarda beklemek. Bankalar, vergi vezneleri, mağaza kasaları, yemekhane, kantin, otobüs, dolmuş kuyrukları bunların başında gelir. Buradaki kuyruklarda zamanın geçmediği gibi sıra da bir türlü gelmez. Öfkeden artık söylenmeye başlar, sert sert ayaklarımızı yere vurur, derin oflar çekerek kuyruğun başındaki görevlilere sıkıldığımızı ve bir an önce buradan kurtulma arzusunda olduğumuzu belirterek yaptığı işleri hızlandırmasını ima ederiz.

Neticede görevliler de kimse beklesin istemez çünkü kuyruktaki gerginlik arttıkça bunun kendilerini bir kavga ortamına çekmesi de kaçınılmaz olur.

Hele bankalar ve vergi daireleri özellikle çekilmez olurlar çünkü hem onlara para ödeyeceksinizdir hem de sizinle var olan bu yerler size bu kuyruk işkencesini yaşatırlar. Gerçekten haksızlık, üstüne para verseler çekilmez bu çile. Bir yandan da mecbursunuzdur, ödemenizin günüdür-özellikle son günü- ve bu ödemeyi yapmasanız, yapacağınız ödemeyi bir de cezalı ödemek durumunda kalacaksınız, bunun zorunluluğu olmasa dakika durmazsınız.

Düşünsenize hem para ödeyeceksiniz hem de kuyrukta bekleyeceksiniz mümkün değil ya! Para verseler çekilmez. Peki hiç özellikle kuyrukta beklemek için para verdiğiniz yerler geliyor mu aklınıza? Bir düşünün bakalım, geldi mi aklınıza böyle bir yer? “Yok canım olur mu öyle şey, ben deli miyim sıra beklemek için para vereceğim?” dediğinizi duyar gibiyim.

İsteyerek veya zorunluluktan kuyruk beklemek için para vermeyi göze alanları bizzat görüyorum ve bir nebze garipsiyorum. Günlük hayatta kuyruk çilesinden veryansın eden insanlar, söz konusu kendin al (self servis) kafelere veya lokantalara gidince hem para verip hem de gıklarını çıkarmadan sıra bekleyebiliyorlar. Olabiliyormuş yani değil mi?

Hele şu otoyollardaki dinlenme tesisleri tam soygun yapıyor bu konuda hem kendin al sistemi işliyor hem de lüks bir restoran fiyatına yemek satıyor. Canını yediğimin köftecileri,pidecileri allah sizi başımdan eksik etmesin.

Yok arkadaş, benim hiç işime gelmez; hem para vereceğim hem de servis olmayacak. Ne anladım bu işten aynı şeyi ben evde de yapıyorum hatta çoğunlukla annem sağolsun bana fırsat bile tanımıyor servis konusunda.

Kendin al (self servis); sermaye tarafından icat edilmiş, hizmet sektöründe maliyetleri düşürmek amaçlı bir sistem. Güya servis elemanı maliyetinden tasarruf edilip daha ekonomik hizmet sunmak amaçlı bir girişim. Kendin al tarzı yürüyen işletmelerden hiç hazzetmem edenlere de bir müddet düşünmelerini tavsiye ederim.

Şayet cebimde bir lokantada yemek yemeğe, kafeteryada çay içemeye yetecek kadar para olmasa da bir dürümcüde önüme gelen ayranla yarım ekmek döneri, bir çay ocağında önüme gelen bir bardak çayı janjanlı kendin al kafe ve lokantalara tercih ederim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

09.03.2008

Cemil Çiçek Talabani'yi yolcu ederken

0 yorum  

Sam Amca emri vermiş; Irak yönetimiyle ilişkileri sıcak tutacaksınız, davet edeceksiniz, gideceksiniz. Onlar da artık meşru bir devlet her ne kadar biz elimizle tepeden indirsek de dün kapınızdaki kuçular bugün bir devletin başında ve onlara hakettiği ihtimamı göstereceksiniz. AKP zaten Samin emrine amade ne derse eyvallah! Sayın Sezer'in, zamanında selamını almadığı adam şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nin köşküne giriyor ve Irak'ın kuzeyinde Kürdistan diye söz edebilme cüretini gösterebiliyor.
Elimiz(!) mahkum. Hani bağımsızız ya ondan mütevellit.
Her neyse, ne olduysa oldu ve AKP tepemizdeyken daha çok şeyler olacak ya görelim bakalım ama şu Cemil Çiçek Talabani'yi yolcu ederken hissettiği duyguları bi yansıtayım istedim ne de olsa bizim bakanımız o!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

07.03.2008

Haşhaşlı ekmek hapse mahkum eder mi?

0 yorum  

Evet eder ama nerede? Tahmin edin!

Kanadalı 43 yaşındaki Briton Keight Brown, Londra heathrow havalimanından bindiği uçaktan gelişmiş uyuşturucu tarama cihazlarıyla donatılmış Dubai havalimanına inince kontrol noktasında tarama cihazına takılır ve üzerinde üç haşhaş taneciği tespit edilir o da hepi topu 0.003 gramdır. Ve uyuşturucuya karşı hukuk sisteminde "sıfır müsmaha"yı benimsemiş Dubai'de bu zatın hakkında uyuşturucu madde bulundurmaktan 4 yıl hapis cezasına hüküm verilir. Briton'un talihsizliğine Heathrow havalimanında yediği ekmekten üzerine dökülen 3 haşhaş taneciği sebep olmuştur.

Devletin mücadele ettiği konularda sıfır müsamaha böyle olmalı işte. Örneğin terör!

Neyse siz siz olun Dubai'ye yolculuk etmeyi düşünüyorsanız evvelinde yediğiniz sandiviçte, yemekte haşhaşlı birşeyler yememeye özen gösterin. Benden uyarması yoksa sizi de yazarım buraya :)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

22.02.2008

Cumhurbaşkanı Gül operasyon bölgesinde

0 yorum  

Yiğit Mehmetçikler gönlümüz ve dualarımız sizinle
Nihayet teröristlere karşı düzenlenen kara operasyonu başladı. Temennimiz köklerinin kazınmasından yana. Memleket sathındaki dualarla, Allah bütün Mehmetçikleri kahpe kurşunundan muhafaza ve amaçlarında muzaffer eylesin.

Cumhurbaşkanı Gül operasyon bölgesinde
Şahsen, Cumhurbaşkanımızı ve Genel Kurmay Başkanımızı operasyon bölgesine ayak basmış ve Türk milletini oradan selamlarken hayal ediyorum. Muhteşem bir duygu ve güven vereceğini düşünüyorum.

İnsanlıktan bahseden insanlık dışı varlıklar
DTPli vekil ve eş başkanlardan açıklama gelmiş: Operasyon insanlık dışıdır, diye. Acaba bu operasyonu insanlık dışı diye nitelendiren Türk milletinin askerinden tutun Türk-Kürt ayırt etmeden 7 den 70 e sivilini katleden terörsitlerin destekçileri insanlığın neresinde? İçinde, dışında, solunda, sağında?

Kamudaki çalışanlara polistandart
Özelleştirme mağdurlarından, 657 ye 4/c olarak istihdam edilen merkez teşkilatlarında çalışanlarla taşra teşkilatlarında çalışanların arasında çifteyi bırakın polistandarda bir son verilmesi en büyük temennim. Örneğin mecliste ve bakanlıkta çalışanlar 657 deki hemen hemen bütün haklardan yararlanarak (ek çalışma, döner sermaye, ek tazminat vb.) 2000 lirayı bulan aylık ücretle çalışırlarken, taşradakilerin sadece sözleşme ücretlerine mahkum edilerek ek çalışmalardan bile ahrum edilmesinin altında nasıl bir sosyal adalet yatıyor çok merak ediyorum.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

16.02.2008

İş gücü olarak neden kadınlar talep ediliyor?

2 yorum  

Son günlerde gazete köşelerinde ve tartışma programlarında türban tartışmalarıyla paralel gündeme gelen, dikkatimi çeken şey; evlerinde oturan kadınların sayısından yakınmalar. 16 milyon kadın dizini kırıp evinde oturuyormuş. Bu 16 milyon kadının evde oturmaktansa iş gücü olarak Türkiye ekonomisine katkıda bulunması gerektiği savunuluyor. Son ülkemiz nüfusundaki kadın sayısını dikkate alıp iş gücüne katılma oranında hesaplarsak 18 milyon küsür kadının iş gücüne katılmadığı ortaya çıkıyor. Tabi bir o kadar da iş gücüne katılmayan erkek nüfusu var. Bu sayılara emekli, malül vs de dahildir elbet.

İş gücüne katılmayan kadın sayısı kadar erkek sayısı olduğunu da göz önüne alırsak, sermayenin niye özellikle işgücünde kadınları talep ettiği sorusu benim kafama takılıyor.
Şahsi deneyimlerim ve uygulamaları göz önüne aldığımda sermaye tarafından iş gücünde kadınların tercih edilmesindeki asıl sebebin; kadınların ekonomiye faydalı olmaları görüşünden ziyade sermaye tarafından kadınların, erkeğe nispeten ekonomik özgürlüğünü elde edebilmek amacıyla şartları zorlamadığı, kanaatkar olduğu ve daha iyi şartları aramaktansa mevcutla yetinme eğilimi olduğu kanaatindeyim.

Yani erkek, çalıştığı süre içerisinde daha fazla ücret, daha iyi çalışma şartları, daha esnek yönetim unsurları arayışı içerisindedir ve bunları bulduğunu düşündüğü anda mevcut çalışma ortamını ardında bırakıp yeni ortamı tercih eder. Kadınlar, kendilerinde bu vizyon ve çaba olmadığından sermaye tarafından, sömürülmeye daha müsait olduklarından dolayı tercih ediliyorlar ve işgücüne katılmaları konusunda kamuoyu tarafından bunun baskısı yapılıyor diye düşünüyorum.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

13.02.2008

Hep "damsız girilmez" mi olacaktı?

0 yorum  

Akşam Gazetesi Yazarlarından Nagehan Alçı bugün köşesinde:

Erkeksiz girilmez
"Muhafazakârlaştırılma bir mit mi yoksa gerçek mi?" sorusuna tüm ülke cevap arıyor. Tek elden bilinçli bir politika uygulanıp uygulanmadığı bitmeyen bir tartışma konusu. Ancak maalesef bazı çevreler ortamdan cesaret alıyor. İşte size bir örnek: Ayşegül Aydoğdu adlı bir işkadını geçtiğimiz günlerde bir görüşme için Ümraniye'ye gitmiş. Randevusuna erken geldiği için önce bir pastaneye girip çay içmek istemiş. Girdiği yer gayet şık ve büyük bir yermiş. Garson, Ayşegül Hanım'ı kapıda karşılamış ve "Yalnız mısınız?" diye sormuş. "Evet" cevabı alınca da "Erkeksiz almıyoruz" demiş.
Endişelenmekte haksız mıyız? diye sormuş.

Biz garibim erkekler senelerdir aynı sorunla karşılaştığımızda ve genelde bunu modernizmin(!) sosyal hayata yansıması olarak gördüğümüzde hata mı ettik ki acaba? Aynı yaklaşım hatun kısmısına sergilendiğinde, ortamdan cesaret alan muhafazakarlığın gerçeklikle kucaklaştığı an oluyormuş demek ki!

Yoksa hatun kısmısının kendilerinin, potansiyel sapık yerine konulmaları dokunmuş da ortamdan cesaretle bunu muhafazakarlığın yansıması olarak mı göstermek istiyorlar?

İlginç, ne diyeyim!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

02.02.2008

İslam adabı ve otomatik abdest alma makinesi

0 yorum  

İslam bilgini değilim elbette. Müslüman bir insan olarak; İbadetlerini yapmak adına İslam'a gölge düşürüp sosyal hayata (bence) yanlış yansıtan, menfii tepkilere yol açan davranışları eleştirme ve fikrimi beyan etme hakkım olduğu kanaatindeyim.

Bu yazıyı gazeteportta yer alan bir haber üzerine yazma ihtiyacı hissettim. Bu haber ilk değil daha önce de Ayşe Arman, kendisine mektup gönderen okuyucusunun görüşleri doğrultusunda bunu gündeme getirmişti. Okuyucusu, Sabancı Müzesi tuvaletindeki lavaboda abdest alan bir hanımın davranışına tepkisinden söz ediyordu.

Öncelikle şunu belirteyim: Özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemi camilerinde hiçbir zaman tuvalet ile abdesthane yada şadırvan aynı ortamda yer almaz. Hatta şadırvanlar kendi başlarına bir yapı olarak inşa edilmiştir. Son zamanlarda yapılan camilerin bazılarında da bu hassasiyete dikkat edilmiş ve tuvalet ile şadırvanlar ayrı mekanlara konumlandırılmıştır. İslamdaki temizlik adabı gereğince olması gereken de budur.
Bu noktadan hareketle dindar bir Müslüman abdest alırken öncelikle bu adaba uymak hatta bu adaptan ziyade namazın farzlarından biri olan "necaseten taharet"e riayet etmek zorundadır. Bu sebeple abdest alınırken, abdest alınacak yerin temiz olmasına ve etraftan herhangi bir şekilde elbiseye, bedene pislik sıçramamasına ve bulaşmamasına dikkat etme gereği itibariyle tuvaletle içiçe lavabolarda abdest almak pek de uygun olmamaktadır.

Dindar kişinin abdest alırken bu özellikleri de göz önünde bulundurarak umuma açık tuvalatlerin lavabolarında abdest almaya yeltenmemesi daha yerinde bir düşünce olur.
Bunun haricinde bir de işin sosyal adaba mugayir durumu göz önüne alınmalıdır. Bir abdesthanede veya şadırvanda aynı maksatla bir araya gelen insanlar bulunduğu için ortaya çıkan görüntü (çıplak ayaklar, ıslak uzuvlar vb) rahatsızlığa sebebiyet vermemektedir. Oysa umuma açık, kamu kurumları veya özel kurumlar ve işletmelerdeki tuvaletlerde durum böyle olmamaktadır. Orada bulunan insanlar sizin sergilediğiniz görüntüyü, hassasiyetleri veya fikirleri sebebiyle ortama ve düzene uygun bulmayarak söz ettiğim olaylardaki gibi garip ve hatta kabullenemez bir tutum sergileyebilirler, yadırgamamak gerekli. Öncelikle mensubu olunan İslam dininden, insanları iğrendirip soğutmamak adına diğer insanların bu hassasiyetleri göz önüne alınarak bu tür sahnelere meydan vermemek daha yerinde olur diye düşünüyorum.

Başka bir konu olarak ele alındığında; mevcut iktidar partisinin dindarlığını ön plana çıkarması hasebiyle siyasetini sürdürmesi, bu şekilde vuku bulan sahnelere karşı insanların öfkesini körüklemektedir. İnsanlar (bence yanlış olsa da) daha önceleri de bu tür davranışlarda bulunuyorlardı ama adabı elden bırakmamak kaydıyla. Şimdi ise mevcut iktidarın dindarlığını ön plana çıkarmasıyla, iktidarı da yanlarında gören kişiler zamanla içlerine sindirmek zorunda kaldıkları ezilmişlik hissini bu şekilde giderme yoluna gidiyorlar diye düşünüyorum. Dediğim gibi bu tür davranışlar yeni ortaya çıkıyor değil ama iktidar partisine öfke duyan insanlar artık bu tür davranışları doğrudan siyasi bir mücadele ve kafa tutma olarak gördüklerinden dolayı dile getirmeye ve gündeme sokmaya daha fazla çaba harcamaktalar.

Bazılarının dediği şekilde dile getirecek olursam; artık şehirlileşmeye başlayan dindar insanların ihtiyaçlarının da hizmet veya mal üreten sermaye tarafından dikkate alınarak hem ihtiyaçlar giderilmeli hem de toplumdaki bu tür çatışmaların(!) ortaya çıkması engellenmeli.

Bu kadar yazdıktan sonra Emre Aköz'ün yazısı da yerini bulur heralde!
Şurada da Emre Aköz'ün yazısında bahsettiği patent süreci devam eden otomatik abdest alma makinesi hakkında diğer görüntü ve bilgiler yer alıyor. Bu da başka bir model.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

26.01.2008

Yazarstarlar belli oldu

0 yorum  

Gazeteport'un 1500 kişinin katılımıyla başlayan "Yazar aranıyor" veya bizim tabirimizle "Yazarstar" yarışması 22.01.2008 tarihi itibariyle sona erdi.
Yarışma sonucunda ilk üçe girmeyi başararak yarışmadan yazarstar olarak çıkan isimler şunlar:

1 Feridun Fikri Bayar
2 Kıymet Nadir Bindebir
3 Zübeyde Saraçoğlu
Yarışma süresince jürinin önerdikleri kısmında öne çıkan isimlerin ilk üçte yer alması benim açımdan beklenmedik bir sonuç olmadı. Kendilerini tebrik eder, yollarının açık olmasını temenni ederim.

Gazeteport tarafından başka bir yazarlık yarışması daha düzenlenmiş durumda fakat bu yarışmanın konusu ağırlıklı futbol olduğundan ve konu beni pek ilgilendirmediğinden değinmedim. Esasında ülkemizdeki futbol terörünün azgınlaşması veya ortaya kalkması konusunda büyük tesirleri olduğunu düşündüğüm spor (futbol yazarları desek daha doğru olur) yazarları konusunda futbol dünyasına vakıf olmadığımdan birşeyler söylemek istemiyorum. Söylemek istediğim tek şey : Hitap edecekleri kitlenin şiddete eğilimlerini dizginleyebilecek bir anlayışla yazılarını kaleme almalarını temenni ediyorum. Buna en çok mevcut futbol yazarlarının dikkat etmesi gerekirken benim temennim en azından bu kitlelere seslerini duyurmaya başlayan adayların bu hoşgörüyü gösterebilmesidir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

25.01.2008

Müftülükten hutbe lie Türkçe'ye destek

0 yorum  

Cuma hutbeleri Diyanet tarafından bence verimli kullanılamıyor, bu ayrı bir mesele. Beni asıl sevindiren cuma hutbesi içerisinde Türkçe'nin korunması ve sahip çıkılması ile ilgili dile getirilen cümleler. Bence üstünkörü bir değinme olsa da umut verici. Konusu "Kültür mirasımızı koruyalım" olan bu cuma hutbesinde Müftülük şu cümlelerle:

Milli kültürümüz içinde korumamız gereken en önemli unsurlardan biri de dilimizdir. Güzel Türkçe’mizi doğru kullanmalı, özellikle işyerlerine, şirketlerimize, cadde ve sokaklarımıza, ticari ürünlerimize Türkçe isimler vermeliyiz. Maalesef dilimiz de çeşitli şekillerle yozlaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Türkçe'yi koruma konusuna hutbede yer ayırmış. Her şeye rağmen Sakarya Müftülüğü'nü tebrik ediyorum bu duyarlılığından dolayı.

Bir de cami hocalarımız, hutbeleri ellerindeki kağıttan okumak yerine dilinden bal dökülürcesine kendi düşüncelerinden aktaracak vaizler olabilseler daha bir muhteşem olacak gibime geliyor.
Hey gidi Naim Hoca!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

20.01.2008

Fazıl'ın hayalleri

0 yorum  

fazılsay

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

13.01.2008

Enerji sorununa kökten çözüm

0 yorum  

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Hakkı saklı değildir. Hakkı kayıptır. nebilim.net